HİKÂYET
Nazlı Kalkan
“Hikâyenin sonu başından bellidir. Eğer kahraman her sabah geceleyin dünyayla kopardığı bağı yeniden tesis etmek için uğraşıyorsa; hikâye uzun bir müddet bitmeyecek demektir.”Bu sözler Muarrif’in dilinden döküldü. Muhallil elini çenesine koymuş, Muuarrif’i dinliyordu.
Muarrif: “İşte, bütün hareketlerinin birbirini sırasıyla izlediği, tahmin edilebilir, sıradan bir güne uyandığını zanneden kahraman, aslında o gün sıradan bir güne uyanmış olmadığını, tam o günün onu yolculuğa çıkaracak gün olacağını henüz anlayamamış bir halde bahçesinde çalışmaya devam ederken...”
Muhallil söze girdi: “Kahraman bir şey olmadan evvel kurduğu düzende böylece yaşayıp gitmektedir. Ama bir şey olur!”
Muarrif sözüne kaldığı yerden devam etmek istedi: “Evet, bir şey olur. Huzur içindeki köyüne düşmanlar girmeye başlar, verimli topraklarında parazitler türer. Eskiden refah içinde olan köyün tarlalarından artık ürün alınamaz olur. Kuşlar ötmez, insanlar gülmez olur, mutsuzluk ve huzursuzluk köyün etrafına yayılır. Bu köy canlı bir beden olsaydı eğer, hareketten kesilir, hayattan zevk almaz, yemeden içmeden kesilir, geceleri uyuyamazdı.”
Muhallil gözlüklerini taktı ve sözü teklifsizce devraldı: “İşte fantazmalarda köyü kurtarmaya giden bu kahraman denilen şey, insan bedeninin kendi kendisine musallat olmuş huzursuzluğu defetmek için yola koyulmuş bir parçasıdır. Düzenini kurmuş olan bu insanın bedeninde bu düzen işlemez hale gelmiş, vesvese ve huzursuzluk zayıflamış olan bünyesinden içeri sızmış haldedir. Bu durumda beden uzun müddet metodu değiştirmemeye direnmiş; ancak düşman olan vesvese ve huzursuzluk gün geçtikçe şiddetini artırmış, her şey altüst olmuş; düzen yerle bir olmuştur. Esasında hiç yola çıkmak istemeyen kahraman yola çıkmak zorunda bırakılmışıtır.”
Muarrif teklifsizce kendisinden alınan sözünü geri aldı: “Biz hikâyemize devam edelim. Evet kahraman yola her gün ne yapacağını bildiği günlerinin aksine; başına neyin geleceğini bilmeksizin yola koyulur.”
Muhallil araya girdi: “Bilinmezlikten korku zuhur eder. Bir mesel hakkında ne kadar az şey biliniyorsa o derecede korku tesirini artırır. Nitekim kahramanın çıktığı yolculuk kendi şahsiyetine çıktığı yolculuktan bir başkası değildir. Ancak korkunun tesirini artıran şey, bilinmez olan kendi şahsiyetidir. Şahsiyete yapılan yolculuk zor, çetin ve engellerle doludur. Esasında yolculuğuna engel teşkil eden parazit ve yaratıklar yine kendi şahsiyetinin habis parçalarıdır. Kahraman bu düşmanlarla tek tek savaşarak yoluna devam etmeye çalışır. Şahsiyetinin parçaları artık kendisine gerçek birer düşman olmuştur.”
Muarrif, bu konuşmada en çok kendisinin anlatması gerektiğini düşünerek, Muhallil’in bu kadar geveze olmasına kızmış bir şekilde sözüne devam etmeye çalıştı: “Kahramanlar genellikle bu ve benzeri engelllerle karşılaşırlar, bizim hikâyesini anlatmaya çalıştığımız ve fakat Muhallil’in tahlillerinden dolayı anlatamadığımız kahraman da böyledir. Misalen İbrahim gibi, yahut Herakles, Don Kişot da vardır. Şimdi bizim kahramanımızın hikâyesine dönersek...”

