Estetik Faşizm


Murat Mrt Seçkin
“Çok korktum...”
“Allahım bu ne...”
“İnekle yatsam daha iyi...”

Yukarıdaki kısacık cümleler internette yayınlanan bir videonun altındaki yorumlar. Videoda bizlere öğretilen ve içimize pompalanan güzellik anlayışına pek uygun düşmeyen bir kadın, evindeki org ile çok da başarılı olmayan bir şekilde sevdiği şarkıları yorumluyor. Videoya yapılan yorumlar müzik üzerine olması gerekirken hem erkek hem de kadın kullanıcıların estetik yargılarına dem vurmakta ne kadar başarısız olduğunu görüyoruz. Sosyal medya denen aracın kullanımı sırasında gözlerinin içine bakıp hesap vermek zorunda olduğu birilerinin olmadığı kullanıcı, rahatlıkla eleştiri ile hakaret arasındaki çizgiyi aşıyor ve bunu “istediğimi söylerim” gibi oldukça basit bir argümana indirebiliyor. İnsani beklentilerin gittikçe uzaklaşarak yok olduğu bir ufuk çizgisi bu.

Güzellik ideali, tüketim ile harlanacak en keyifli ateşlerden biri. Her şeyden önce hayatı kolaylaştırır. Düşünsenize kendine güvenmeniz için sadece estetik anlamda ideal bir çiftin DNA’larını taşımanız yeterli gibi duruyor. Biraz güzel veya yakışıklı iseniz öz güveniniz daha hayatın başında yarı yol alıp hızla ilerlemeye başlıyor. Oysaki bize öz güven veriyor dediğimiz şey güzelliğin saf hali değil, rafine ve işlenmiş halidir.

Güzel dediğimiz şey beş duyunun haz içerisinde harekete geçmesini sağlayan bir kavramdır. Yıllar içerisinde erkek egemen – ataerkil toplumların kendi işine gelecek şekilde özellikle kadın güzelliğine standartlar biçmesi ile bu kelime gittikçe soyut bir kavramdan somut bir materyale dönüşmüştür.

Tıp ve ilaç firmalarının birleşip gittikçe çirkinleşen amaçlar ve çoğu zaman daha da çirkin içerikler ile kozmetik canavarına dönüşmesi “Büyük Güzellik İdeali” diyebileceğimiz bir amaca hizmet etmekten başka bir işe yaramaz. Onun kan kardeşi moda ise çok uzun zaman önce insanlara nasıl gözükmeleri gerektiğini dikte eden bir erke dönüşmüştü. Kozmetik baskısı sizi teninizin ihtiyacı olmayan birtakım kimyasalların bağımlısı yapmak ile övünür. Çünkü bu sağlıktır. Sağlık her şeyden önce güzel olmaktan geçer. Pürüzsüz bir ten ile başkalarına yaşatacağınız haz için hazır olmanızı sağlayan bir aracı olmaktan öteye gidemez.

Güzellik ile ilgili söylediğimiz, tasarladığımız, savunduğumuz ve inandığımız tüm anaakım fikirler tıpkı Kant’ın düşündüğü gibi aslında çirkinin nasıl olduğunu tarif etmek amacı ile kullanılır. Güzel kendini bilir, sokakta başı dik yürür, iş hayatında önü hep açıktır ve arkadaş edinmekte zorlanmaz. Bu demektir ki çirkin yalnız kalmayı kabullenmiş, kendini gizleyen, silik bir kişidir. Bunları ben değil güzelliğe destanlar yazan reklamlar söylüyor. Hiçbir moda reklamı size “Bunu giyin çünkü keyifli ve işinizi görecek bir giysi, seversiniz,” demez. Onlar daha çok “Bu sene bunu giymezsen seni mutsuz bir yıl bekliyor,” demeyi tercih ederler. Her sene abartılı kampanyalar ile bunu tekrarlarlar ki kaçırdıkları müşterileri yakalayabilsinler ve en çok satacakları moda halini tespit edebilsinler.

