1/2: İskoç ve Katalan Bağımsızlık Referandumları Üzerine
Gökhan Birdal
Avrupa’da bir bölünme, ayrışma tartışması uzun süredir gündemde. Bence bu fenomeni, Avrupa Birliği gibi, 2. Dünya Savaşı’nın külleri üzerine kurulmuş bir süper-devlet’in ardından belirenen ilginç ve ironik gelişmelerden biri olarak okumak mümkün.İskoçya’nın 19 Eylül’de %45 gibi sınırda, bölünmeme yönünde sonuçlanan referandumundan sonra, Katalunya için önümüzdeki 9 Kasım’da yapılacakoylamanın “ayrılma” yönünde sonuçlanacağı beklentiler dahilinde. Ancak orada işler İskoçya’ya göre biraz daha nazik yürüyor. Merkezi Yargı’nın zigzaglar çizerek, önce izin vererek, sonra referandumla ilgili tüm eylemleri askıya almasından sonra, Katalunya bölgesel hükümeti 9 Kasım’da bağlayıcı olmayan (non-binding) bir oylama yapılmasına karar verdi. Bildirilene göre, bundan 2 sene sonra asıl referandum ve takiben doğrulama amaçlı bir plebisit yapılacak. Ancak tüm bu adımlarda, aktivistlere göre, İskoçya’nın belirsiz durumun tersine, ayrışma yönünde oy çıkacağı kesin gibi. “Aslında gerçek bir İspanya Devleti yok,” diyor biri “sadece emperyalist yapıyı korumak için kurulmuş bir fasad (önyüz) var. Castile’in işgal ettiği bazı uluslar var ve adına İspanya deniyor.”
Avrupa’da büyük tartışmalara yol açmış bir diğeri de malumunuz İskoç bağımsızlık referandumu. Geçtiğimiz Ağustos ayına kadar Ada basını konuya yeterli ilgiyi gösteriyor denemezdi ancak anketlerde, gerilerden, %20’lerden gelerek %52’ye kadar çıkması muhtemel “yes” oranı, Başbakan David Cameron’dan tutun Kraliçe’ye kadar herkesi teyakkuz moduna geçirmeye yetti de arttı bile. Özellikle Kraliçe’nin uyarısı dikkat çekiciydi: “Vatandaşları gelecek hakkında dikkatle düşünmeye davet ediyorum,” diyordu. Arkasından Cameron ekledi: “Bu bir defalık bir seçim, eğer İskoçya ayrılırsa bunun geri dönüşü olmayacak.” 1
Dile kolay, 308 yıllık bir birlikten bahsediyoruz. Sosyal medyada genelde William Wallace geyiği dönmesine karşın, modern Birleşik Krallık tarihine bakıldığında, bu anıştırmanın fazlasıyla anakronistik kaçtığını söylemek yanlış olmaz. Aslında bağımsızlık retoriğinin temelinde, nihayet bir araya gelmiş, İngilizlere haddini bildiren bir kabileler birliğinden çok, Birleşik Krallık ile beraber hareket etmiş, onu dünya çapında bir emperyalist güç haline getirmiş bir ulustan bahsediyoruz. Bu minvalde bağımsızlık hayallerine içkin bazı hayalci yorumlara rastlamak olası. Bu yorumlardan bazıları o kadar yüksekten uçuyordu ki, “İskoçlar sosyal adaleti benliğinde barındıran, gururlu bir sol-kanat ulustur” 2 noktasına varabiliyordu. İskandinav sosyal demokrasisinin kalelerinden İsveç’te seçimlerde Neonazilerin 3. geldiği bir dönemde, herhalde bundan daha hayalci bir söz olamaz.
