Feda


Viktor Pilatan feat Utkan Çınar

Kendimi en özdeştirebildiğim süper kahramanlar Mystery Men’deki Mr. Furious ve Invisible Boy’dur. Mr Furious sadece çok sinirlenebilme, Invisible Boy da kimse ona bakmazken görünmez olma yeteneğine sahipti. Onlar kadar olmasa da benim de bu yeteneklerim var. Hatta insanlar beni görmelerine rağmen, görünmezmişim gibi algılayabiliyorlar. Sadece bunları nasıl insanlığın yararına kullanacağımı bilmiyorum. Hatta ileride bana tansiyon ve damar hastalıkları olarak geri gelebileceğinden korkuyorum. Bir süper yeteneğim daha var. O da dünyada kötü olan her şeyi bir şekilde kapitalizm veya milliyetçiliğe bağlayabiliyorum.


Bu yazıya “Efendim şimdi Raskolnikov şöyledir böyledir,” diye girmek isterdim. Ama sonra yazıyı yazdığım evladiyelik bilgisayar kitlenince kafam dağıldı. O yüzden öyle giremiyorum. Onun yerine kahramanlık konusuna şöyle bir anekdotla gireyim. Şimdi biri gelse bana dese ki; “Birader al sana Anfield’e iki bilet, Liverpool - Man Utd maçına… Yol bizden, ayrıca Liverpool Store’a da 1000 poundluk hediye çeki...” Şimdi bu insan benim kahramanım olur. Diyecekseniz sen ne yüzeysel birisin. Ama anlatmak istediğim şu; benim bir kahramana ihtiyacım yok. Çok ekstrem durumlar olmadığı sürece çok uzun süre sonra bile aç kalmayacağım sanırım. İstediğim müziği dinliyorum, istediğim filmi izliyorum. Özgürlüğüm var. Yani kahramanlık ihtiyacı benim betimleyebileceğim bir şey değil. 

Süper olmayan, yani realist kahramanlık ise feda gerektiriyor herhalde. Bir şeylere ilk kafa tutan adamlar kendilerini feda ederler, ardından gelen kuşakların o konuda daha özgür ve bilinçli olmalarını sağlarlar. Ne biliyim işte o Rosa Parks kafası. Ya da G8 toplantılarında dayak yiyen anti- kapitalistler. Hopdediks Bayram Kuzu. Hatırlar mısınız? Siyanürle altın aranmasına karşı ‘90’larda Türkiye’nin en çok fark edilen çevreci eyleminin, Bergama köylülerinin yüzüydü. Rachel Corrie. 23 yaşındaki Amerikalı, Filistinlilerin yaşam hakkını savunurken bir İsrail askerinin kullandığı buldozerin altında can vermişti. Yuri Gagarin uzaya gittiğinde “Bu da Amerika’ya kapak olsun,” dememiştir. “Uzay mekiğinde dünyanın yörüngesinde gezegenimizin ne kadar güzel olduğunu gördüm. İnsanlar! Bu güzelliği koruyalım ve arttıralım, yok etmeyelim,” demiştir. Pablo Escobar. Tarihin en çok kazanan uyuşturucu baronu. 44 yaşında öldürüldüğünde (ya da intihar ettiğinde) fakir halk bir kahramanını kaybetmenin üzüntüsü içerisindeydi. Oligarşi ise bir psikopata karşı bir zafer kazanmıştı.

Tabii yaşadığımız memleketin kahramanlıktan anladığıyla bizimki aynı şey olmayabilir. 2007 tarihli “Develi’yi çöplükten kurtaran TKP’ye tek oy çıkmadı.”* başlıklı haber mesela, bu konuda iyi bir örnek olabilir. Burada halkı arkanıza aldığınızı düşündüğünüz anda, kafanızı çevirdiğinizde kimseyi göremeyebilirsiniz. “Herkes gider sen kalırsın” isimli sözümüzü hatırlatmak isterim. Sinizm fena.

“Özlüyorum sizi… Şimdi sadece kafalarınızın tepesine bakıyorum.” – Louie CK

Alex Gibney’in** Steve Jobs belgeseli The Man in the Machine’i izleyince ve girişinde de kahramanlarımdan Hunter S. Thompson’ın*** cenazesinde çalan “Mr. Tambourine Man”i duyunca içimde bir şeyler kıpırdadı. Bu, şirketinin kâr etmesi dışında hiçbir ana hedefi olmayan adama, nasıl olup da John Lennon, Martin Luther King gibi bir uğurlamayla veda edildiğini anlamak zor değil ama gene de insan bir sarsılıyor. Küçücük çocukların “O (büyük “O”), iMac’i yaptı” diye saygı duruşuna geçmeleri. Kapitalizmin görünen bir kahramana ihtiyacı vardı. ‘80’lerin ve’90’ların Amerika’sı dünya tarihin en domine eder ülkesi haline geldiğinde artık CEO’ların da puro içen şişko patron imgesinden büyük kahramanlara da dönüşmesinin vakti gelmişti herhalde. Jobs da zaten bu mevki için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyordu. Zaten ne diyordu? “Think Different”. Yani “Biz daha çok mal nasıl satarız, biraz farklı düşünün,” diyordu çalışanlarına.

Jobs’un Apple’ın başına tekrar geldiğinde yaptığı tek delikanlı iş yardım çalışmalarına son vermesi. Yüzsüzce bağış ve hayır işleriyle kendini aklamaya çalışmamasını, dürüstçe vahşi olmasını takdir ediyorum. Çin’de Apple’ın iPhone’larını yaptırdıkları Foxconn’daki intiharları**** önlemek için binalara file germeyi düşünmeleri yeter de artar bile. Böylece çevreye ve çalışanlarına verdikleri zararı affedebiliriz. Sarkazmı bir yana bırakırsak, herkes Suriyeli göçmenlere evinde baksa bile bu bir çözüm olmayacak. Ama mesela iPhone da almasak iyi olabilir. Sorunun kaynağına hep teğet geçiyoruz gibi geliyor.

Aklıma o Bosch reklamı geliyor. “Müşterilerimin güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.” Ulan bi de etseydin. Adam sahtekârlık yapmamayı tercih etmesini slogan yapmış. Kapitalizmin kahramanı olmaz.

Sonunda kahramanı uzakta araya gerek yok. Lennon’ın “Working Class Hero”su her şeyi anlatır. Çaresizce bir “üst-insan” dilenmenin âlemi yok. Herkes kahramandır. Aklın yolu birdir. Sen dürüstçe çalışıyor, insanlara, hayvanlara yardım ediyorsan, çevreni koruyorsan; zaten bu cehennem kıyısındaki yaşamda bir kahramansındır.

http://www.sondakika.com/haber/haber-develi-yi-coplukten-kurtaran-tkp-ye-tek-oy-cikmadi/
** 2003’teki Enron skandalı belgeseliyle adını duyuran Gibney, Hunter S. Thompson’dan Fela Kuti’ye, Wikileaks’ten, Lance Armstorng’a, Scientology’ye, birçok önemli figür ve olay üzerine durmak bilmeden gayet iyi belgeseller yapıyor.
*** Hunter S. Thompson’dan kısaca bahsetmek kolay değil ama yaşamı ve ölümüyle sıra dışı bir kahramandır o da. İlgi göstermek okuyucuya kalmış.
**** https://en.wikipedia.org/wiki/Foxconn_suicides

kendihayat@gmail.com