katırtırnakları yerinde güzeldir


Oğuzhan Oğuz

“bütün yüzyirmisekizler çağlar çağlamasına, lakin bir ece lazım gelir, tahtaya kaldırılan kadavralarına”


Mevzu günlüklerse... Şiirin ve kadavranın içini açmak lazım gelir. Madem ki bütün kallavi fırlamalar zabit bir cehennetteyiz, cümbüşe küle kırk katır bağlayan bir seyis edasıyla başlamak lazım gelir... Keza ben, günlüğünde paragraf başı yapan adamın, ojesi ve ruju dururken kelimelere tutarlı misyonlar yükleyen kadının kargasından şüphe ederim. Ne haddimedir bilinmez ama ederim, huyum kurusun vesselam!

Mevzu günlüklerse, çürük etlerimize kekik ekmek lazım gelir. Zira bu uğurda, tanıyanlarınız tanımayanlarınızla tanıştırsın, anlayanlarınız anlamayanlarınıza anlatsın bir düş için fedaya fitil olmuş gençliğinden kalma bir kadehin ağzını paltosunun iç astarıyla silerken sürahi cebinden düşürdüğü uzun namlulu bir şişenin parçalanmasına binaen savrulan cam parçalarını bileklerine işleyerekten bir sivil, intihara kapak açmıştır abiler. İnsanoğlunun meşhur intiharına. Haydi şerefe!

Bu minvaldedir ki gam, açtı mıydı şiirin içini, intiharı da görür, kafasındaki kurşunların yüzde kırkını zekât niyetine verse Ortadoğu’nun bütün vampirlerine, onikiayüçyüzaltmışbeşgece sahur kurduracak bir sabinin memeye ilk saldırdığı yaşama sevincini de! Mevzu günlüklerse işte, o sabinin kafası, esmer bir çavdar tarlasına kurulu bir dernekte halaya durmaya meyilli bir halk cümbüşüdür abiler. İnsanoğlunun meşhur çehresine. Haydi şerefe!

Ne der damın kamburu? Söyleyin abiler, mevzu günlüklerse ne der? Sakızlar mıdır ağızlarda çiğnenen? Bunu mu anlamalıdır gureba, Ganj ile kutsadığı altın dişlerimizden? Perakende öğütler mi daha çok satar toptan hayat dersleri mi? Söyleyin abiler, hangisi daha çok cezbeder dikkatimizi... Zifiri karanlıkta yazılan şiirler var bir de; pat yerinden söküyorum kirin üstünü örten bakir suları / böylece kök daha zinde tutabiliyor sakallarımı / lifi atmış seccadeler topal adım terkederken sahayı / kalbe benzer taşlarla kaleyi kuran Kerim bağırıyor: Allahını seven defansa gelsin... biçiminde... Yoksa onlar mı? Hadi canım, inanmam! Şiir mi yani? Şiir mi yoksa kadavra mı? Şiirse, takımı motive etmek üzere hayat ciddi anlamda futbola benzer diyor dervişgücünün kafir kaptanı / belli ki o da aşina, dar alanda kısa paslaşmalara... / duaçınarı ve santra! / kulüp tarihindeki ilk gol: kerbela... / ne çok ağlamıştık hatırla! / sonra bir bir arttı gözyaşları skorbordda... Yok kadavraysa, trende mazi kenarı bir bilet için istasyonları arşınlayan birkaç anne var, bir kez daha sarılabilmek için evladına! Tabii bulursa... Zira evlatlar, sandalyeden çok polis jopuna otutturuluyorlar bu coğrafyada.. Dipçikle eziliyor kafaları, kan tutmayan bir betonun avurtlarında... Ha toprak da olur, olmaz değil. Artık siviline göre, sivilinin meşrebine göre, seç beğen al bir yerden sonra. Öyle de cömert yani güzide kolluk kuvvetleri pürü pak devletimizin! Termodinamik, bir annenin yüreğidir abiler! Bunu bir köşeye iliştirin.

yorgunum ve derler belki... / yorgunlar kan ve güneş nikâhları kıyar / imam biçiminde. / altı üstü çocukluk / kafatasları gibi / kalender cürüm hikâyeleri / hep mağlup etmek için / tırmalar kedileri / gel pisi pisi! gel pisi pisi! / gel pisi pisine serdirelim kaldırımlara leşimizi / insanın lades kemiği / müjdelesin cenneti! / yorgunum ve derler ki / bozulmuştur ağızlarında köpüren Raskolnikov proteinleri / yumurta biçiminde / kan ve güneş zevcelerinin gerdek geceleri / bütün kediler ölü doğsun artık akşamüstleri... diye çize çize natürmortingenşıtrayze tipi bir tabloya dönüştürmüş günlüğün gece nakşedilen bir sayfasını birileri... mevzu günlüklerse, nakşetmek gerekir diye nakşediyorum zira, kenafir gözlerime takılanı dua dökmez ellerimle!

