Kılavuzu Karga Olanın
MERCEK
eskiz - Kimsenin Ruhu Duymaz - Tantana Records
Yılın hatta yılların beklenen albümü, eskiz’in debütü, Kimsenin Ruhu Duymaz, nihayet çıktı. Memleketin en yetenekli gitaristlerinden biri olan, aynı zamanda The Ringo Jets ve Esas Çocuk’ta da gitarını ve sesini duyduğumuz Deniz Ağan, aynı zamanda Toro’da bas çalan Can Tunaboylu ve adını dünyanın en umut vaat eden illüstratörleri arasına genç yaşta katan Sedat Girgin, yıllardır birlikte büyümüş,
birlikte resim eğitimi alan üç kardeş gibi, eskiz adıyla, nerdeyse 10 yıldır birlikte müzik yapıyorlar. 2009’da Roxy Müzik Günleri’nde birincilik ödülü alarak Yoksa Bir Rakı Masası mı Görüyorum? single’ını çıkartmışlardı. O zamandan beri de ilk albümlerini bekliyoruz. Geçen yıl Mayıs ayında yaptıkları kayıtlar Gezi ile yine rafa kalkmış, aralarına yenilerin eklendiği şarkılar tekrar ve tekrar
gözden geçmişti. Şimdi, nihayet geldi albüm.
Rock ‘n roll’un memleketteki kalesi Tantana’dan çıkan albüm, beklentileri fazlasıyla karşılıyor. eskiz, özellikle canlı seyredilmesi, muazzam enerjilerinin gözle görülmesi gereken bir grup. Ancak albümde şarkıların canlı versiyonlarının enerjisi ziyadesiyle mevcut. Özellikle kapanıştaki “Başlangıçtan Sonra” grubun jam yapma yeteneğini gözler önüne seriyor. Albümle ilgili tek sıkıntı süresi. 33,5 dakika kesmiyor. Ama aldığımız bilgilere göre yıllardan beri çaldıkları şarkıları da içeren bu ilk albümün çok geçmeden arkası gelecek. Dijital olarak yayınlanan Kimsenin Ruhu Duymaz, Gezi’yle beraber gelen ilk furyadan sonra, yaşadığımız o biricik anların derinlemesine etki ettiği, fark yarattığı şarkılarıyla da (özellikle “Başlangıç”) önemli bir belge.

Melek - Melek - Pluton Music
‘90’ların iz bırakan gruplarından biri olan Cultus’ın vokalisti Burak Atalay, birkaç yıldır yanına Fuat Güney ve Okaner Ertuğrul’u alarak Melek adıyla müziğe geri döndü. Kadıköylü Melek’in müziğinde yılların birikimi mevzu bahis. Çok iyi çalıyorlar ve çok güçlü bir sound’ları var elbet. Ama bu ilk albüm, aynı zamanda çok da iyi bir prodüksiyon. Kapağından düzenlemesine ve kaydına iyi
düşünülmüş, tasarlanmış bir kere.
2012’den bu yana iki EP çıkartan Melek, bu EP’lerdeki şarkılara da yaslanmadan (sadece ikisi var albümde), yeni çalışmalarıyla huzurlarımızda aynı zamanda. Sahnede Faith No More gibi azan
üçlü, Burak’ın farklı söz yazma biçimi ve vokaliyle (tarifi de zor, kelime oyunları, hınzırlıklar, ifade farklılıkları, hece vurguları), çok güçlü bas partisyonları ve davullarla fark ettiriyor. ‘90’lardan çok
şey bulabilirsiniz Melek’in müziğinde. Ama bugüne ve şimdiye ait çok şey de. Kararlı ve istikrarlı bir gidiş.
