İstikamet, Son Sanılan Durak
Mahmut Dönük
Ego – süper ego – id üçlemesi, psikoloji konusunda derme çatma okumalar yapmış benim gibi birçoğunun kabullendiği bir kanundur. Freud’un teorisi değil, Freud’un şahtan şahbaza geçişini ifade eder. Yanlış ya da doğru, kutsala kadar yolu vardır kimi için bu üçlemenin.Kimi zaman, cesur yeni dünyanın oyun kuralları sebebiyle süper ego sivrilir ve bir hedef belirlenir. Bu hedefe giden her yol, günümüz şartları da göz önünde bulundurulduğunda, ne yazık ki mübahtır.
Siyah, görkemiyle herkesi ağzı açık bırakan bir Chevrolette Impala ’67; masmavi, parlak bir Dodge kamyonet; alev renginde, tamponları yere yakın bir Lamborghini ya da kan kırmızısı bir Corvette… Yola çıkarken bu kadar ihtişamlı araçlardan birini, yolu bir an önce bitirmek ve hedefe hızlıca ulaşmak adına paramparça edersiniz.
Son durağa varana kadar kaç tane kaza yaptığınızın önemi yoktur, ölmediğiniz sürece. Otomobilinizin yan aynaları kırılmış, ön camı çatlamış, farlarından biri yanmıyordur. Teypten çıkan cızırtı, radyatörün kaynattığı su, sıcak yerine soğuk “üfleyen” klima umrunuzda bile değildir. Çünkü yanılgıdasınızdır. O otomobili bir daha asla kullanmayacağınızı sanarsınız.
Aslında işlevini kaybeden her parça, hayatınıza ait birer etkendir. Aileniz, arkadaşlarınız, sevgiliniz, sağlığınız, hobileriniz, sizi kaliteli bir birey yapan özellikler… Hepsi bir hedefe ulaşabilme arzunuz sebebiyle hayatınızdan çıkmıştır. İdeal hırsı gözlerinizi dağlamıştır. Neyi kaybedeceğinizi umursamazsınız, “ölmediğiniz sürece” ve otomobil yola devam edebildiği sürece yapılan kazaların önemi yoktur.
Peki yolun sonunda ne olur? Yeni bir meydan okuma gelmeyecek midir hayatınıza? Yaşınız kaç olursa olsun, hedefinize ulaşmanın tadını bir kez aldıktan sonra devamını, hatta çok daha fazlasını isteyeceğiniz bellidir. Yeni hedef belirlenir, ancak sizi hedefe götürebilecek kadar yeterli midir artık o perte çıkan araç?
Yanınızda kimse var mıdır artık?
Fiziksel ya da psikolojik, sağlığınız yerinde midir?
Hobileriniz tavan arasına kaldırılmamış mıdır?
Toplum içinde size duyulan saygı, sadece mevkinize dayanmaz mı?
Yeniden başlamak veya yola çıkmak imkânsızdır. Kaynatan radyatör iflas etmiştir ve size yardım edecek tek bir kişi yoktur çevrenizde. Yalnız yürüdüğünüze değmiş midir?
İdeallerinize bir an önce ulaşmak adına girdiğiniz çaba takdir edilesi olsa da, o ideallere kaportasında çizik bile olmayan bir otomobille ulaşmak erdemdir.
Guy Ritchie’nin 2008 yapımlı filmi, Revolver’dan bir monologla bitirelim. O ideallere bir an önce ulaşma hevesinin, altında yatan sebeple… Yani, süper egoyla…
“Kendinle ilgili, bilmediğin bir şey var. Var olduğu halde, hakkında bir şeyler yapmak için çok geç olana kadar kabullenemediğin bir şey. Sabah kalkmanın, boktan patronunu çekebilmenin, kan, ter ve gözyaşının tek sebebi... Bunun sebebi insanların senin ne kadar iyi, çekici, cömert, komik, vahşi ve eğlenceli olduğunu bilmesini istemen. Benden korkun veya bana saygı gösterin; ama lütfen, özel olduğumu düşünün. Hepimiz bir bağımlılığı paylaşıyoruz. Hepimiz, onay bağımlılarıyız. Hepimiz sırtımızın sıvazlanması ve altın kol saati için bu bağımlılığın içindeyiz. Rozetli, zeki çocuğa bak... Ödülünü cilalıyor. Üstüne parlasın, çılgın elmas (shine on you crazy diamond), çünkü biz; takım elbiseler içindeki maymunlarız. Başkalarının onayını bekleyen...”
Hayatınızda hedefe kilitlenen tek varlığın sinema filmleri ya da bilgisayar oyunlarında gördüğünüz Tomahawk füzeleri olması dileğiyle…