Falanca durağa şimdi gelecektik biz seninle... biz seninle falanca durağa şimdi gelecektik, Turgut kadavralarından doğacaktı. Kadavralarından doğacaktı Turgut, biz seninle falanca durağa şimdi gelecektik, biz! Lakin, falanca durağı başımıza yıktılar, ve en kötüsü sen farkında bile değilsin! / İki kahpe sırıtmaya görsün camlarda patlıyor kahkahan. / Halbuki gülmek, sağlam bir duruş gerektirir! derdin bir vakit / yedi düvel sekiz iklim gibi değil / anlamak edasıyla karayı / mizahın içinde kükreyen asi adam / sola doğru savurunca tel tel dökülen saçlarını / sen tek bir kelimeyle özetleyebilirdin bu çağı! / işte bunlar sevgilim derdin! bunlar hep kavram karşaması / en kallavi yürek bile gürültüye dayamış sırtını / bu da zaten gerçek kimliğine kavuşturuyor dünyayı derdin / masallar bitti! şimdi yüzleşme zamanı...

Günlerin bugün getirdiği, yine, elbette, baskı zulüm ve kandır kadavralara giydirilen bayramlıkların taaa iç çoraplarında bir yerde. Temizle anne! ve sabunların banyolara gömülü / emek gölgeleri / etinin tazeliğinde büyür ekmeğin yüz ölçümü / ki bu gevrek aklın iflasından başka bir şey değildir! / Malumlar bilir. Öğretmenler bilir. Malum öğretmenler daha mağlup bilir gibi sanki bir dize / sakin güzleri toplayıp sana etrafı temizlettirmemle ilgili değildir. / kuş ve kedi / ne vakit gömlek değiştirirse modern kitle eylemlerinde / kadın bir çene eskitir aşağı mahallede / bu, Anadolu’nun orta yerinde bir leğen kemiğine lütuf gören isimler takılmasına meyildir. / Sabrıysa marangozhanelerde hizzaya çekilen cetvel niteliğiyle kemale ermek için / nicel bir kuartza deve kestirmektedir. / Abdestlerinden anla anne, anla işte burası... burası bizim caminin ora değildir! / ki sütten kesilmiştir bir çocuk devlet eliyle / dirlik ve düzenden kesilmemiştir! / hatırlarım vardır bir ortaokulöğretmeni kulağından tutup disipline göndertmiştir / daha ilk derste varlığını neden türk varlığına armağan etmesini gerektiğini öğrenmek istediği için! / lakin bu talihsiz olay bize, maksadını aştığında tarih derslerinin aile içi şiddeti körükleyebileceği dersini tarihin tozlu sayfalarına nakşederekten göstertmiştir! / Veli toplantılarının düzenli tertibi, işte bu minval üzredir. / sonra malumdur ki çocuk; bu eğitim sisteminin fertleri ölen askerleri ile övünebilir şeklinde düşünegelmiştir. / nitekim! bunu çok sonra arkadaşlarına anlattığında ona, bir sabahcı kahvesinde, oraletin içinden bir sesle / zalimin zulmü zarfa sevenin Allahı var dinletilmiştir! / teselli niyetine... Günlüğüne, kadavranın içinde yahut dışında değil de, aklında ne var acaba? diye not düşüp durması işte bu yüzdendir.

Yine de sen, kavlet ki paslanmasın nüksettiğin toynaklar aşil tendonunda gecenin... Atlar içimden geçer benim!

Babasının sene-i devriyesinde mahalledeki tek parkı AVM’ye çevirip babasının adını vermişti muhitimizin yirmiüçüncü dönem muhtarı Nabi. Bu iyiliğini hiç unutmadı mahalleli. Gün geldi, mahallenin bütün çocukları AVM’deki fast food dükkânlarında çalışmaya başladı. Gün geldi bu hazin olay zaman-mekân-insan üçlemesinin aynı uzamda hayat bulabilmesine örnek olarak gösterildi. Kim mi gösterdi? Elbette mahallenin yeni sakinleri. Mahallenin yeni dairelerinde oturup yeni havuzlarında serinleyen, yeni arabalarını yeni park yerlerine park eden, her şeyin farkında olup ellerinden bir şey gelmediğine inanan sakinler yani. Geçen gün öldü, Muhtar Nabi. Bir koku sardı mahalleyi. Havuz suları yeşile çaldı. Kimse bir süre ne olduğunu anlamadı. Şöyle bir ses yankılandı sonra, caminin minaresinden: Siz hiç ölü bir mahallenin cesedini kokladınız mı?

Mevzu şiir ve kadavraysa günlüklerin taa içinde... Orada kalmaları lazım gelir abiler!
Orada morarmaları lazım gelir... Zira, katır tırnakları yerinde güzeldir! oguzo@sabanciuniv.edu