Yaşlı Adama Yer Yok


Burak Yasin Tunçlar
Üstü açık bir AVM görüntüsü alan İstiklal Caddesi, toplumsal hafızamızda bir mekânı daha kâr getirmek üzere teslim aldı. Şüphesiz ki ilk görünüşte bu teslimiyet, yeni çıkarılan mal sahibi-kiracı kanunun bir sonucu gibi gözükse de alt metin okumasında daha esaslı ve gülümsetmeyen bir “nostalji” söz konusu. Kimliksizleşen bir toplumun hafıza odağı Apoyevmatini, kurulduğu günden bu yana bulunduğu yazıhanesinden, kirayı karşılayamadığı için çıkarıldı gibi gözükse de son sürece nasıl gelindiğini, Apoyevmatini’n geleceği hakkında konuşmak üzere Mihail Vasiliadis buluştum. Söze ne yazıhaneden, ne vakti zamanında verilen sözlerden ne de son çıkan emlak kanundan başlayarak girdi.

Mihail Vasiliadis: Kısanın kısası diyeyim, savaştan önce (İstiklal Harbi) Osmanlı’da pek çok Rumca gazete çıkıyordu. İyi bilirim ki gazetecilik faaliyetinin en yoğun olduğu millet Rum milletiydi. O zaman millet olarak tanımlanıyor. O dönem gazeteler sadece siyaset değil, özel gazeteler var. Bahçıvanlar, kadın, çocuk, işçi, partisi olmamasına rağmen komünist gazetesi bile var ama harpten sonra hepsi teker teker kapatılıyor. Haliyle Lozan’dan sonra Rumca yayınlanan gazete kalmıyor. Benim amcalarım Beyoğlu’nda epeyce tanınmış eczacılar, Galatasaray Liseliler. Tabii o sıralar bir şeyler oluyor. Nedeni ya da bahanesi ama olay şu bir mahallede iki eczane olursa onlardan bir tanesi kura sonucu kapatılacak. Nedense bu kurada Rumlar, Ermeniler, Yahudiler çok şansız çıktı ve teker teker dükkânlarını kaybetmek zorunda kaldılar. Yani büyük bir tesadüf, olur bazen. Neyse ilerleyen zamanda Ankara’dan lise arkadaşları arıyor Amcamları. Rumca gazete kurulmasını istiyorlar. Böylece Apoyevmatini, Cumhuriyet Gazetesi’yle beraber ilk kurulan gazetelerden oluyor. Hatta en çok satan gazete konumuna geliyor; nedeni ise mübadele sonucu gelen Türklerin, yeni Türkçeyi okuyamayıp Helence’yi bilmesinden de kaynaklı. Hatta öle tiraj yakalanıyor ki Suriye Pasajı’nın zemini gazetenin matbaası oluyor, malum yazıhane ve onun üstünde de yazarların olduğu bir o da var. Hatta ve hatta o kadar kâr getiriyor ki diğer Rum gazetelere maddi yardımlarda bulunuyor.

Tarih 1955’i gösterdiğinde ise hafızalarda Eylül sancısı başlıyor. Vasiliadis, sanıldığı gibi 6-7 Eylül Katliamı’nın sonucunda yoğun göç dalgalarının oluşmadığını söylüyor. Hatta gazetenin tirajının daha çok artığından söz etti. Gazetenin, dönemin Sovyetler Birliği konsolosluğunun tam karşısında yer almasından dolayı hiç zarar görmediğini anlattı.

“İstanbul Polisi, bütün İstiklal Caddesi’nde hatta İstanbul’da her yeri bırakmışken insanlar rahat eğlensin, rahat kırıp döksün diye bir tek Sovyetler Birliği Konsolosluğu’nu savunmak durumunda kaldı. Hani oraya da eğlenmeye gelirler, Stalin amca başımıza bela olur diye. Bu arada bizde bundan yararlandık, kurtulmuş olduk ama diğer Rum gazeteleri böyle şanslı kurtaramadı.”

Olaylardan 15 gün sonra anca yeni sayısını çıkaran gazetenin manşeti ise, Patrik’in tahrip olan kiliseleri ziyaret ettiği sırada “Bu harabelerin içinden toplayacağımız eşyalar ile yıkılan yuvalarımızı yeniden yapacağız” sözü üzerine gazete o meşhur manşetiyle çıktı.

