Hayat Bazen Kurgudan Daha Gariptir: Code of a Killer
Murat Kızılca
CSI türevi diziler ile yoğunlaşan polisiyelerin laboratuvar kısmı çılgınlığı, ilk zamanlarda seyirciyi bir parça şaşırtsa da bugün artık iyice kanıksandı ve günümüz polisiyelerinin önemli ama sıradan bir parçası oldu bile. Olay yerinde kıl, tüy, kan veya bilumum sıvı bırakmış olan zanlının kimliği, DNA testi sayesinde anında tespit edilebiliyor, tabii ki devletin kolluk güçlerinin elinde o kişinin DNA’sı kayıtlı ise. Peki, DNA testi bulunmadan önce nasıl yakalanıyordu bu zanlılar ya da tersten sormak lazım nasıl yakalanamıyorlardı diye. Code of a Killer, işte bu süreci anlatıyor. Daha doğrusu DNA testinin bulunma aşamasının son demlerini…Polisiye dizilerin cenneti olarak bilinen İngiliz ITV kanalında ilk olarak 6 ve 13 Nisan 2015 tarihlerinde gösterilen Code of a Killer, her biri 65 dakika süren iki bölümden oluşuyor. Gerçek olaylara dayanan dizinin senaryosunu Michael Crompton yazmış, yönetmenliğini üstlenen isim ise Broadchurch ve onun Amerikan versiyonu Gracepoint gibi kalburüstü polisiyelerden tanıdığımız James Strong.
1983 yılında Leicester dışındaki küçük bir kasabada Lynda Mann isimli 15 yaşındaki genç kızın cesedi bulunur. Genç kız önce tecavüze uğramış, sonra da boğularak öldürülmüştür. Dedektif David Baker yönetiminde yaklaşık bir sene süren soruşturma sonuç vermez ve katil bulunamaz. Olay yerinden birkaç kilometre ötedeki Leicester Üniversitesi’nde görevli bilim insanı Dr Alec Jeffreys, DNA üzerine araştırmalar yapmaktadır. Her insanın parmak izi gibi kendine özgü bir DNA dizilimi olduğuna inanan Jeffreys, bu dizilimi okuyabilecek yöntemler üzerinde çalışmaktadır. Aradan 3 sene geçer. İlk cinayetin işlendiği bölgede 15 yaşında bir kız daha benzer şekilde öldürülür. Dedektif David Baker, cinayetlerin aynı kişi tarafından işlendiğine inanmaktadır. Bu sırada Dr Alec Jeffreys, DNA testi konusunda bir hayli aşama kaydetmiş, ilk başarılı sonuçlarını almaya başlamıştır. Baker ve Jeffreys, katili bulmak için beraber çalışmaya karar verir.
Code of a Killer, tamamı gerçek olaylara dayalı senaryosunu iki kısma ayırmış. Baker önderliğinde devam eden cinayet soruşturması ile Jeffreys önderliğinde devam eden DNA testi araştırması, ilk başlarda iki ayrı koldan ilerliyor. Baker ile Jeffreys’in tanışmasından sonra ise ikisinin beraber katili yakalama süreçlerine ve DNA testinin ilk kez bir cinayet soruşturmasında kullanılmasına tanık oluyoruz. İlk başlarda bu iki sürecin ayrı ayrı verilmesi, bir parça kopukluk yaşanmasına neden oluyor ama ikisi biraraya geldikten sonra polisiye dizi takipçilerinin hoşlanacağı kıvama geliyor. Başlardaki dağınıklık bazılarınca eleştirilebilir fakat gerçek bir olayın kurgusunu izlediğimiz için olaya biraz da belgesel yönden bakmak lazım. Açıkçası DNA testinin bulunma süreci ve ilk kez kullanıldığı cinayet davasının aşamaları, fazlasıyla ilgi çekici.
Dizi hakkında getirebileceğim tek eleştiri, Dr Alec Jeffreys’in özel hayatı hakkındaki bölümler olabilir. Klasik bir şekilde evini ve ailesini ihmal eden bilim insanı portresi çizen Jeffreys’in özel hayatı, dramatik bir çatışma ya da gelişme sağlamıyor ve diziye ek bir katkı yapamıyor. Hatta dizinin sırtında kambur gibi yük oluyor bile denebilir. Muhtemelen Jeffreys’in araştırması için feda ettiklerini yansıtmak niyetiyle bu sahneler eklenmiş ama bir yere bağlanmadığı için ucu açık kalmış kablo gibi işlevsiz kalıyor.
Dizide dönemin algısıyla ilgili ipuçları veren sahneler de bulunuyor. Örneğin yerel halkın olaya yaklaşımının yansıtılmaya çalışıldığı toplantı sahnesinde, halkın, test hakkındaki bir kısmı bugün için komik kaçan ama bir kısmı hâlâ geçerliliğini koruyan endişelerinin, katilin bulunması için duydukları istekle gölgelenmesi başarıyla veriliyor. Bugün yeni teknolojik gelişmeler karşısında duyduğumuz endişelerle karşılaştırma yapmak adına ideal bir fırsat olabilir.
Gerçek hayattaki emekli dedektif Baker ile Prof Sir Jeffreys (ki profesörlük ve sir unvanlarını DNA testini bulduktan sonra almıştır), bugüne kadar yaşadıkları olayları konu alan herhangi bir dizi veya film projesine danışmanlık yapma teklifini kabul etmemişler. Ancak Code of a Killer dizisinin yapımcıları, olayların gerçeğe birebir sadık kalacağı konusunda güvence vererek ikisini de ikna etmeyi başarmış. Çekimler de imkânlar elverdiğince olayların geçtiği mekânlarda yapılmış. Bu gibi detaylar da dizinin biyografik yanını kuvvetlendiren öğeler olarak artı hanesine eklenebilir.
Oyunculuklar her İngiliz dizisinde olduğu gibi burada da çizgi üstü. Dr Alec Jeffreys rolündeki John Simm ve Dedektif David Baker’ı canlandıran David Threlfall, rolleri gereği doğal olarak bir parça daha öne çıkıyorlar. Code of a Killer, görsel yapısının ve sanat yönetiminin titizliği sayesinde seksenli yılların havasını yansıtmakta hiçbir sıkıntı yaşamıyor. Yani kısaca teknik anlamda tertemiz bir çalışma denebilir.
Eğer polisiye dizileri seviyorsanız ve gerçek olaylara dayalı biyografik çalışmalardan keyif alıyorsanız, Code of a Killer tam sizin kaleminiz. DNA testinin bulunma aşaması ile ilk kez bir cinayet soruşturmasında kullanılmasına tanık olmak için sadece iki saatinizi ayırmanı yeterli. mkizilca@gmail.com