Çokluğu Algılamak

Kerem Erol

6.6 milyar. 2007 Kasım verilerine göre yaklaşık dünya nüfusu bu. 6.6 milyar tüketici. Hepsi yemek, giyinmek, barınmak, tedavi görmek zorunda. Ülkelerin refah düzeyine göre yukarı çıkıldıkça başka ihtiyaçlar giriyor devreye. Lüksler önce başlıyor, hızla zorunluluk haline geliyor sonra. İster istemez herkese no-frost buzdolapları, memory stickler, araç şarj kitleri gerekiyor.
 
6.6 milyardan yola çıkınca bütün rakamlar büyük oluyor. İnsanlar binlerle, yüz binlerle, milyonlarla konuşmaya alışıyor. Hesap makinelerindeki hane sayıları artıyor. 50 yıl önce hayal edilemeyecek borsa hareketleri bugün kıpırtı sayılıyor. Her şey büyük bir hızla çoğaldıkça, çok giderek azalıyor.
 
Kitleler büyüdükçe, kitlesel hareketlerin öngörüsü de kolaylaşıyor. Bireyin neye yöneleceğini kestirmek hiçbir zaman mümkün olmayacak belki ama toplumların eğilimi hep mercek altında tutuluyor, biliniyor, hatta yönlendiriliyor.
 
Büyük ekonomiler çarklarını böyle döndürüyorlar artık. İstatistiğin ne kadar bilim olduğu teoride tartışıladursun, pratikte bütün sanayi devlerinin kazandıkları parayı katlamalarını AR-GE’lerinde çalışan bilim adamları değil istatistikçiler sağlıyor.
 
Buraya kadar ortaya atılan kavramları yan yana dizelim. Tüketim toplumu, büyük ekonomi, istatistik, … Noktalı alana hangi ülkenin adının yazılması gerektiği o kadar biliniyor ki artık. 300 milyonu aşan nüfusa sahip, nihayetinde tamamı farklı köklerden gelen göçmenlerden oluşan, federe yapısını ayakta tutmak için kendi halkını şuursuz bir tüketime yönlendiren, sırtını istatistiğe dayamış, herkesin “tu kaka” diyip ayıpladığı ama içten içe kıskandığı, daha 232 yaşındaki dünyanın en önemli süper gücü.
 
ABD’de her şey ölçülebilir ve ölçülüyor da. Sadece bürokratların tozlu arşivlerinde dosyalanmak için değil, anında bir hareket planına aktarılıp, yeni bir pazarlama stratejisine veya raflardaki yeni bir ürüne dönüştürülmek için ölçülüyor.
 
Elde edilen sayısal veriler bazen farklı insanların eline geçiyor. Farklı zihinler farklı yorumluyor değerleri, farklı sonuçlara ulaşıyor. Bir sanatçıya esin kaynağı oluyor bazen. Sayılar farklı ellerde belki de gerçek anlamlarına kavuşuyor. Bir sanatçının elinde sayı görselleştiği zaman etkisi çok daha çarpıcı oluyor çünkü. Sayılarla çokluğunu algılayamadığımız “çok”un ayırdına varmamızı sağlıyor.
 
Bu yazıyı süsleyen çalışmalar, eski şirket avukatı yeni fotoğrafçı Chris Jordan’ın “Running the Numbers” isimli sergisinden. Sanatçı her ne kadar serginin gerçek etkisinin ancak gezilmesiyle ve eserlerinin birebir boyutlarıyla görülmesiyle oluşacağını savunsa da bu sayfalardaki örnekler de yeterince sarsıcı. Fotoğraflarda kullanılan objelerin adetleri tamamen istatistik verilere dayanıyor. ABD’de 2006 yılı içinde gerçekleştirilen göğüs büyütme operasyonları 32.000 Barbie bebek kullanılarak nesneleştiriliyor. Amerikan toplumunun her 15 dakika içinde tüketiverdiği 410.000 kağıt bardak tek bir kareye sığınca düşündürmeye başlıyor. Sadece posta ile alışveriş katalogları için ayda kesilen ağaç sayısı, 8 milyon ufacık kürdanın bir araya getirilmesiyle insanın canını acıtıyor. Katlanmış 2.3 milyon hapishane üniforması, 2005 yılında hüküm giymiş bu kadar insanı anlatıyor, “Suç” altında ezileceğimiz bir kaya gibi üzerimize yuvarlanıyor. Çokluğu en iyi göz algılıyor.
 
Serginin diğer eserlerini görmek ve Chris Jordan hakkında daha çok bilgi edinmek için www.chrisjordan.com adresini ziyaret edebilirsiniz. 2008 Nisan’da sergideki eserler kitaplaştırılacak, posterleri hazırlanacak. Kitap ve posterler bu web sitesi üzerinden satışa sunulacak. Chris Jordan gözüne batan şeyleri sadece parmakla diğerlerine gösteren sanatçılardan değil, bir şeyler yapmanın gerektiğini bilenlerden. Bu yüzdendir ki kitabın ve posterlerin geri dönüşüm kağıda ve bitkisel mürekkep kullanılarak basılacağını duyurmuş önceden. Amerikan gençliğini kendine getirme amacı güden bir DVD projesinin de yolda olduğunu belirtmiş.
 
Sergi National Geographic sponsorluğunda Avrupa’ya da geliyor. Roma FotoGraphia Festival’ini 20-22 Nisan arasında ziyaret edecek, gideceği ikinci Avrupa şehri ise Lizbon ancak tarih henüz belirlenememiş.
 
Fotoğrafçının diğer projeleri de aynı sorgulayıcı tavrı koruyor. Ancak bir medya devinin sponsorluğu, Jordan’ın ülkede en çok seyredilen gündüz kuşağı programlarından biri olan Rachel Ray Show’a konuk edilmesi, kendisine doğru gelen eleştiri oklarını bile kâr elde edilecek birer ürüne dönüştürebilen bir sistem karşısında çaresizce gülümsememize sebep oluyor.
 
Her sanatçı gibi Jordan da dünyayı kendi penceresinden görüyor, en yakınındakilerden başlıyor anlatmaya ve arka bahçesinde Amerika var. Eserlerin Amerikan tarzı hayatı anlattığını düşünebilirsiniz. Ama yine de bir televizyon kanalına 1.1 milyar doların ödendiği, yılda 10 milyondan fazla cep telefonunun satıldığı, 20 yıl içinde 43.000 insanın teröre kurban gittiği, kısacası sayısal çoklukların anlamını giderek yitirdiği bir ülkede kendi çıkarımlarınızı yapmanın zor olacağını zannetmiyorum.

keremerol@hotmail.com