BİR SALDIRGAN KAHRAMAN / KURTARICI: LEV NIKOLAYEVIC TOLSTOY


Yakup Aydın
Tolstoy, büyük Rus romancısı, pedagogu, filozofu, hatta belki de din adamı... Tolstoy’un ne olduğunu dile getirmek istediğimizde kendisinin tam anlamıyla her şey olduğunu fark ederiz. Rus olmayanlar belki bu konuda hemfikir olmayabilirler ama Ruslar Tolstoy’un Rusya’nın her şeyi olduğunu dile getirmekten çekinmezler. Tolstoy Rusların kahramanıdır.
 
Kahraman Tolstoy 1828’de hayatı boyunca belli zamanlar hariç yaşayacağı Yasnaya Polyana köyünde doğdu. Çocuk yaşta önce annesini, sonra babasını kaybetti. Teyzesi tarafından büyütüldü. İlginç biriydi bu adam, bu teyzesine ve daha sonra halasına gönlünü kaptıracak kadar ilginç. Cocukluğunda erkek arkadaşlarına da ilgi duyardı. Ama bir deha olacağı daha çocukken belliydi. İlk kez Yasnaya Polyana’dan ailesi ile birlikte şehire indiğinde hem hayatı boyunca nefret edeceği şehir hayatından ilk tiksintisini duyacak hem de yazarlığının ilk deneyimini bir çocuk olarak yaşayacaktı. Zeki bir öğrenciydi, daha sonra asker olmaya karar verdi ve Kafkaslar’ın yolunu tuttu. Buradaki askerlik yılları tam anlamıyla yazar olmaya başlamasının başlangıç yıllarıydı. Kazaklar, Sivastopol Hikayeleri gibi eserler bu yıllarda şekillenmeye başladı. Tolstoy ileride karşı çıkacağı ve karşı çıktığı yıllarda bile hatırladığında gurur duyacağı askerlik yılları sayesinde yazar oldu bir nevi. Savaş ve Barış bile bir savaşın, bir askeri mücadelenin gözleminin eseridir.
 
Bu yazıda Tolstoy’un hayatı odakta olmayacak. Bu yüzden başka bir noktaya kırmaya çalışacağım direksiyonu. Amacım hayatını anlatmak değil, evet, ama hayatından bağımsız anlatılacak şeyler de değil. Bu bağlamda Tolstoy’un özellikle 2. büyük eseri Anna Karenina’yı yazdıktan sonraki değişimine, dine dönüşüne, kiliseye saldırışına, kendini peygamber ilan edecek noktaya gelmesine ve başkaları tarafından bir kahraman, bir kurtarıcı ilan edilmesine değineceğim çok kısa biçimde…
 
Tabii her kahraman ilan eden Tolstoy’u peygamber ilan etmiyordu. Hayatı boyunca kavgalı olduğu Turgenyev için Tolstoy bir yazar, bir romancı olarak tam anlamıyla bir Rus kahramanıydı, Besteci Çaykovski için de öyle, öyle ki Çaykovski “Ivan Ilyiç’in Ölümü” adlı öyküsü sayesinde tanımıştı Tolstoy’u ve Tolstoy bu eseri sayesinde Çaykovski’nin değerli günlüğünün 28 Ağustos 1886 tarihli sayfasını işgal edebilmiş, övgü kazanabilmişti; “‘Ivan Ilyiç’in Ölümü’nü okudum. Hangi çağda olursa olsun dünyada yasamış olan ressam-yazarların en büyüğünün Lev Tolstoy olduğuna hiç bu kadar emin olmamıştım. Avrupa’nın ortaya koymuş olduğu büyük işlere karşılık, Rusların başlarını dik tutmalarına tek başına yeter. Tolstoy’un dev, neredeyse tanrısal büyülükte biri olduğunu düşünmemde yurtseverlik hiçbir rol oynamıyor.”
 
