Dünya ile Bir: PONZA
Tayfun Polat
Mayıs ayında internet ortamına bir klip düştü. Her prodüksiyonuna şapka çıkarttığım Çağan Tunalı ve Noisest ekibi tarafından paylaşıldığından hemen dikkat kesildim elbet. PONZA adında bir grubun “Free Kids” isimli parçası bahsettiğim. O gün tutuldum ve peşine düştüm kimdir, nedir, nerden beslendi, ne yedi, ne içti bu adamlar diye. Neo-psikoleliya çok revaçta uzundur dünyada. Ve doğal olarak yerli müzisyelerimizin bir kısmını da etkisi altına aldı. Lakin, PONZA haricinde hiçbir gruptan henüz bu türü böylesine yeyip yutmuş bir sound, bir yaklaşım gelmedi. Grup çok taze. Geçen ay da 4 parçalık Free Kids EP’si çıktı Shalgam Records’tan. Lakin, doğal olarak müziğin bu hale gelmesinin öyküsü uzun. PONZA dediğimiz de, yanında Noisest ailesinden dostlarıyla Güneş Akyürek aslında. Önce yukarıdaki sorulara yanıt almak için peşine düştüm, sonra tanıştım, farkındalığından ve kendini ifade etme doğallığından fazlasıyla etkilendim. Şimdi de sizinle tanıştırmak isterim, baştan uyararak, bu adama kulak kesilmelisiniz!
Güneş Akyürek 2011 yılında bilgisayarda kayıt işlerine girmeye başlar. Yavaş yavaş tıngırdattığı şeyler bir hale gelmeye başlayınca eşe dosta dinletebilmek için 8 şarkılık bir demo kaydeder. 2009’dan beri şu an PONZA’da davul çalan Salih Topuz ve bas çalan Burak Serter’in de dahil olduğu POST grubuna çektiği klipler vesilesiyle Noisest ailesiyle içli dışlıdır. Çağan Tunalı’ya dinletir kayıtlarını. Çağan, karşısına gelen müzisyenleri motive etmek ve egolarından arındırıp sadece müziğe odaklanmaları için sert eleştiriler yapmaktadır. Güneş’e de farklı davranmaz. O da tekrar tekrar şekillendirir çalışmalarını. 2012 sonlarında şehirden kaçıp Kerpe’de bir organik tarım çiftliğinde kalmakta olan Salih ile karşılaşır ve bu sefer birlikte Kerpe’ye giderler. Orada bir konteynerde 1 ay geçirip şarkıları yeniden aranje ederler. Bu arada sadece müzik değil, insana sağlıklı ve pozitif gelecek her şey üzerine konuşurlar. İzlerler, dinlerler etrafı. Ormanı, doğanın mesajlarını... Neticede 4 şarkıda karar kılınır ve tekrar Çağan’ın karşısına çıkılır. Ve 2013’ten beri tekrar tekrar kayıt yapmaya başlarlar. Salih’in Analog Kültür’de çalışıyor olması sayesinde pek çok ekipmanla tanışıp kullanma fırsatı bulurlar. Faruk Kavi, en baştan beri, gitar ve tel seçimi dahil Güneş’e başka bir mentor olarak projede yer almaktadır. Çağan’ın yorumları ve kayıt teknikleri de müziği değiştirir. 1,5 sene boyunca sürekli kayıtlar, kayıtlar, kayıtlar... Zamana yayarak, konuşa konuşa, sindire sindire. Birbirlerini gayet iyi anladıkları şuradan belli; “Free Kids”e gitarıyla katkıda bulunan Faruk Kavi’ye Güneş “Bana bu şarkının üzerinde uçuşan ve ormanın üzerinde dolaşan gitar ruhları yarat,” der ve tek seferde alınan kayıtlarla şarkının havası benzersiz hale gelir. Kayıtlar tamamlanınca da Çağan’ın takvimine uyarak uzunca bir sürede, yine sindire sindire, miks ve mastering’e girişilir. Ve Mayıs ayında “Free Kids” videosuyla PONZA arz-ı endam eder.