Muhallil söze karıştı: “Zavallı Don Kişot. Deli bir kahramanın egosundaki düşmanlık bir yeldeğirmeni kadar zararsız ve kendi halindedir. Hikâyesi aldanmaca ve oyunlarla doludur. Zavallı Don Kişot deliliği iyileştirilmiş ve topluma kazandırılmıştır artık.”
Muarrif iyiden iyiye sinirlenmiş bir şekilde: “Konuyu dağıtmayalım, kahraman yolun sonuna yaklaşmak üzeredir,” dedi.
Muhallil: “Don Kişot’tun bahsinin açılmasında da bir esas vardır!”
Muarrif: “Efendim bırakalım Don Kişot’u, ondan hiç bahsetmediğimi varsayın. Yeter artık!”
Muhallil: “Yetmez! Ama evet, kahraman en çetin kısıma ulaşabilmişse eğer, burası gecenin en karanlık, havanın en soğuk, uğursuzluk ve acının en ağır çöktüğü zamanıdır.”
Muarrif: “Kahraman tel örgüler, köpekler ve kara askerlerle çevrili tapınağa ulaşır, burada gücü tükenir ve neredeyse devam edemeyecek hale gelir.”
Muhallil: “Aynı biçimde tel örgülerle çevrilmiş soğuk, karanlık ve ürkütücü kale de şuuraltı bölgesini temsil etmektedir.”
Muarrif: “Burada savaş iyiden iyiye kızışır.”
Muhallil: “Esasında kızışan şey şuuraltının direnci ile birlikte şahsiyet içerisindeki parçaların birbiri ile olan savaşıdır. Artık bu savaşın geri dönüşü yoktur. Şahsiyet kendi tasavvuru ile karşılaşacaktır artık ve bu korkunç bir şeydir.”
Muarrif: “Bundan sonra kahraman...”
Muhallil: “Bundan sonra hikâye bitmek zorundadır. Kahraman engeli aşmıştır yahut aşamamıştır. Aşamazsa ölümsüzlüğe hapsolacak, hikâyenin bu kısmında takılı kalarak defalarca aynı sahneyi yaşayacaktır. Eğer engeli aşarsa evine dönebilecektir. Esasında burada eve dönmeyi başarmak da şahsiyetin kendi öz terkibine ulaşabilmeyi temsil eder.”
Muarrif sözünün devamlı kesilmiş olmasından dolayı o kadar sinirlenmişti ki; o ana kadar hiç fark edilmemiş olan ince cam bardağı sinirinden yere fırlattı. Bardak paramparça olduktan sonra etrafta fazladan bir sessizlik oldu. Muhallil sanki bu sahne defalarca tekrarlanmış gibi hiç irkilmedi. Gözlerini yana kaydırarak sustu, bir müddet de hiç konuşmadı.
Muarrif siyah ceketinin omuzlarını silkeledi, üzerini başını düzeltti, sandalyesine tekrar oturdu. O zamana kadar fark edilmemiş olan plaktan bir müzik sesi geldi. İkisi de birer sigara yaktı ve düşündü. Muarrif ayağını ritmik bir şekilde yere vurarak sakinleştikten sonra müziği kıstı. Derin bir nefes alıp bir müddet yere baktı ve sonra söze girdi: “Bu defa da şahsım olarak hikâyeyi tam bir şekilde anlatamadığım ve hiç konuşamadığım için hikâyeyi baştan anlatacağım. Lütfen bu defa bölmeyiniz.”
Muhallil umursamaz bir yüz fadesiyle etrafa bakınarak Muarrif’in hikâyesine giriş yapmasını bekledi. Muarrif boğazındaki gıcığı temizledikten sonra, en başından tekrar anlatmaya başladı:
“Efendim, hikâyenin sonu başından bellidir...” nazlikalkan8@gmail.com