Niyet neydi akıbet ne oldu
Turgut Yüksel
32 kısım tekmili birden Amerikan çizgi romanında kahramanlarının değişim serüveni
Amerika kaynaklı senaryo öğretisinin vazgeçilmezlerinden biri de anlatılan kahramanın hikâye içinde değişim geçirmesidir. Bu değişim gerçekleşmezse yaptığınız çalışma dünyanın en şahane senaryosu olsa bile çöpe gidecek metinlerden biridir yapımcılar için. Bunun istisnaları tabii ki vardır. Örneğin Cohen kardeşlerin filmlerinde kahramanlar / karakterler filme nasıl başladıysa öyle bitirirler.Amerika’da üretilen çizgi roman kahramanların serüvenini de 120 yıllık bir film olarak ele alırsak, bu figürlerin nasıl değişim gösterdiğine de bir göz atmak lazım. Nereden başladılar, nereye vardılar:
1894 senesine dönelim. Yani çizerlerin hikâye içinde ve hikâyeyi yayınlarken “zaman”ı keşfetmelerine; kısacası şimdi bize aşina olan “devamı var” ibaresinin kullanılmasına. Bu tanım o ana kadar çizilen cartoon’dan, comic-strip’lere geçiş sağladı ve çizer, anlatmak istediği hikâyeyi karelere bölüp bunları belli bir sıraya koyarak kronolojik bir düzen katabilme imkânına kavuştu. (Bu zamanı kullanma olgusunu çizerler 20 sene daha kurcalayıp, hikâye içinde geçmişe, geleceğe gidip, aynı zaman dilimi içinde bir başka mekâna ve sahneye geçiş yapmayı keşfettiler.)
Bununla bağlantı olarak aynı tarihlerde Richard Outcault’un yazıp çizdiği Yellow Kid’i Amerikan çizgi roman tarihinin süreli yayınlanan ilk kahramanı olarak anmakta fayda var. Zira bu sarı entarili çocuğun serüveninin anlatıldığı strip Amerika’da ilk konuşma balonunun kullanıldığı çizgi olmuştur. Hatta bu karakter o kadar çok tuttu ki çizerleri değişe değişe 1990’a kadar yayınlanması devam etti.
İlk başlarda büyük ilgi duyulan bu komik çizgi kahramanlar, 1929 buhranında değişikliğe uğradı. Zira bu tarihte Gallup’un yaptığı bir araştırmada çizgi roman okurları arasında, “profesörler, polisler, doktorlar, kamyon şoförleri ve çöpçüler”inde bulunduğunu gösteriyordu. “Tabii ki bu kadar yetişkin insana, yıllardır mizahi içerikli ve cartoon tarzında çizilmiş çizgi roman okumaktan gına gelmişti”. Bu sonuç üzerine United Features, Hal Forster isimli bir afiş ressamını bünyesine alarak E.R. Burroughts’un “Tarzan” romanını günlük bant halinde çizdirmeye başladı. Artık çizgi romanda yetişkin kahramanlar dönemi başlamıştı.
Tarzan’la birlikte başlayan “macera çizgi romanı” çok büyük ilgi görünce “Şövalye ruhlu” diğer kahramanlar da kendilerini çizgi roman sayfalarında göstermeye başladı. Zayıfların yanında duran, kötülere ve kötülüklere karşı yılmadan mücadele eden bu kahramanlar okurları maceradan maceraya, bilinmedik coğrafyalara sürüklüyordu. O dönemde yayınlanan Kızıl Maske, Sihirbazlar Kralı Mandrake, Jungle Jim, Gizli Ajan X9, Dick Tracy gibi kahramanların görüntüleri değişse bile temel özellikleri aynıydı: Hepsinin kendine has bir kıyafeti ve beyefendi tavrı öne çıkıyordu. Ve tabii ki kötülüklere karşı yılmadan mücadele etmeleri vazgeçilmezleriydi. Bu süre içinde kahramanlar gazete sayfalarından ayrılıp kendi varlığını sektör olarak ilan eden çizgi roman dergilerine taşınmıştı.
Süperler geliyor
1937 yılında kurulan Detective Comisc (DC) dergisi kara polisiye hikâyeleri çizgi romana uyarlıyordu ve 27. sayısında da karşımıza Batman çıktı. Hemen hemen aynı zaman diliminde (az önce) Action Comics dergisinde de Jerry Siegel ve Joe Shuster’in yarattığı Superman isimli kahraman derginin ilk sayısının (Haziran 1938) kapağında duruyordu. Ama Superman 1933’te yaratılmıştı ve şu anda bildiğimiz halden çok farklıydı. Uzaydan üstün güçleri ile gelip dünyayı istila edecek olan kel ve kötü bir kahramandı. Bu tasarım kabul görmeyince 5 yıl boyunca hikâye ve form üzerinde sürekli değişiklikler yapıldı. Tayt giydi, renkleri Amerikan bayrağı olan mavi kırmızı oldu vb.
Güçlerinin gelişimi de zamana yayıldı. İlk başlarda uçamayan, sadece uzun mesafelere zıplayan uzaylı, uçakların seyahat için günlük hayatta yaygınlaşmasıyla birlikte uçmaya başladı. Çünkü bu “insan uçabiliyorsa Superman’in daha hızlı uçması gerekiyor, yoksa süper kahraman olamaz” düsturuna dayanıyordu.