“Free Kids” ile ortaya çıkmanın da bir hikâyesi var; seneler önce yazdığı bu ilk şarkıda Güneş, dünyanın her yerinde bağımsız müzik yapan, insanlara bir şey verebilmek için uğraşan herkese bir selam vermek istemiş. Ardından kayıtların plak olarak basılmasına büyük önem verdiklerinden Ayyuka ve Reverie Falls On All albümlerini plak olarak basan Ulaş Şalgam’ın Shalgam Records’unun kapısını çalmışlar. “60’larda, ‘70lerde müzik yapmış çok değerli müzisyenlerin albümleri şu anda dijital olarak bulunmuyor. Ama bu kayıtlar plak oradan bir yerlerden çıkınca bir anda değeri anlaşılıyor. Bir hazine gibi karşımıza çıkıyor. Bu kayıtların bir şekilde tarihe gömüldüğünü plak olarak basılırsa hissedecektik,” diyor Güneş ve ekliyor; “Bağımsız müzikte, özellikle psikodelik müzikte bir gelişme olmasının, Avustralyalı, Orta Amerikalı müzisyenlerin, dünyanın her tarafında bu tarz müziklerin ortaya çıkmasının temel sebeplerinden biri bu kayıt teknolojilerinin ulaşılabilir olması. Bu çok daha bireysel bir şekilde olabiliyor. Odanızda yapabiliyorsunuz. Ben ve yaşıtlarımın babalarından kalan müzik dinleme kültürünün, plakların filizlenmesi psikodelik rock akımının yeniden ortaya çıkmasının da sebebi. Aslında bu müzik türü hep yapıldı. ‘80’lerde, ‘90’larda da çok iyi gruplar var. Benim iki senem internette araştırarak geçti. İnternet olmasaydı ancak raflarda karşına çıkarsa keşfedeceğin, ilgiliysen bulacağın müziklerdi bunlar.”
Nihayetinde, plak geliyor. PONZA ise şimdiden LP olarak çıkartmak istedikleri yeni kayıtlara gömülmüş. Müziği canlı sahneye taşırken synthesizer ile Doğukan Acar da ekibe katılmış. Pek konser vermediler henüz. Ama çok da aceleci değiller bu konuda. İşin görsel tarafına da eğilmek istiyorlar. Ki bu müziğin klip yönetmenliğinden gelme bir adamın görselleştirmesiyle çok farklı bir performansa dönüşeceğini de açık. Şu ana kadar olabildiğince doğal kaynaklarla pişirilmiş bir aşa, sosyal medya dilbazlığı, sponsorlu reklam, konser vermek için konser vermek gibi tuzlar katmak istemiyorlar. İnsanlara kendi kendine ulaşacağını düşünüyorlar müziklerinin.
Şimdi sözü yine Güneş’e bırakacağım, Güneş’in EP’deki diğer şarkılarla ilgili söylediklerine:
“Sea of Flowers” - Bir doğum günü partisinde İtalyan bir müzisyenle konuşurken psikodelik rock’ı ne kadar sevdiğimi, babamdan kalan plaklarla büyüdüğümü, plak topladığımı, o an bir şey mırıldanmaya başlayacak olsak bunun pozitif duygularla ruha dokunacak bir melodi olacağını anlatırken ortaya çıktı. Bir şey mırıldandım ve o kafamda kaldı.
“Mr. T” - Zamanla ilgili bir şarkı. Bir şeyler yapmaya çalışıp hep bir çıkış noktası arayan insanlarla ilgili. Çoğu insan yaşı ilerledikçe zaman geçiyor, bu saatten sonra bir şey yapamam diyor. Tam da bu düşünce insanların önünü tıkıyor. Bu zamansızlığı düşünerek sanat yapmamız lazım. O zaman özgürleşip tekrar gençleşebiliyoruz.
“Motherland” – Sınırlarla ülkeleri çiziyoruz. Vizeyi bırakın, insanlar şu an sınırlarda telef oluyorlar. Sonuçta neresi kimin ki? Bence gelecekte bu zaten bir şekilde eriyecek. Dünyanın bir anne, bizim de üstünde gezen hücreler olduğumuzu fark etmek lazım. Hepimiz birbimize karşı da, bu akış içerisinde de çok büyük etkiler yaratıyoruz. Ancak sevgi ve saygı çerçevesinde pozitif hareket edebiliriz. Nefret söylemi sorun yaratıyor ve bu sorun bir kanserli hücre gibi büyüyor. Dünyanın dört bir tarafındaki insanlarla aynı bilgileri paylaşıyor ve aynı şeyleri konuşuyoruz. Dünyanın her yerinde benzer müziklerin çıkmasının bir sebebi de bu aslında. Artık bu sınırlandırmaların, sınırlamaların erimesi lazım. Bir olarak hareket etmemiz lazım. Hippi saçmalamaları gibi ama şarkıyı bunları düşünerek yazdım.
Memleketin dayatılan gündeminde Güneş Akyürek ve PONZA üyeleri gibi özgür çocukların sesini duymak zor. Ya da kimsenin önceliği değil. PONZA bu an, burada müzik yapıyor olsa da, bu an, burada örneğine rastlayamayacağımız evrensellikte bir müzik yapıyor. Daha fazla övmek isterim. Ama iyisi mi siz EP’yi bir dinleyin. Neden bahsettiğimizi anlayacaksınız.
tayfunpolat@hotmail.com