milli iskambil kartları
Oğuzhan Oğuz
Savaşan mı yoksa savaşmayı reddeden mi? Kimdir daha cesur olan? - John Boyne Dudakları, Dokunaklı Devrimler Demliyor Diyen Diyarbakırsız Deli Düştü Demin Deliğe. Elin Emevisi Erkekliğini Etlerini Emcirdiğimin Emmoğlusu Edasıyla Emekleyerek Evcilleştirdi. Vaktiyle Vahdaniyetin Vukuya Vahşi Vekiller Vasıleylediği Vilayetleri Vakur Vibratörleriyle Vel’asra Vidalayan Vandallardan Veni Vidi Vicilere Varan Viral Vertigoların Vajinalara Veletlendiği Vakkas Vatikan Vecizeleriyle Vuruldu Vera! Lakin Leşlerin Limoni Lakırdılarından Leziz Lenfomalar Libidolarıyla Lütfedip Lailaheillallah Lafzını Laihaleillallahlaştırmıştı Layıkıyla. Elhamdulillah Eteklerin Elzem Emirlerle Edilgendiği Evlerde Esriyen Ecinniler Erişemedi Emellerine Ernesto Emmi. Tanzimata Tevekkülü Taşralara Tazminat Tecellisiyle Taşeronlaştıran Tükürük Tıynetli Tarih Tecritte Tütüne Talim Tembel Tenekeleri Tuğra Taşşaklı Tetikçileriyle Tıraşladığından Tekbir Tamponları Taklaya Trambolin Tedarikleriyle Tabulaştırıldı Toma Tersanelerinde.
bak işte.. devlet.. aşağı yukarı bu denli saçma bi şey. bu minvalde bağzı kurumların ilmi bordrolarına itaat eden bağzı azmanlar uğrak yeri haline getirdikleri musalla taşlarını bağrına basan sarma tütün tiryakisi babaları karşılarına alıp birtakım fetvalarda bulunuyorlar kendi meşreplerince törpüledikleri sinsiyet üzerine. temsil misal şöyle: kaağramanaskerleri.... vesaire vesaire! vicdanın tersinden tertip ettiği bu infihal, türevi mazlumun telefine tekabül eden, apış arası buram buram kan kokan tüm olguları kendine yontmayı bildiği gibi yıllar yılı altını kurşuni renklerle bezlediği kaağramanlık küpürlerini de hiç tereddüt etmeden iliştirebiliyor balık biçiminde resmedebileceğimiz toplumsal hafızanın üniter dinamiklerine. halbuki o kadar çok, o kadar çok konuşuldu ki bu mesele... artık kabak tadı filan da değil damaklarımızda kalan... ulan hepiniz ordaydınız be! diye bağırıp, nahif bir velet gibi sol gözümü kaşıya kaşıya dönüp arkamı gidesim gelmiyo değil hani, mevzunun esbab-ı mucibesine yönelik argümanlarla dolu münazaralarda. o denli “I have nothing to say” çınlıyor kulaklarımda. o denli “neyse ver ulan bi cigara”.. ahhh! şu kemılsoft da olmasa... geçen gün “bizyaptıkoldu” biçiminde kurulan tek ülke, yeni türkiyenin, miladi imsakiyesine rastladım bir ilan panosunda. fiili iktidarını milyonların kaağramanı olarak ilan eden malum zatı da iliştirmişler filan böyle alabildiğine zikri mülkiyet içeren panaromik bir çalışma. neyse, durdum düşündüm öyle bi. ulan dedim her şey bi kenara, gelecekteki tırnak içinde “ata”ların prototipi buysa, yeni türk dil kurumunu yeni bi “atasözleri ve deyimler sözlüğü” hazırlamak üzere göreve davet etmeliyim lan dedim, ben de yaaaani dedim ne hayırsız sade vatandaşım arkadaş dedim... sade vatandaş dediğin ülkesine şuncacık hizmeti çok görür mü lan dedim.. hiç işte olcak iş mi dedim.. hem dedim cızlamı çekmesine ramak kalmış bir türk genci olaraktan ben, bu heriflerin yanında işe girsem, bu agayı da örnek alsam filan... burdan yürürüm lan dedim. burdan yürürüm, nerden baksan on bilemedin onbeş seneye şöyle üç artı bir, ara kat, yerden ısıtmalı bi ülke sahibi filan olurum lan dedim. belki milyonların kaağramanı olamam ama evindireği filan olurum, bu da az şey değil yani, düşük bütçeli de olsa bi yerde kaağramanlığa girer heralde dedim.. taam lan dedim.. miladi imsakiyesini de aldım güzide ülkemin, oturdum tiz-i reftar olan milislerimi arayıp hay payinize damen dolaşsın emi mübarekler diye fırçaladıktan sonra kaağramanlık kuramının fenni altyapısına zulüm katsayısı yüksek nükteler devşirmeyi şiar edinmelerini öğütledim. milis tabii bu durur mu çıktı geldi dedi böyle bi ekipler mekipler yanında bi davullar zurnalar filan. vay dedi reis dedi seni yemminle dedi pammıklara sarmalar sararız ne bedel isteriz ne hesap sorarız amma kesin başkan yaptırırız heralde galiba dedi... şimdi klişeden de tiksinen bi tip olduğum için tabii, böyle efendim tezahüratlar olsun, bilimum işte besteler, deyimler filan olsun, bunların yaratacağı kaosa da mütevazı katkılar sunmak adına temkinli yaklaştım. dedim nerden tanıyor acaba. meğersem künyeyi görmüş. o zaman dedim hele siz dedim beni bi dinleyin böle hemen gaza gelmeyin. benim künye sağlamdır, oturun şindi şurda bakın benim milli iskambil kartlarım