YAYIN
kargamecmua’nın da yazarlarından Üstüngel Arı’nın ilk romanı Hikayesi Olan Ölüler, Esen Kitap’tan yayınlandı. Altay Öktem’in romanla ilgili sözlerine kulak verelim: “Biraz sonra bir roman okuyacaksınız ve hayatınız değişmeyecek. Ama değişen bir şey olacak: Artık hayatınız değişmediği için küfredebilecek olgunluğa erişeceksiniz! Bunu yeniyetme bir yazar, daha ilk kitabıyla yapacak size. Şimdi kendinizden pişman olmayı öğrenin ve hiç zaman kaybetmeden bu romanı okumaya başlayın ya da ağlayın.” Kendisi bizdendir, gönül rahatlığıyla…
FİLM
Bu aralar ortalık çöl (Mars) fonlu, kıyamet-sonrası bilim kurgularından geçilmiyor, haklısınız. Estetiklerinde güzel yanlar bulsak da çok fazla şeyler söylemeye çalışıp yolunu kaybeden bolca film var. Jake Paltrow’un (evet Gwyneth’in kardeşi) yönetmenlik debütü Young Ones, bunların arasında kendine ilginç bir yer açmış. “Susuz” bir gelecekte Amerika çöllerinde ayakta kalmaya çalışan “sorunlu” bir ailenin hikâyesini izlediğimiz film hem spagetti-western-vari estetik ve cut’ları, hem de kadrosuyla yılın ilgi çekici çalışmalarından biri. Adamımız Michael Shannon ve Avustralya’nın yeni yıldızlarından Kodi Smit-McPhee’nin ön planda olduğu yapım enteresan müzikleri, yorumlamaya açık hikâye örgüsü ve robotik “karakaçan”ıyla bir fırsatı hakediyor. Tabii Paltrow’un hamlığı belli oluyor yer yer. Gene de güçlü bir ilk film. Herkese göre değil belki ama espriyi anlarsanız…
1988 tarihli Chet Baker belgeseli Let’s Get Lost’un müzik belgeselleri içinde yeri ayrıdır. O filmin başarılı sinematograficisi Jeff Preiss bu kez caz piyanisti Joe Albany’nin yaşam öyküsüne girişiyor ama bunu bu sefer uzun metraj bir biopik olarak kotarıyor. Son yıllarda Winter’s Bone, Life of Crime gibi filmlerdeki performanslarıyla dikkat çeken John Hawkes’ın Albany’i oynadığı Low Down’da Elle Fanning, Glenn Close gibi isimler de var. Yönetici yapımcılığını Red Hot Chili Peppers’dan Anthony Kiedis ve Flea’nın (ki filmde de oynuyor) yaptığı film, Sundance’te sinematografi ödülü de kazandı. Müzikseverlerin kaçırmaması gerekir.
DİZİ
Artık kendi parodileri haline dönüşmüş üç büyük çizgi film dışında (The Simpsons, South Park ve Family Guy) çizgi film serileri konusunda pek şansımız yoktu son yıllarda. Hadi Archer’ı bir yana koyabiliriz. Netflix’in yeni çizgi sitcom’u Bojack Horseman bu yılın güzel sürprizlerinden biri oldu. Hollywood’da insanlar ve insan gibi davranan hayvanların birarada yaşadığı bir dünyada; ‘90’lardaki Horsin’ Around isimli bir sitcom’la ünlü olmuş ve hâlâ onun ekmeğini yemeğe devam eden yalnız bir aktör Bojack Horseman’ın hayatına odaklanıyoruz. Baş kahramanımız haliyle bir at. İlk bölümlerde biraz Family Guy-vari mi olacak korkusu yaşatan yapım devamı geldikçe özgünleşiyor ve fütursuz sululuğu gerçek ruh hallerine çeviriyor. Raphael Bob-Waksberg’in yarattığı dizide Will Arnett, Aaron Paul, Alison Brie gibi isimler de seslendirmelerde gayet iyi iş çıkarıyorlar. Ama asıl, müzikler on numara. The Black Keys’den davulcu Patrick Carney’nin yaptığı tema müziği ve Grouplove’un dizi için özel yazdığı çıkış müziği aklınızdan çıkmayacak bir süre. Bir de figürasyona dikkat edin. Sızmış bir istakoz veya ışıkçılık yapan muhabbet kuşları gayet eğlenceli. Bir bakın, biraz şans verin, pişman olmayacaksınız.