Bu tür övgülerde sorun yoktu. Kime göre? Elbette Sonya Tolstoy’a göre. Sonya Tolstoy Lev Tolstoy’un her zaman bir roman yazarı olarak var olmasını isteyen biri olarak yukarıdaki övgülerden pek hoşnut kalıyordu. İlk zamanlar Tolstoy da öyle. Öyle ki beğenilmediğinde saldırır ya da umursamazdı. Tolstoy bir kahramandı evet, fakat saldırgan bir kahramandı. Hayatı boyunca Turgenyev’e saldırdı, Dostoyevski’ye saldırdı. Önce hak verip daha sonra Herzen’e, Bakunin’e saldırdı. Ailesine saldırdı, Sonya’ya ve diğerlerine ve nihayet yetinmedi Çar’a saldırdı, iktidara saldırdı, mülkiyete saldırdı, hukuk kurallarına, kiliseye, İncil’e, şehir hayatına, sanata, her şeye saldırdı Tolstoy. Her şeye saldırıp, o her şey tarafından kahraman ve kurtarıcı ilan edilebilen belki de tek yazardır. Çünkü kendisinin eserlerinin yayılmasına karşı çıkan Çar 3. Aleksandr’da okuyor ve beğeniyordu Tolstoy’u, Çariçe ve çocukları da. Turgenyev, Babalar ve Oğullar’ın büyük yazarı bu koca adam az çekmedi Tolstoy’dan ama buna rağmen Fransa ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde eserlerinin yayılmasını sağladı. Her dakika Rusya’nın en büyük yazarı diyen o değil miydi, konu Tolstoy olunca?
Saldırgan kahraman Tolstoy’u kurtarıcı ve peygamber kıvamına getiren de bu saldırganlığıydı. Yukarıda da belirttiğim gibi Tolstoy Anna Karenina’dan sonra özellikle değişti ve kendini felsefeye verdi, dine döndü ve yine yukarıda belirttiğim gibi kiliseye, İncil’e saldırdı. Bu saldırganlıklar Tolstoy’a yandaşlar, müritler kazandırdı. Tolstoy bir Hristiyan olduktan sonra çok değişmişti çünkü. Kilisenin devletin bir kuklası olduğunu, İncil’in de din adamlarının keyiflerine göre yazdıkları bir kitap olduğunu iddia etti. Molakonlarla irtibata geçmeye başladı. Ve Puşkin ve Dostoyevski gibi onun da yolu Optina Pustin Manastırı’na düştü. Orada da aradığını bulamadı, staretz ona çok itici geldi, anlaşamadılar da zaten. Tolstoy Rusya’nın kalbi Optina Pustin’e de saldırdı. Silahı kalemiydi tabii. Tolstoy’un edebiyattan uzaklaşıp, dine, felsefeye kendini vermesi ve bu yönde etrafına saldırması yukarıda dediğim gibi kendisine müritler kazandırıyordu ve dolayısıyla övgüler de. İşte yukarıda bir roman yazarı olarak aldığı övgülerden hoşnut olan Sonya, bir peygamber, bir kurtarıcı olarak görülmeye başlayan Tolstoy’un bu yönde aldığı övgülerden hoşnut kalmıyordu. Öyle ki çocuklarının öğretmeni sosyalist Aleksiyev’i işten çıkarmayı istemişti bu yüzden. Ama Tolstoy için fikirleri ailesinden bile önemliydi, çocuklarını zaten pek sevmezdi. Yani en azından on küsür tane çocuk sahibi oldu ama belki de hemen hiçbirinin doğumuna sevinmedi. Sevinmiyor ama anneliğin kutsal bir şey olduğunu düşünüp doğru bir şey yapıyordu kendisine göre, açıkcası azgın da bir adamdı. Sonya doğum yaptıktan bir ay sonra Sonya ile tekrar ilişkiye girmiş bir kahramandı yani. Önceki yazımda kısaca anlattığım Weininger'in “fahişe-anne” meselesinin mimarı da Tolstoy. Karısından 12.cocuğunu elde ettikten sonra “Ne Yapmalıyız?” adlı denemesinde “Sadece anne erkeklerin saygısına değerdir, diğerleri fahişeden başka bir şey değildir,” demekten ve bunu Sonya’ya, yani eşine okumaktan da çekinmedi. Ailesine de saldırdı yani büyük kahraman ve kurtarıcı adam.
 
Herkese saldırırken kendi kendisine saldırmamak için kendini uzun süre tuttu. Ama özellikle Sonya Tolstoy ile her kavgasından sonra kendisine de salsırıyordu, kendisini de yerden yere vuruyordu. Ama diğer tüm saldırdıkları kişiler için saldırmasına rağmen nasıl bir kahraman ve kurtarıcı ise, kendisine göre de bir kahraman ve kurtarıcıydı. Bunun farkındaydı. Bakmayın köpek dediğime, ben çok seviyorum bu adamı. Yazdığı tüm kitaplar gerçek birer eserdir ve bildiğim bir şey varsa Tolstoy’un tüm bu saldırganlıkları yazdıklarını hayatına uyarlamak içindi (yazdıkları ile yaptıkları birbirini tutmuyordu diyenler burada mı?) ve saldırdığı herkes de bunun farkındaydı. İşte bu yüzden herkes için bir kahraman ve bir kurtarıcıydı. Sonya için, Turgenyev için, Tanya için, Maşa için, Strakhov için, her şeyini köylülere dağıtan Prenz Kilkov için, herkes Yasyana Polyana’daki bu kurtarıcıyı ziyaret ederken kendisi de ziyaret edip 1 gün burada konaklayan Maksim Gorki için, tüm zenginliğine Tolstoy’un fikirlerine kapılıp sırt çeviren ve onunla beraber Pisrednik adlı yayınevini kuran Çertkov için bir kahraman ve kurtarıcıydı. Kızı Maşa’ya âşık olan Biryukov için, ressam Gay için,  Auguste Comte propagandacısı vicdanı redci Wilhelm Frey için, mujikler, yoksullar, namuslu ve namussuzlar için bir kahraman ve kurtarıcıydı. Kısacası Tolstoy herkes ve her şey için bir kahraman ve kurtarıcıydı. Dolayısıyla bugün bizler için de öyle. yakup.aydin@outlook.com.tr