var. orada şindi o milli iskambil kartlarımın boş kalan kısımlarına ben ne dersem onları kellimesi kellimesine yazın. şindi öncelikle, yaz; manidar sakinleştirici kaağramanlık mesajı bir: taam taam.. hiş valla, taam.. şindi onu öyle çok şehittirmeyelim... / iki, ekonomik buhranlarda galeyan temelli ergen tribi: baralar baralar kapanmasın yaralar... / üç, resmi törenlerde otoritenin değil de böyle hani halkın tepkisini dillendiriyormuşcasına asi kısa kes aydın havası olsun muhalif kesim eleştirisi: şu baraları şehittirsek de mi sıfırlasak şehittirmesek de mi sıfırlasak! / dört: bu şindi tabii reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığıyla şekillenmeli ki daha da vurucu bir kapanış söz konusu olsun. promptırıma aynen şöyle yazın: bu katliamlardan hangisi daha büyük? barut tozu sermayeyi ne kadar kabartır? kan nasıl böyle istihdam kokar? devlet babam böyle darbe yapmayı nerden öğrendi? / gibi gibi.. bunlar böyle bir tutam konuşuldu tabii ortamda böyle gayriciddi bir durum. hemen atıldım, bakın beyler dedim, kaağramanlık ciddi bir müessese. burada böyle oturup kumara kadim iskambil kartları hazırlıyosunuz filan ama bunun da bilincinde olalım, zira kaağramanlık kişinin kendine yakışan kefeni giymesidir dedim. bakın bunlar tutar dedim.. burdan yürüyün, dedim. burdan yürüyün inşaallah bu sinfak burdan inşaatyaresulullaha kadar gidecek mübarekler dedim. velev ki muktedirdim, yeri gelince garbın afakını saracak çelik zırhlar kuşanmayı, peygamber kavliyle anılmayı, en kabilinden kefenimi turfanda teneşirlerle sıvazlamayı bilmeliydim. neticede bu sinsiyet, gün gelecek beni kaağramanlık mertebesinden ziyadesiyle süperkaağramanlık mertebesine eriştirecek ahali mühendisliğinin en nadide mihenk taşıydı. Her şey hazır, leddigeymbigins dedim.... artık sen ben o caağnım pilanı nasıl yaptıysam, anam bir başladı işlemeye.. tıkkır.. tıkkır.. tıkkır.. tıkkır.. saat gibi işledi mübarek, yemmin ediyorum bukkadarını ben bile beklemiyordum allah seni inandırsın! şimdi bakkıyorum beni çekkemiyenlerin morali sıffır sıffır sıffır! İşte devlet nezdinde aşağı yukarı böyle bişeydir kaağramanlık.
sermaye nezdinde ise maharet, hakikat idmanlarıyla hazırlanıp sahaya çıkan muhalifler, iktidarla ikili mücadeleye girdiği vakit, kafa topuna çıkan sivilleri, tabutta röveşatalara çok iyi kalkan üniformalıları sağ çaprazdan bindirip sert ama isabetli muz ortalarla pozisyona sokmaktır. işin matematiği basittir. asıl maharet bu basit denklemi alabildiğine kamufle edebilmektedir. misal, Cahit Arf’ın bir önemi yoktur. lakin Cahit Arf’ın resmini paraya basmak önemlidir. kurdun kuşa durduğunu akla uydurur.
mevzunun alametifarikası bu denli açık seçik ve muktedirlerin elindeyken, yaşını başını almış koskoca bir halk olarak siz çıkıp yıllar yılı dert yolunda ne ilk ne de sonuncuyum kafasında takılıp kahrediyor hayat beni, ben acılar çocuğuyum diye boynu bükükleri oynayarak sistemin her çaldığı düdüğe bayrak sallayamazsınız. çünkü devlet nezdinde zalimin zulmü varsa, zalimi zulmü vardır. şarkı sevenin allahı var diye devam etmez. çünkü devlet nezdinde allah yoktur. nasıl ki kutsal değerlerinizle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayıp utanmadan bu değerlere sahip çıkıyormuş edasıyla meydanlarda fink atmak “yetkili bi abi” olarak devleti aklamıyorsa, çorbada tuzumuz olsun kıvamında eşgüdümlü tevekküller geliştirip canınızdan can gittiğini iddaa ederken, evlatlarınızı bu çatal dişlinin çarkına dahil edip, kendi kaağramanlarını yaratmak için evlatlarınızın en kutsal hakkı olan yaşam hakkını gasp etmekte bir beis görmeyen kurmaylara selam durmanız da kusura bakmayın ama evlatlarınız karşısında sizi aklamıyor sayın Türkiye Halkları. bundan mütevellit, elinize yüzünüze bulaştırdığınız ne varsa yavaşça bir kenara bırakın ve barışın.. inadına barışın.. barışın, barışın, barışın, doyamayıp bi daha barışın. hatta öyle bi barışın ki, görenler; “barıştılar barıştılar barıştılar, ama öyle böyle barışmadılar, çok barıştılar. bi yerde durcak heralde bunların barışması dedik, daha ne kadar barışırlar ya dedik, gene barıştılar!” deyip apışıp kalsınlar. görün bakın o zaman bu sizi nasıl da kahramanlaştırır!
bu arada, önümüz sandık. önümüzarkamızsağımızsolumuz sobe! olmasın diye matematiğe mütevazı bir katkı... yeni türkiye’nin pi sayısı: 399,999... oguzo@sabanciuniv.edu