Bisikletle İspanya’ya - 2: Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Akımı


Faruk Kaplan

Lise tarih dersleri dışında, “Balkanlar” kelimesini en çok duyduğumuz yer sanırım hava durumu programlarıdır ve bu bir tesadüf değildir. Zira Balkanlar gerçekten kendine ait bir iklime ve dağlık bir coğrafyaya sahiptir. Yeşili boldur ve yaz sıcağında bile serin olan bölgeleri çok fazladır. Bu sebeple, Yunanistan’ dan kuzeye yani Makedonya’ ya doğru hareket etmeden önce yol koşullarıyla ilgili bir korkum vardı. Fakat bütün tur boyunca motivasyonumu korumak adına kafamda sürekli tekrarladığım “her çıkışın bir inişi vardır” cümlesi geçerliliğini burada da gösterdi.

Selanik’ den çıktıktan sonra ilk gecemi Makedonya’ nın Gevgelija adlı ufacık bir kentinin, güvenli olduğunu düşündüğüm bir alanında, çadırda geçiriyorum. Ertesi gün için kalacak yerim var. Bu sebeple duş alamamak büyük bir sorun teşkil etmiyor; “Ertesi gün tüm ihtiyaçlarımı gideririm” diye düşünüyorum. Aynen beklediğim gibi Veles’e (Köprülü) vardığımda omzumdan kocaman bir yük kalkıyor. Tertemiz havlular, güzel bir Balkan sofrası ve internetten bulduğum arkadaşımın aracılığı olmadan iletişim kuramadığım halde güler yüzle beni karşılayan bir aile… Aşağıda yazmaya tabii ki devam edeceğim ama Balkan kısmının benim için özeti şu:
 
Bir yere var. Evinde kalacağın insanlar “Dur duşu sonra alırsın” diye seni masaya oturttursun. Müthiş mezeleri ve daha da önemlisi ev yapımı Balkan rakısını sana servis etsinler. Ve sen oraya varmanın 15. dakikasını sarhoş ve suratında şapşal bir rahatlama gülümsemesiyle geçir...
 
Veles’de sadece bir gece kalıp yola devam ediyorum ve önce Kumanovo’da kaldıktan sonra, ertesi gün arkamda bir ülke daha bırakarak Sırbistan’a giriş yapıyorum. İlk gece Vranje’de kaldıktan sonra Leskovac’a ulaşıyorum. Burası benim için önemli kısımlardan biri. Zira ben daha önce hayatımda hiç kimseyle sadece 1 günlük süre zarfında bu kadar yakın bir ilişki kurmadım; bir insanı neredeyse “dost” kategorisine sokacak kadar kendimi ona yakın hissetmedim. Bir süre Amerika’da yaşamış, bu sürenin bir kısmında sokaklarda gitar çalarak geçimini sağlamış, vizesi dolduğu için oradan sınır dışı edilmiş, ancak sınır dışı edilmeden önce çoğunluğu Güney Amerikalı olan mahkûmlarla 2 ay nezarethanede kalmış ve bu sürede İspanyolca konuşmayı öğrenmiş, müthiş hayat dolu ve pozitif Bojan’la beraber, son derece yorgun olmama rağmen bütün gece oturup muhabbet etmekten sıkılmadım..
 
Bojan’ ın annesinin yolda yemem için hazırladığı “çıkını” çantama atarak virajlı, dar, ama müthiş manzaralı Sırbistan yollarına koyuluyorum tekrar. Sırbistan’ın en büyük 3 kentinen biri olan Niş’e ulaştığımda büyük bir rahatlık hissediyorum. Zira o gün yol üzerinde 5 adet tünel geçip (ki bu işi bisikletle yapmak son derece tedirgin edici bir iş) kamyonlarla beraber yolculuk yapıyorum. Ayrıca Niş’ de kalacağım kişiler, benim İstanbul’da tanışıp çok iyi arkadaş olduğum insanlar; Ivan ve Jelena. Bunun verdiği rahatlıkla 1 değil 3 gece birden geçiriyorum orada. Misafirperverliğin ne kadar üst boyutta olduğunun detayına girmiyorum bile.
 