ALBÜM
Holly Johnson ismi birçoğumuza ilk bakışta tanıdık gelmeyebilir ama “Relax! Don’t Do it!” (Frankie Goes To Hollywood) dediğimiz zaman kafanızda canlanan sesin sahibidir Johnson. LGBT hakları için çabaları, plak şirketiyle girdiği hukuk mücadelesi ve HIV ile mücadelesiyle zorlu bir kariyerden geliyor Johnson. 15 yıl aradan sonra yayınladığı Europa ise ‘80’lerden beri sanki hiç zaman geçmemiş gibi hissettiriyor. Johnson’ın hâlâ ne kadar güçlü bir vokale sahip olduğunu duyup etkilenmemek elde değil. Albüme Phil Manzanera ve Vini Reilly isimler de katkı sağlamış. Europa gayet iyi bir synth-pop albümü ama insan merak da ediyor, mesela sağlam bir elektronik gruba vokalist olsaymış Johnson, neler olurmuş?

Bu ayın elektronika menüsünde iki yeni albümümüz var. Manchester’lı dub techno’cu Andy Stott’un yeni albümü Faith in Strangers, 2012’de yayınladığı harika Luxury Problems’in bıraktığı yerden
devam etme iddiasında. Açıkçası o kadar iyi değil. Ama gene de başka hiçbir yerde duyamayacağınız ambient sesler, gene Alison Skidmore’un vokalleriyle kalburüstü bir çalışma. Zaten her albümü takip edilesi bir isim Stott. Diğer albümümüz ise Kasper Bjorke’nin After Forever’ı. Danimarkalı elektronikçinin 2012’deki Fool’u bayağı gürültülü ve dağınık bir çalışmaydı. After Forever ise yüzünü ‘80’lere, o dönemin çiğliğini de alarak dönen ve New Order soslu şarkılarıyla daha derli toplu bir albüm. Dans beklentiniz olmasın ama chill-out kafalar için kaliteli bir iş.
Kendi deyimleriyle “minimalist rock trio”su olan Shellac’ı überprodüktör Steve Albini’nin bir hobisi olarak görmek ayıp olur. 20 yıllık kariyerlerinde yayınladıkları 5. albüm Dude Incredible da bunu kanıtlıyor. 7 yıl aradan sonra gelen bu harika albüm Shellac’ın güçlü sound’unu hâlâ en iyi şekilde yansıtabildiğinin kanıtı. Özellikle Bob Weston’ın harika baslarıyla ve minimalist prodüksiyonuyla kuru ama çok dinamik bir albüm Dude Incredible. Yılın en baba çalışmalarından biri.
KONSER
Son yıllarda daha önce günyüzü görmemiş boyutlara ulaştırdığı saksofonuyla, enstrümanın egemen ismi haline gelen Colin Stetson İstanbul’a geliyor. Arcade Fire, Bon Iver, Timber Timbre gibi ismlerle olan çalışmalarından da bildiğimiz Kanadalı müzisyen, New History Warfare üçlemesinin son albümü To See More Light’ı geçtiğimiz yıl yayınlamıştı. Kesinlikle farklı bir ses deneyimine hazır olun ve kaçırmayın. 14 Kasım, Cuma, 21:30 // Salon İKSV
SERGİ
Faruk Geyran’ın ilk kişisel sergisi Transpestite, 11 Kasım’da ArtNext İstanbul’da açılıyor. Müzisyen portreleri ve konser fotoğraflarıyla tanınan Faruk Geyran’ın stüdyo ortamında kurguladığı fotoğrafları, akrilik boya ile birleştirmesi sonucunda ortaya çıkan eserler insanlar ve eklembacaklıların günlük hayatta göze çarpmayan ortak sosyal davranışlarından yola çıkıyor.
Böceklerin hemen her toplumda diğer hayvanlara nazaran daha olumsuz bir algıyla yer almasının yarattığı çelişkiye değinen işlerde, belirli böcek türlerinin kendi doğalarında insanlarla
neredeyse aynı şekilde hayat bulan davranış biçimleri yansıtılıyor. Bu bağlamda, sergideki eserlerde, eğitim, aile yapısı, saldırganlık ve fedakarlık gibi insanoğluyla daha çok özdeşleştirilen kavramlar görselleştiriliyor. Sergi 12 Aralık’a kadar gezilebilir.