Batman ve Superman süper kahraman tipinin iki zıt yönünü temsil ederken (aydınlık-karanlık / tanrı-insan / var olan yetenekler- çalışarak elde edilenler) Timely Comics’in yayınladığı Captain America’da vatanseverliği yansıtıyordu, çünkü o sırada 2. Dünya savaşı bütün hararetiyle devam ediyordu. Doğal olarak o dönemdeki bütün çizgi roman kahramanları da 2. Dünya savaşına katılarak düşmana karşı savaştılar. Yani vatani görevlerini yerine getirdiler.
Kahramanlar yetenekleriyle kötülere karşı kasvetli ve kaotik bir ortamda mücadele ederken, Stan Lee, bu vakur ve erdemli kahramanlara karşı yine süper güçleri olan ama hikâyesinde soap opera etkileri ve komedi unsurları taşıyan “Fantastic Four”u Marvel’den sahaya sürdü.
Kahramandan anti-kahramana
Hemen sonra da Lee, ilk çizgi roman anti-kahramanı olan Spiderman’i çizdi. Bu kahramanın özelliği ise, diğerlerinden farklı olarak –mecbur kalmadıkça- süper kötülerle değil kendi kişisel sorunlarıyla uğraşmasıydı.Bu klasikleşmiş üç çizgi roman kahramanı aslında birbirleriyle akrabalıklar taşır.
Üçü de çift kişiliklidir. Birincisi günlük hayatta olan yaşamları ve isimleri; Clark Kent, kendine pek güveni olmayan pısırık gazeteci, Peter Parker, aynı durumda öğrenci ve foto muhabirliği yapmaya çalışıyor, Bruce Wayne de iş adamı, beyefendi. İkincisi de maskelerini ve kıyafetlerini giyip sokağa çıkıp kötülerle mücadele ettikleri durum.
Üçünün de annesi ve babası yoktur. Kadınlarla ilişkilerinde “seviyorsan git konuş” mekanizması çalışmaz.
Batman dışında biri üstün güçlerle dünyaya düşmüş olan uzaylı, diğeri radyasyonlu örümceğin ısırmasıyla mutasyon geçirmiş bir gençtir. Sadece Batman, teknolojik alt yapısını kullanarak hareket kabiliyetini artırmıştır. (Bu karakterin bir başka versiyonu Iron Man’dır.)
Zaman içinde kahramanların mücadele ettikleri kötü karakterler de kendi varlıkları ve kötülüklerinin kaynaklarını izah etmede ısrarcı oldular. Dünyayı yok etmek isteyen çılgın bilim adamlığından anti-kahraman, karanlık tarafın erdemli temsilcisi, kötü ama… gibi tanımlarla onların da birer hikâyesi, kırılgan bir geçmişi olduğunu öğrendik. Hatta Frank Miller içinde sadece kötülerin yaşadığı ve kötülüğün durmadan kol gezdiği Sin City’yi ve onun içinde yaşayanları yarattı. İyiliğin de kötülükle yapıldığı bu şehir okur için yeni bir insanlık ve kahraman halini gösteriyordu.
Dönüşdük de geldik: X-men
Burada kümülatif bir dönüşüm vardır. Hikâyede mutasyana uğramış ve hepsinin de kendine özgü insan üstü maharetleri olan varlıkların (azınlığın veya içerisinde bulundukları toplum tarafından ayırımcılığa uğrayanların) insanlığa karşı kendi haklarını elde etme ve var olma sürecinin, yani bir direniş öyküsünün sürecidir. Burada kötü olan, onları denetim altına almak isteyen, kendi çıkarı için kullanmaya çalışan veya tamamen yok etmeye çalışan insanlıktır. Afrika’dan getirilen kölelerin direniş ve özgürlük mücadelesi referans verilebilir. Ayrıca çizgi romanda ilk defa kullanılan çok karakterli multikültürel yapıyı da içerir hikâye, zira kahramanlar dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiştir.Süperlerin dönüşümü
‘90’larda süper kahramanlar, süperlik misyonlarını doldurdular, çünkü dünya da değişti. Sonunda da kahramanlar kendi içlerinde varoluşlarını sorgulayan bir sürece girdiler ve formları değişti. En son örneği Örümcek Adam oldu. 2011 yılında gazetelerde yayınlanan bu haber yeni bir süper kahraman döneminin başlangıcını veriyordu:
“Yeni Örümcek Adam siyah ve gay:Onu amcası Ben’le yaşayan beyaz bir bilim meraklısı olarak tanımıştık ancak Amerika’daki ırksal değişimlerin bir yansıması olarak Örümcek Adam artık yarı siyah, yarı Latin bir genç...
Spiderman’in haklarını elinde bulunduran Marvel, meşhur maskeli kahramanın arkasındaki yüzü değiştirdiğini açıkladı. Artık Peter Parker’ın yerini Afrikalı Amerikalı Miles Morales aldı. Çizgi romanın yaratıcıları karakterle ilgili bir sürpriz daha olabileceğini de duyurdu. Yeni Örümcek Adam’ın ırkı gibi cinsel yönelimi de değişebilir, eşcinsel olması da olası... Yeni örümcek adamın maceraları çoktan başladı.”
Superman ve Batman’de daha önceleri kendilerinden emin oldukları varoluşu, duruşu, görevlerini yeniden ele alıp, kendi içlerindeki kötü yanlarıyla tanıştılar. Zayıflıkları, yorgunlukları gün yüzüne çıktı. Süperlikten normal insan olma, olay hikâyesinden durum hikâyesine geçişler –tam olmasa bile dokunuşlar- başladı.
Yazının başına dönecek olursak, evet senaryodaki kahraman değişime devam ediyor, çünkü film daha bitmedi. İzliyoruz. turgutyuksel@gmail.com