İki bölünme senaryosunun temelinde bazı finansal gerçekler var aslında. Independent’te, “evet” kanadının argümanlarını özetleyen bir yazıda, İskoçya’nın bağımsız olursa dünyadaki en zengin ülkelerden biri olacağı öngörülüyordu misal.3 Bu argümanın dayandığı en önemli nokta da Kuzey Denizi’ndeki petrol ve gaz yatakları. Bir yandan da üniversiteler ve yetişmiş işgücüne atıfda bulunuluyordu. Karşı tarafın argümanı ise, ekonomik çevrimi mümkün kılacak finansal altyapının merkezinin Londra’da olması. (Konu dönüp dolaşıp emperyalizmin iç-çevrimine geliyor yine.) Katalunya ise halihazırda merkezi hükümete diğer bölgelere nazaran %8’le en yüksek vergi katkısını yapan bölge. Buna karşın, artık bir husumet midir bilinmez, merkezi hükümetten en düşük kamusal katkıyı alması da ayrılıkçıların elini güçlendiriyor.

İskoçya’da bölünmeyi engelleyen en önemli kozlardan biri, Cameron’un referandum öncesi ayyuka çıkardığı “güvenlik” kartıydı. Ordudan isimlerin konuya sık sık müdahil olması da belki bu yüzdendi. Eski kuvvet komutanlarının imzaladığı bir bildiride şöyle deniyor: “Sonuç evet olursa bu hepimizi zayıflatır.”4 Her ne kadar üzerinde güneş batmayan bir imparatorluktan söz etmek artık mümkün olmasa da, sonuç bölünme yönünde olsaydı emperyal geçmişin artık hiçbir zaman geri gelemeyeceğini imleyen bir bilinçaltı vurgusuydu bu aslında. Öte yandan referandumdan bir hafta önce IŞİD tarafından katledilen yardım görevlisi David Haines’in İskoç olması, beraberinde dünya çapında İskoçların güvenliğinin nasıl sağlanacağı sorusu, Birleşik Krallık’ın hâlâ yeryüzüne yayılı güçlerine karşın, yerel bir İskoç savunma ordusunun gücünün herhangi bir küresel savunma refleksine hiçbir zaman yetmeyeceği kanısı zannederim finansal kaygılardan daha önemliydi.
Ve en nihayetinde bu bölünme süreçlerinin diğer Avrupa ülkelerinde yarattığı etki var, Venedik, Sardunya, Flaman Belçika, hatta Sicilya sırada bekleyenler. Bu hareketlerin çoğunun tartışmasız İskoçya’ya destek vermesi, destekleyen yürüyüşler yapmaları bir tesadüf değildi. Kaygılar ise benzer, merkezi hükümetin ağırlığından kurtulmak, zaten zengin olan bölgelerini daha yüksek sosyal iç tutunumla (cohesion) varsıl kılmak. Hareketlerin milliyetçi yapıları, içsel olarak anti-göçmen tutumlara sahip oldukları kaygısını da zaman zaman güçlendiriyor.
Avrupa Birliği’nin, bu bölünmeler başarıyla sonuçlansa bile, birliği korumak adına gerekli çerçeveleri üreteceğini görmek zor değil. Öte yandan bununla beraber, Rus medyasında zaman zaman dolanan ve doğruluğu hiçbir zaman teyit edilemeyen bir söylenti akla geliyor: “Putin, Avrupa’nın eriyeceğini, iç karışıklıklarda boğulacağını öngörüyor, o yüzden Ukrayna’da agresif bir tutum alıyor.” Doğru olabilir mi, ileride göreceğiz.
Türkiye’yi ilgilendiren gerçek ise başka bir yerde, sınırlarının dibinde, artık üke içinde de somut tehdit halini almış faşist IŞİD güçlerine karşı efsanevi bir direniş sürdüren özgürlükçü Kobanê kantonunda yatıyor. Avrupa’daki ayrılıkçı hareketler daha çok orta sınıf milliyetçi kaygılarla motive oluyor izlenimi bırakırken, Kobanê direnişinin amaçladığı sosyal yapının “eski usül” “ulusların kaderlerini tayin hakkı”ndan güç alarak, seküler ve eşitlikçi çözümlerle şekillenen sosyalist bir biçime sahip olması aradaki farkı belirginleştiriyor. Bu çerçevede Türkiye’yi bırakın, Avrupa, hatta İsrail’de bile sosyalist ve anarşist yapıların ilgisinin Kobanê’ye çevrilmesi de, şaşırtıcı sayılmamalı.