“Rumlar 6-7 Eylül’ün sonucunda büyük dalgalar halinde göç etmedi ama söylemeliyim ki büyük bir kırılmaya söz açtı. Öyle ki artık buralar bizim için yaşanacak yer değil algısı oluştu. Kendileri için değilse bile çocuklarına daha ‘sağlıklı’ gelecek için yeni memleketler düşünmeye başladılar. Bizde o gün ‘HALA UMUDUMUZ VAR’ manşetiyle çıktık.”

Kırılmanın istatistiklere yansıyan asıl olayı ise; Lozan Anlaşması’na göre Yunanistan’da yaşayan Türkler ve Türkiye’de yaşayan Rumlar şayet vatandaş değilse tüm sosyal haklara sahip olup sadece oy atamazken, dönemin artan faşizan havasında İnönü’nün bu anlaşmayı tek taraflı fesih etmesi. Bunun sonucu büyük göçler başlıyor. Bu göçün kuralı ise 20 kilo 20 dolar olarak belirleniyor. Gazetenin hedef kitlesinin başta Yunanistan olmak üzere farklı yerlere göç etmesine bir de Basın-İlan kurumunun azınlık gazetelerine ilan vermeyi bırakması sonucu gazete için zor günler başlıyor. Yetmişli yıllara gelindiğinde cemaatin diğer tüm gazeteleri kapanıyor. Hem gazete hem Türkiyeli Rumlar, mutlak bir yalnızlığın içersine gömülmeye başlanıp hafızalarda “Zengin Yalnız Madam, Rumun Dilberi, Neşeli Rumlar” konumlandığında da, seksen tirajına gördüğünde de yine aynı yerde yine aynı kararlılıkta çıkmaya devam etti. Vasiliadis’in İstanbul’a gelip gazetenin başına geçmesi sonucu hedef kitlesinin tamamına gazeteyi ulaştırmaya başlıyor fakat bu bile gazetenin belini doğrulmasına yol açmıyor. 2011 Haziran’ında TESEV’in toplantısında, “12 Temmuz bizim yaş günümüz ama bu sene yas günümüz olacak ve son sayımızı basacağız” konuşması sosyal medya’da çok çabuk yayıldı. Rumca bilmeyen 400 üyenin gazeteye destek amaçlı üye olması Mihail’in deyişiyle günü kurtarsa da yeterli olmadı. Sonra dönemin kültür bakanı Ertuğrul Güney’in, yazıhaneyi Rum Basın Müzesine dönüştürülmesi için elinden geleni yapacağı ve daha pek çok tutulmayan sözler geldi. Kurulduğu yeri terk etmesinin sebebini son çıkan kiracı kanuna indirgememek gerekliliğini kısanın kısası bu tarihsel süreçten bile anlaşılabiliyor. “Her şeyden kısarak yolumuza devam ediyoruz artık buradan bile çıkmamız gerekti”, diyen Vasiliadis, durumun salt ekonomik şartlar biçiminde okunmaması gerektiğini söylüyor. Azınlık Tali Komisyonu’nun İç İşleri Bakanlığı yerine Milli Güvenlik Bakanlığı’na bağlı grup gibi çalıştığı bir yerde, nostaljinin gülümseten Rum dilberinde, özünde büyük bir çoğunluğu elli yaş ortalamasının üstünde olan ve doğal sürecinde devam ederse tamamen yok olacak bir halkın canı çıkmış gazetesi. “Apoyevmatini’nin 90 yıllık yazıhanesinde hazırlanacak bir Macchiato’yu ikindi vakti yudumlamak kim bilir ne kadar havalı olur.” Türk Ocağı’nın Rum mezeli sofrasında bir gerçekliği bütünüyle hatırlamaktan ziyade geçmişin iz düşümünü anlarla özdeşleştirmek, tam da bu dürtünün arka planına inince, oldukça gerilim azletmekte. En iyisi içinde bulunduğumuz zamanın nostaljisine karşı örgütlenecek savunma dürtüsü. tunclarburak@gmail.com