Sevgili Günlük


Nazlı Kalkan
Biliyorum herkes sana böyle söylüyor ve biliyorum ki; herkesin sana bunu söylemesinden nefret ediyorsun. Sevgili günlük derken sana, yüzündeki ekşimiş ifadeyi görür gibiyim. Evet, ben de sana herkes gibi seslenmiş olabilirim. Ama sana anlatacaklarım o kadar farklı ve o kadar özel ki... Sana kimsenin bilmediği bir cevherden konuşacağım, aklımın yüzlerce kat süzgecinden geçmiş mutlak doğru düşüncelerden, dünyanın en özel hislerinden, en derin sevgi ve hoşgörüden, mükemmellikten ve aslında her zaman iyi hissetmesem bile (yani bazen acı da çekebilirim) dünyanın en anlamlı duygularından bahsedeceğim. “Şimdi hatırladım,” dediğini duyar gibiyim, evet o çocuk benim günlük, ne de güzel günlerdi değil mi Sevgili Günlük?
 
“Sevgili Günlük. Bu gün yine çok mutlu uyandım. Gülümsemek benim kaderim galiba. Annem henüz uyanmamıştı. Melekler gibiydi.Uyandırmaya kıyamadım. Annemi çok seviyorum. O mükemmel biri. Okula geç kalmamak için banyoya koştum. 5 defa dişlerimi fırçaladım. 8 defa ellerimi yıkadım. 7 defa yüzümü yıkadım. Tertemiz oldum. Önlüğümü giyindim. Çantamı kontrol ettim. Ders kitaplarımı yerleştirdim. Ne kadar da sorumluluklarını bilen bir çocuğum. Okul o kadar güzel geçti ki; bu gün yine 3 tane aferin aldım. Aferin almak benim kaderim galiba. Derste hep arkadaşlarımın bilmediği şeylerden bahsediyorum. Hepsi beni kıskanıyor. (üstü karalanmış) Hepsi bana imrenerek bakıyor. Benim gibi olmak istiyorlar. Anneleri onlara hep beni örnek veriyormuş. Bazen kızıyorlar bana ama olsun ben çok anlayışlı bir çocuğum. Hepsi benim gibi bir çocuk olmak zorunda değil sonuçta. Güzel bir okul günü de böylece bitti. Eve geldiğimde anneannem beni karşıladı. Annem evde yoktu, ne kadar da çalışkan bir insan, hep bir şeylere yetişmeye çalışıyor. Babam zaten çok çalışıyor. Keşke bu kadar yorulmasaydı. Ama ne yapalım büyükler saygın olmak için çalışmak zorunda olabiliyorlar. Ben de babam gibi büyüyünce çok saygın, çalışkan ve mükemmel biri olacağım. Üzerimi değiştirip banyoya koştum 5 defa dişlerimi fırçaladım. 8 defa ellerimi yıkadım. 7 defa yüzümü yıkadım. Tertemiz oldum. Bu gün anneannem bana makarna yapmıştı, yemek için ona teşekkür ettim. Bana ‘Aferin oğlum,’ dedi. ‘Ne kadar da mükemmel bir çocuksun,’ dedi. Yemekten sonra 5 defa dişlerimi fırçaladım. 8 defa ellerimi yıkadım. 7 defa yüzümü yıkadım. Tertemiz oldum. Odama çekildim. Bütün ödevlerimi yaptıktan sonra 82 soru çözdüm. 32 sayfa kitap okudum. Sonra uykum gelmeye başladı. Ne kadar da mükemmel bir gündü. 5 defa dişlerimi fırçaladım. 8 defa ellerimi yıkadım. 7 defa yüzümü yıkadım. Tertemiz oldum.”

“Nerelerdeydin?” diye sorduğunu duyar gibiyim günlük. Sana yavaş yavaş kendimi açmayacağım günlük. Birden bire bir itirafta bulunacağım. “Zaten biliyorum,” dediğini de duyar gibiyim. Fakat yine de gerçeği anatmakta zorlanıyorum. Kendime torpil geçmeden duramıyorum. Bazen çok sıkılıyorum. Aslında şu anda yazmak falan istemiyorum. Televizyonun karşısına geçip saatlerce reklam izlemek istiyorum. Evin içinde boş boş dolanarak sıkılıyorum. Buzdolabında ne varsa yemek istiyorum. Manasızca etrafa bakınıyorum. Sanki gizlediğim iğrenç bir şey varmış gibi sürekli saklanıyorum. Yakalanmaktan çok korkuyorum. Biliyorsun, çocukluğumda sana her gün ne yaptığımı deflarca anlatmama hiç gerek yoktu. Bu yüzden sayfalarının arasına karbon kağıdı koymuştum. Çocukluğumdan beri sanki sakladığım o iğrenç şeyden ve beni bırakmayan boşluğumun yarattığı tiksintiden, karbon günlüklerimin arkasına saklanarak korundum.
 
