Sektöre Direnen Samimiyet : Constellation Records


Rammy Roo
 
 
Avrupa’da ve Amerika’da, pek çok bağımsız plak şirketinin majör firmalarca satın alınması ve bütün bu alt-kültür organlarının zamanla endüstrileştirilmesi, fabrikasyon işlere ve birbirinin aynısı üretimlerin balon janrlar altında tüketime sunulmasına yol açmaktayken, 1997 yılında Montreal, Kanada'da Ian Ilavsky ve Don Wilkie tarafından oluşturulan Constellation Records yıllardır bu anlayışın dışında kalmakta diretiyor.
 
Müziğin endüstrileşmesi ve buna neden olan durumlar aslında zannettiğimizden daha eskilere uzanıyor. Sipariş üstüne bestecilik, konser turları, organizatörler ve sermaye... 17. yüzyılda bile müzikte varlığı bilinen bu olgular, özellikle sesin kaydedilmeye başlanması ve radyo - televizyonun hayatımıza girmesiyle müziğin ayrı düşünülemez unsurları haline geldi neredeyse. Bugün, hemen hepimizin açıkça bildiği üzere, bir müzik eserinin radyolarda çalınma sayısı veya hangi müzik videosunun televizyonda kaç kez döneceği hatta zaman zaman bir albümün müzik mağazasında hangi rafta yer alacağına karar veren sanat eserinin kendi niteliği değil, sahip olduğu ekonomik koşullar oluverdi. Sanatsal üretim anlayışını kökünden etkileyen bu durumun kafamızda oluşturacağı büyük bir soru işareti var: Müzik, yaratıcısının varoluşsal gayesi olduğu için mi yoksa beşeri kaygıları neticesinde mi kendi niteliğine kavuşuyor?
 
Aslında sadece müziğin değil, bütünüyle sanatın metalaşması endüstri toplumlarında kök salmış bir durumken Constellation Records, 15 yılı aşkın bir süredir endüstrileşmiş müzik anlayışının karşısında, kapital karşıtı bir tutum ve tutarlı manifestosuyla varlığını sürdürüyor. Müziğin içine sermayenin dahil edilmesi, küresel pazar hedefleri ve tüm vesaireler kolektifin varlığına tezat oluşturmakta. Bunun sonucu olarak da yıllardır ayıla bayıla dinlediğimiz bütünüyle organik müzikler çıkagelmekte buradan. Kanada’nın majör müzik piyasasını kontrol ve domine eden Toronto yerine Montreal’in Constellation’a yuva olması da bu bağlamda hiç şaşırtıcı değil.
 
Constellation Records’un ortaklarından Don Wilkie bir röportajında sadece Montreal veya çevresinden ekiplerle çalıştıklarından bahseder. Birlikte çalıştıkları insanları tanımaları, kim olduklarını ve ne düşündüklerini bilmeleri gerektiği kaygısı aslında “mahalle kültürü”ne dahil bir durum. Montreal’de bir kayıt stüdyosunun bulunmadığı, bağımsız grupların müziklerine marketlerden ulaşamayacağımız, grupların dilediği şeyleri diledikleri gibi çalabileceği kulüplerden yoksun ve tabii ki internetsiz bir atmosferde oluşan bu kolektif üretim ağı, şüphesiz Kanada kültürüne önemli katkılar sağladı ve bu işe devam etmekte. Fakat bunun yanında bir diğer önemli nokta ise Constellation’ın, bir bakıma bağımsız müziğin ideal ahlaki yapısını temsil ediyor oluşu. Tanıdıklar arasında el sıkışılarak yapılan bir albüm sözleşmesinin evrenselliği üstüne kurulu bir anlayış. Diğer yandan, yayınladıkları albümlerin tasarım ve paketleme işleriyle ilgili de farklı bir bakışaçısına sahip olan Constellation, “ürün”den ziyade maddeyi kültürel varlık olarak anlamlandırma çabasında. Öyle ki bu albümlerin paketlenmesini fabrikalar değil, ekibin kendisi gerçekleştiriyor.
 
Peki Constellation’da kimler var? Şirket demeye bir türlü dilimin varmadığı bu kolektifi Godspeed You! Black Emperor, Fly Pan Am, Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra, Esmerine, Do Make Say Think gibi isimlerle resmedebiliriz. İlk aşamada post-rock etiketini ister istemez yapıştıracağımız bu gruplar ve dolayısıyla Constellation Records, aslında bugün formülize edilmiş post-rock etiketini reddeden tavırlarla üretimine devam eden müzisyenlerle dolu. Her ne kadar bu janrın var olmasında açık seçik pay sahibiyse de, üretiminde punk rock estetiğinden feyz aldığını her fırsatta dile getiren Efrim Menuck bu gerçekliğe iyi bir örnek. Constellation’a dahil pek çok ekipte parmağı olan Efrim’in şarkı söyleme ve müzik yazma deneyleri yapma amacıyla kurduğu -güncel adıyla- Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra, Efrim’in ölen köpeği Wanda’nın anısına yaptığı ilk albümü He Has Left Us Alone but Shafts of Light Sometimes Grace the Corner of Our Rooms...’dan bu yana minimalizm ve modern klasik etkileşimli müziğine giderek kuvvetlenen bir folk yapısı oturttu. Diğer yandan Do Make Say Think’in 2009 yılında yayınladığı Other Truths adlı albümü de bilindik post-rock hantallığından uzak, daha agresif ve deneysel bir müzikal argüman sunmuştu.
 
Konuyu toparlayacak olursak; barındırdığı tüm gruplar ve fikirlerle birlikte Constellation Records, bir plak şirketinden ziyade, müzikte ahlaki açıdan varlığından endişe duymamız gereken pek çok noktaya karşı samimiyetle direnç gösteren kolektif bir yapı bizim için. Kendi deyimleriyle sadece ruhen değil, pratikte de uygulanması gerekenlerin hakkını vermeye çalışan bir anti-kapitalist mekanizma.
 

  rammyroo@gmail.com