Bu bahsettiğimiz ideal güzellik, peki ya güzellik ideali? Platon bu dünyanın, yani maddi dünyanın ideal estetik anlayışına karşılık bulmak için doğru yer olmadığını düşünür. Bu nedenle yüzünü ilahi olana çevirir. Mutlak idea ya da diğer bir deyişle tanrı ve onun kavramları içerisinde güzeli bulma anlayışı da bir süre sonra doğal olarak kendini canavara dönüştüren bir düşünce biçimine evrildi. İdeanın güzelliği düşüncesi karşısında kendinden geçen insan evlatları bu düşünceyi güzellikle anlatma çabasına çok kısa süre sabredebildiler. Sonrasında binlerce yıldır ve halen başımıza kakılan inanç müessesesini kurmayı başardılar. İnanç müessesesi şube açmak istediği yerlerde sevgi ile karışık muhabbetler döndürse de bir süre sonra zorla, alıkoyarak ve cehennem övgüleri ile korkutarak çirkin bir estetiğin peşinde tüm hayatımızı geçirip, yok olmamızı sağlayacak eşyaları bize pazarlıyor. İnanç tıpkı benim yukarıda sinirlendiğim gibi dayatılmış güzellik anlayışının karşısında duruyor. Ancak o da yine her nedense kadına çalışmayı tercih ediyor. İnanç kaynaklı karşı güzellik hareketi sadece erkeğin sahibi olduğu kadının başkaları tarafından izlenmemesi için kurallar koyuyor. Yani ışıksal bir tanrıdan yol almış güzellik ideali hızlı bir şekilde ve yine ideal güzelliğe dönüşüyor.

Geçenlerde ulusal bir gazetenin blog’unda sanat tarihi ile ilgili bir yazıda şöyle bir cümle okudum; “Sanat ideal güzelliği bulma çabasıdır.” Bence işte bu tam da sanatın olmadığı şeydir. Fotoğrafın keşfedilmediği zamanlarda gerçeğe en yakını resmetmeye çalışan sanatçının çabası güzelliği resmetmek değil en güzel şekilde gerçeği resmetmeye çalışmaktı. Sanat, tam tersi bizlerin çirkin diye adlandırıp uzak durmak istediğimiz ve görmezden gelmeye çalıştıklarımızı verendir. Zaten olmayan sanat en fazla bu şekilde kendine yer edinebilir. Yaratıcı güçlerimizi birleştirdiğimizde ortaya çıkan şey günlük hayatta kurtulamadığımız kalıplaşmış algılarımız ise o zaman saplantılı şekilde yapılan öz çekim (selfie) dediğimiz şey yeni sanatın ta kendisi olmalı.

Cinsellik ve bedenin metalaştırmasından bahseden birçok dostumuzun sosyal medya ortamlarında bunun tam aksi fotoğraflar paylaşması; tatlı, alımlı, çekici ve seksi olmak için çaba harcamış olması, negatif anlamdaki güzellik idealizminin nasıl içlerine işlediğinin göstergesi.Güzel olma isteği, güzel olduğu için övgü toplama arzusu şuurları ve bilinçleri o kadar kapatıyor ki, kendini düşürdüğü çelişkili durumu bile göremez hale geliyor.

Sürekli güzel kedileri seven ama çirkinlerden uzak duran, yanına oturan parlak yüzlü çocuktan rahatsız olmayıp, onun anladığı güzelliğin tam zıttı olanlardan huzursuz olan insanların insanlık dersi verdiği bir dünya yaratan moda ve yalancı bir bağımsızlık ile internette dolanan stil endüstrisi yeni dünyanın en temel yaratıcılarından birkaçı. “Kendin ol” gibi bir motto yazıp nasıl olman gerektiğini söyleyen ideal güzellik tanrı ve tanrıçaları, yaptıkları işin lüzumsuzluğunu ancak kabullenemedikleri yaşlılıkta göreceklerdir. muratmrtseckin@gmail.com