Bazen saklanamıyorum günlük. Bu tiksinti beni felç ediyor ve hiç kıpırdayamıyorum. Halbu ki ne kadar kolaymış diyorum bazen, geçmişe bakıp da yapamadıklarım. “Olsaydı yapardım aslında,” diyorum, olsaydı yapardımlarla olmayan şeyleri yapabiliyorum günlük. Sadece olmayan şeyleri yapabiliyorum. Kendimden çok memnun görünsem de kendime çok kızıyorum. Kızgınlığım kabından taşarak dehşetli bir öfkeye dönüşüyor. Öfkem ruhumun geri kalan kısmını dövüyor. Kızgın olan kendimin savunmasız olan kendimi dövmesinden sonra, savunmasız olan kendimi koruyamamış olan kendimden hicap duyuyorum. Bu durum beni çok üzüyor, üzüntüm yoğun bir acıya dönüşüyor. Bu acı dışarıdan hiç anlaşılamıyor. Acı çekmek benim kaderim galiba. Anlaşılamayan acılar çeken ulvi bir varlık olduğumdan belki de saklıyorum acılarımı. Görüyorsun yine de gerçeği anlatamıyorum günlük. Kendime torpil geçmeden duramıyorum. Anlaşılamayan acılar çeken ulvi bir insan olduğumdan saklamıyorum acılarımı. Dışarıdaki insanlar tek düze ve bu acıyı anlayamıyorlar belki de. Çok anlayışlı bir insanım ben yine de kızmıyorum onlara. Herkes benim kadar farklı olmak zorunda değil sonuçta. Görüyorsun ya, yine de gerçeği anlatamıyorum. Kendime torpil geçmeden duramıyorum. Dışarıdaki insanlar anlamıyor değiller. Çok özel olmamdan dolayı da değil.
Acının tabiatı bu. Kimsenin acısı dışarıdan belli olmuyor günlük.
 
Aslında sana her zaman anlattığım gibi iyi şeyler düşünemiyorum. Bazen geçmişe bakıyorum, bazen şimdiye, bazen geleceğe... Sinir oluyorum. Kafamın içinde dışarıdaki eksik insanlar hakkında durmadan konuşuyorum. Bana kendi eksiklerimi hatırattıkları için onlardan nefret ediyorum. Daha da nefret ediyorum, öfkeli olan kendim onları pataklamak istiyor bazı anlarda. Pataklayamadığım için daha da sinirleniyorum. Böylece içimi hırs ve kin kaplıyor. Bazen içimde düşmanca bir şeyler duyuyorum günlük. Bu düşmanca hisleri saklamak için sürekli gülümsüyorum. Her an ısırıp etini kopartabilecek gülümseyen vahşi bir hayvan gibi görünüyorum. Bazen dünyadaki herkesi öldürmek istiyorum. Böyle zamanlarda öldürebildiklerimi; salonumun ortasında gömdüğüm cesetleri düşünüyorum. Onları neden öldürdüğümü hatırlayamıyorum. Bazen de öldürdüğüme pişman oluyorum. Zira öldükten sonra iyi insanlar oluyorlar. İyi insanlar olsalar da salonun ortasına gömülü cesetlerini artık zeminden çıkartamıyorum.
Ölümün tabiatı bu. Kimse öldükten sonra geri dönemiyor günlük.
 
Dünyadaki herkesi öldürmeye gücüm yetemeyeceğinden, “kendimi öldüreyim o zaman,” diyorum günlük. Böyle düşündüğümde; ne zaman ve nasıl öleceğimi çok merak ediyorum. Havalı bir şekilde ölenleri seyrediyorum, elinde bir kadeh şarap, bir şiir söylerken... Ya da gerçek bir kahraman gibi ölmüş olanlar da oluyor. Herkes bütün derin hislerini güzel bir biçimde ölenlere gönderiyor. Bazen hayal ediyorum günlük, bir şekilde ölüyorum. -Kaza eseri ve haksız yere, boşu boşuna ölmeyi tercih ederim. Geride kalanlarda daha çok acıma duygusu uyandırıyor, bir müddet sonra hiç hatırlamayacaklarsa da senden daha fazla bahsedebiliyorlar.-  Hayal ediyorum, boş yere ölmüş cesedimin cebinden bir şiir çıkıyor ve gazetelerde o gece manşet olmuşum. Milyonlar benim için üzülüyor. İşte bu yüzden bir gün gidecek olma ihtimaline karşı, cebimde sürekli “dünyada ölümden başkası yalan” şiiri ile beni daha sempatik ve masum gösterecek küçük oyuncaklar taşıyorum. Bu kadar itiraf çok dehşet verici günlük, daha fazla dayanamam. Şimdi yeniden kendi karbon günlüklerime dönmeliyim. Sana anlattığım bu şeyler yakalansaydı ne kadar da rezil olurdum ve fakat hiç endişe etmiyorum. Birazdan seninle vedalaşırken yazdıklarımı kimsenin okumaması için yok edeceğim.
 
Görüyorsun ya, ne yaparsam yapayım, gerçeği anlatamıyorum. Kendime torpil geçmeden duramıyorum. nazlikalkan8@gmail.com