Hâlâ İlerde; Smokey
Utkan Çınar
“Bir gün bir blackout’tan uyandığımda Steely Dan ile stüdyodaydım… Hollywood buydu.” – John “Smokey” CondonŞu muhabbetlerle sık sık karşılaşabiliriz ve haklılık payı da bulabilirsiniz: “İnternet çıktığından beri, müzik eski heyecanında değildir.” Geçenlerde bir araştırmada insanların 33 yaşından itibaren yeni müzik dinlemeyi bıraktığı söyleniyordu. Sanırım gençliğin bitiş yaşını da bu yapabiliriz. İnternet sayesinde eskilerde yapılmış ama şu ana kadar dinleme şansını bulamadığımız müziklere de ulaşmamız mümkün oluyor. (Sean Parker, Soulseek ve The Pirate Bay gerçek kahramanlar mıdır acaba?)
Smokey ile de öyle tanıştık. Bu yılın en büyük sürprizlerinden biri yayınlanan toplama How Far Will You Go? The S&M Recordings, 1973-81 oldu. Toplama, John “Smokey” Condon’ın EJ Emmons’un desteğiyle kaydedip ‘70’lerde yayınladığı single’lardan oluşuyor. Ve bu harika birlikteliğin birçok türü zamanından önce veya öncüleriyle beraber icra ettiğini görüyorsunuz. Punk, synth-pop, funk, R&B gibi. Ama aslen en büyük rakibi David Bowie. 1974 tarihli ilk 45’likleri “Leather”, bu toplamanın da açılış şarkısı, o dönemin Bowie’sine oldukça yakın bir şarkı. Kesinlikle daha kötü de değil. Şarkıların dekadan sokak hikâyeli konularına gelince Lou Reed’i de anımsamamak mümkün değil. E, Iggy Pop’un yerine The Stooges’la deneme de yaptığını hesaba katarsak zaten ‘70’lerin tüm büyük isimlerine kafa tutan bir karakterden bahsediyoruz. Ama yaptıkları şarkılar ve sahne duruşları homofobinin hüküm sürdüğü plak şirketlerinden “fazla gay” cevabını alınca kendi plak şirketlerini kurmaya karar veriyorlar. Pek şaşırtıcı olmayan şekilde S&M Recordings adını alan şirket bünyesinde yayınlamaya başlıyorlar müziklerini. Ama albümdense, aslında şimdiki gibi, teker teker 45’liklerle kariyerlerine devam ediyorlar. Plak şirketleri tarafından sürekli reddedilme ve gelen tepkiler Condon’u pes ettiriyor ve 30’una gelmeden müziği bırakıyor.

Condon daha 16 yaşında Baltimore bir kulübün üst katında yaşamaya başlamış ve ünlü yönetmen John Waters’ın yakın çevresinin parçalarından biri olmuş. ‘70’lere geldiğimizde ise Hollywood’da, English Disco’da performanslar veren bir vokalistmiş artık. John Condon, müziklerinin bu kadar farklı tarzlarda olmasını hem Bob Dylan, Rod Stewart sevgisi, hem büyürken dinlediği country şarkıları, hem de Baltimore’da denk geldiği siyah müziğine bağlıyor. Smokey’nin müziğiyle beraber aslında ödünsüz gay’liğinden bahsetmeli. Condon tacize uğramış bir çocuk olarak Bowie’nin androjenisine karşı “delikanlı” bir gay duruşuna sahip. Evet “Piss Slave” gayet akılda kalıcı bir disko şarkısı ama “Tuvaletin olmak istiyorum” gibi sözlerle çok satan bir müzisyen olma şansınızı kendi elinizle itiyorsunuz ister istemez. O zaman da işler plak şirketlerine çok bağlı tabii. Şimdiki gibi özgür bir yayınlama medium’larına sahip olsalardı… Gene de Adrian Belew, Randy Rhoads (Ozzy Osbourne’la da çaldı) ve James Williamson (The Stooges) gibi isimlerle kayıt yapma şansını bulmuşlar. Toplamadaki şarkılara baktığınızda birbirlerinden o kadar farklılar ki. Toplamaya adını veren “How Far Will You Go?” zaten ismiyle tavırlarını gayet güzel yansıtıyor. “I’ll Always Love You”yu duyduğunuzda ağzınız açık kalıyor. ‘80’lerden bir pop ikonuna ait olduğunu düşünebilirsiniz. Ariel Pink şu anda avangard pop ile ne yapıyorsa bunu da “Topaz”da görebilirsiniz. “Puttin’ on the Ritz”de Jim Morrison oluverir Condon. Daha da ileri gideyim, “DTNA” sanki bir Zappa şarkısıdır. Prodüksiyonu üstlenen Emmons’ın akustik enstrümanları kotarması çok usta tınlamasa da çok enteresan fikirlere sahip bir prodüktör olduğunu itiraf etmeliyim.
Şu an 63 yaşındaki John Condon uzun yıllardır bir ışıklandırma şirketinin muhasebe işlerini yönetiyor. Smokey adeta çok umut vaat eden ama genç yaşta sakatlanıp “ne olurdu kimbilir?” hissini oluşturan topçulara benziyor. Daha iyi prodüktörlerle ve müzisyenlerle çalışabilme şansı bulabilse, daha uzun bir kariyer yapabilseler ve canlı performans deneyimleme şansı daha fazla olsa neler olurdu kim bilir. Zaten gördükleri ilgi sayesinde bu aralar EJ Emmons bir grup kurma peşine düşmüş ve Amerika’da birkaç şehirde canlı performans şansları varmış. Böyle prensiplerinden ve tavırlarından ödün vermeyen insanların da “kahramanlık” kültüründe mutlaka yerleri vardır.
“Bizi olduğumuz gibi kabul etmeleri lazımdı. Ya da s.kerler… Bu böyleydi ve hâlâ böyle.” – EJ Semmons khgv@hotmail.com