Niş’ de depoladığım enerji ve motivasyon sonrası sırasıyla Ljeviska ve Zlatiborska adlı kasaba görünümlü kentlerde konakladıktan sonra, tura başlamadan önce gitme planımın olmadığı ve daha önce 4 defa gittiğim Belgrad a ulaşıyorum. Kent girişindeki 5 km’lik son derece dik bir yokuş dışında yol ve hava koşulları herhangi bir engel teşkil etmiyor.

 

Pearl Jam Aşkına


Şu hayatta, seyahat etmek ve Beşiktaş’tan sonra vazgeçilmezim olarak adlandırabileceğim 3. şey Pearl Jam’dir herhalde. Bu sebeple 2010’da ilk defa yurtdışına çıktığımda peşlerine takılıp konserlerine gitme şansına erişmiştim. Bu tura çıkmadan önce de yaptığım ilk şey internete girip tur tarihlerine bakmak oldu. Ne kadar şanslıydım ki, her 2 senede bir olduğu gibi bu sene de Avrupa’ya geliyorlardı. Üstelik konser verecekleri kentlerden biri, onlar gelse de gelmese de benim rotamın üzerinde bulunan İtalya’nınTrieste kentiydi. Bu sebeple vizemi aldıktan sonra aldığım ikinci şey bu konserin bileti oldu. Tabii bunu yapmadan önce harita üzerinde gerekli hesaplamalarımı gerçekleştirdim; kaç günde ulaşmam ve günde ne kadar mesafe gitmem gerektiğinin hesabını yaptım. Fakat gel gör ki, sınırdan çıktığım anda daha 15 km gitmeden bu konsere normal yollarla yetişmemin bir hayal olduğunu anladım. Zira tüm tur boyunca sadece bir kere gerçekleştirebildiğim 135 km’lik kişisel mesafe rekorumu, neredeyse gün aşırı tekrarlamam gerekiyordu. Ve bu durum fiziken tabii ki mümkün değildi.

Bu sebeple sınırdan çıkar çıkmaz planımı değiştirdim. Normalde Niş’den batıya saparak devam edecekken, Belgrad’a kadar ulaşıp, oradan Slovenya’nın başkenti Ljubljana’ya otobüsle geçmekte karar kıldım. Tüm turum boyunca vasıta kullandığım tek nokta burası oldu. İleriki bölümde bahsedeceğim: Popomda kıl döndü; o zaman bile vasıta kullanmadım devam edebilmek için…

 

Ljubljana’dan Trieste’ye


Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, hayatım boyunca gördüğüm kent sayısı 50’den fazladır. Ancak bunların çok azı güzellik olarak Ljubljana ile yarışabilir. Tarih, düzen, doğa, tertemiz hava ve su, yeşillik, kentin ortasında bile duyulabilen kuş sesleri…
 
Buraya otobüsle ulaşmak bana zaman kazandırıyor ve bu sayede Ljubljana’da 2 gece kalarak kenti rahat rahat görme şansına erişiyorum.
 
Ljubljana’ dan ayrıldığım gün, İspanya’ya ulaşana kadar neredeyse her seferinde gerçekleştirmek zorunda olacağım “yağmurlu seyahatler” de başlıyor... Hatta o kadar yağıyor ki 2 defa yarımşar saat duraklama yapmak zorunda kalıyorum. Ayrıca otobandan gitmeye çalıştığım için (daha önce de gitmiştim ve bir sorun olmamıştı) arkamdan beni kovalayan bir belediye arabasının “emirle karışık ricası” üzerine yolumu da uzatıyorum. Kısacası o gün çok iyi başlamıyor. Üstüne üstlük planlamadığım bir dağ aşmak zorunda kalıyorum. İlk defa o gün o kadar yoruluyorum. Çıkıyorum çıkıyorum bitmiyor, çıkıyorum çıkıyorum bitmiyor. 10 dakikada bir mola vermeye başlıyorum. Canımdan beziyorum ve kaçınılmaz olarak pes ediyorum bir yerden sonra. Farkında olmadan dağ aşmak zorunda kaldım diye kendime dalga geçiyorum. İlk gördüğüm yerde kalmaya karar veriyorum ve bu sebeple Trieste’ye varmam 1 gün gecikmeli gerçekleşiyor. Ama varıyorum...
 
Devam edecek… farukkaplan@gmail.com