And Justice For All
Mahmut Dönük
2006 olması lazım, en son topluca oturduğumuz bir ortamda Metallica çalması için bilgisayarın başına geçtiğim zaman… Beşiktaş’ta bir ev partisindeydik. “Sanat camiasından” değil de, “az ünlü sanat camiasından” bir dolu tip vardı ortamda. Galericiler, müzisyenler, yazarlar ve daha niceleri. Komşunun gürültüden kapıyı çalması ve onunla cebelleşen kiracıları bile net hatırlıyorum.
…And Justice For All albümü çalıyordu Metallica’dan... Uzun boylu, sivilceli, gözlüklü bir kadın, “Bu ne yahu, ben bunları en son lisedeyken dinliyordum,” diyerek şarkıyı değiştirdi. Sonradan öğrendim, bir reklam ajansında junior metin yazarıymış.
Merkez Türk siyasetinde “default” olarak kullanılan bazı kelimeler vardır. Bunların kısa bir listesini çıkaralım dilerseniz. Halk, millet, demokrasi, sandık, Atatürk, Allah, bağımsızlık, adalet… (Merkez Türk siyasetinde sadece bir partinin default olarak kullandığı bazı kelimeler de mevcuttur: Ergenekon, Balyoz, darbeci, paralel vs…)
Belli kavramların damarlarımızdan içeri girmesi her zaman zor olmuştur. Örnek olarak eşitliği gösterebiliriz. Bir kısmımız, “Zenci, beyaz fark etmez, herkes eşittir,” diye haykırırken, “Ama Doğulular farklı,” der, bir kısmımızsa “Ben eşitliğe inanıyorum ağabey! Ama manitam yalnız başına dışarı çıkarsa büyük mevzu yaratırım” şeklinde saçmalar. Bu noktada en keyifli deri koltuk, misantrfolarındır aslında. Eşit yaklaşırlar insanlara ve insan ırkının tümünden aynı oranda nefret ederler.
Bu kavramlardan bir diğeri de adalettir. Eşitliğe inanmayan birey, sadece kendi adaletine inanır. Adil yargılanmayan kişi, kendi insanlarından biriyse bunu umursamaz, “özelleştirilmiş nihilist” mantığında yaklaşır ya da “Verin cezayı kahpeye!” diyerek olayın közünü harlar. Halbuki adalet, herkes içindir. Toplumlardan, fraksiyonlardan, gruplardan bağımsız olarak adalet, dünyada yaşayan tüm bireyler ve canlılar için teveccüh etmelidir. Adalet konusunda en temel kural budur.
“Adaletin bittiği yerde anarşi başlar.”
Hayatımda duyduğum en mantıklı cümlelerden biridir bu. Çünkü adalet, otorite tarafından sağlanır. Ancak otorite tavrını adil olmaktan değil de, çıkarlarını gözetmekten yana koyar ve adaleti sağlamaktansa ceplerini doldurmaya, yerini sağlamlaştırmaya, körü körüne bağlandığı zihniyetinin –kendine göre- gerekliliklerini düşünmeye başlarsa; anarşi kaçınılmazdır.
Geçtiğimiz yazı Türkiye’de yaşayan kimse unutamayacak. İstanbul’un merkezindeki bir parkın usulsüzce yıkılması ve yerine –belki bi alışveriş merkezi- ya da yeni bir Topçu Kışlası yapılacak olması, sadece kâğıt üstünde kaldı. Birçok genç, karara, adaletsizliğe ve zaten kişi başına 2 metrekare bile düşmeyen yeşil alanlardan birinin daha kaybolacak olmasına tepki göstermek amacıyla çadırını, çayını, battaniyesini alıp Gezi Parkı’nda nöbet tutmaya başladı.
Çadırların yakılmasına kadar durum kimsenin umrunda değildi. O da yetmedi, tamamen pasif bir şekilde eylem yapan aktivistler, biber gazlarıyla, joplarla, tazyikli suyla karşılaştılar. Adalet, bir kez daha bitmişti Türkiye’de. Sonra sokaklarda öyle bir insan seli oldu ki...
Anarşi, ciddi anlamda başlamıştı. Sokağa çıkamayan internet üzerinden ya da kapılarını açarak; hiç olmadı pencereden yardım malzemesi vererek destek oluyordu eylemcilere. İşin ilginci, “eylemci” de yoktu. Marjinal dendi, çapulcu dendi, terörist dendi sokaklarda, meydanlarda yüksek sesle haykıranlara. Fakat milliyetçisinden radikal solcusuna, başörtüsü takandan ateistine; sokakta herkes vardı.
Olaylar yaklaşık bir ay, sıcak çatışma şeklinde sürdü. Kayıplar oldu, kimilerinin ardından ağlandı. Sonuç olarak, o parkın yıkılması ertelendi, belli bir süre daha.
Pekala, başa dönelim. Bu örnek, yani Gezi Parkı olayları; aslına bakarsanız konu toplumsal reaksiyon olduğunda birçok vaka için verilebilir. Fakat başlangıç, adaletsizlikti işte. Otoritenin, kafasına göre hareket etmesi ve koruması gereken halkı; yıkmaya çalışmasıydı bu reaksiyonun, bu refleksin sebebi.
Amaca ulaşıldı mı, ulaşılamadı mı; belirsiz. Ancak hepimiz aynı soruyu soruyoruz kendimize. Bir gün, herkesin kanıksadığı bir adalet gelir mi ki bu topraklara da? Göreceğiz, bekleyeceğiz. Sandığa, seçime, demokrasiye ve eşitliğe inanacağız. Ötekileştirmeden adalet için umutlarımızı yüksek tutacağız; fakat bireysel görüşüm şudur:
“Justice is lost,
Justice is raped,
Justice is gone.
Pulling your strings,
Justice is done.
Seeking no truth,
Winning is all,
Find it so grim,
So true,
So real.”
mahmutdonuk@gmail.com