Palinurus: Politik Felsefeyle İlgilenmek


Alain Badiou (Çeviren: Murat Lu)
 
 
Eflâtun’dan günümüze politika konusunda filozofun endişesini özetleyebilen bir kelime var. Bu kelime “adalet”tir. Filozofun politikaya sorusu şudur: adil bir siyasi yönelim olabilir mi? Düşünceye adil davranan bir yönelim olabilir mi? Başlamamız gereken şey şudur: adaletsizlik açıktır; adalet belirsizdir. Çünkü adaletsizliğe maruz kalan kişi bunun reddedilemez şahididir. Ama kim adalet adına şahitlik edebilir? Adaletsizliğin bir etkisi, bir acısı, bir isyanı vardır. Ama hiçbir şey, ne bir izlence, be de duyarlılık olarak sunulamayan adalete işaret etmez.
 
O halde adaletin ancak adaletsizliğin yokluğu olduğunu söylemeye boyun mu eğmeliyiz? Bu, çift olumsuzlamanın boş tarafsızlığı mıdır? Ben böyle düşünmüyorum. Ama ne adaletsizliğin algılanabilirin ya da deneyimin ya da öznelin tarafında olduğunu düşünüyorum; ne de adaletin anlaşılabilirin ya da mantığın ya da nesnelin tarafında olduğunu. Adaletsizlik, adaletin ideal düzeni olacağı dolaysız bir düzensizlik değildir.
 
“Adalet” felsefeden gelen bir kelimedir, en azından (yapmamız gerektiği gibi) tamamen polis ve yargıya adanan hukuki anlamını bir kenara bırakırsak. Ama felsefenin bu kelimesi şarta bağlıdır. Siyasi olanın şartına bağlıdır. Çünkü felsefe şahitlik ettiği hakikatleri dünyada gerçekleştirmekten aciz olduğunu bilir. Eflâtun bile bilir ki adalet olması için felsefecinin kral olması gerekiyor olabilir ama böyle bir hükümdarın olması ihtimali tam olarak felsefeye bağlı değildir. Azaltılamaz olmaya devam eden politik koşullara bağlıdır. “Adalet”e bir felsefenin, politik bir yönelimin olası hakikatine işaret etmekte kullandığı isim diyeceğiz.
 
Ampirik politik yönelimlerin büyük çoğunluğunun, bildiğimiz gibi, hakikatle hiç ilgisi yoktur. Bunlar iğrenç bir güç ve fikirler karışımını düzenlerler. Onları canlandıran, kabilenin ve lobinin, cemiyetlerin seçim nihilizmi ve kör yüzleşmesinin öznelliğidir. Felsefenin tüm bunlar hakkında söyleyeceği hiçbir şey yoktur çünkü felsefe sadece fikir düşünür ama bu yönelimler açıkça fikir dışı olarak sunulurlar. Onlar için önemli olan yegâne öznel öge çıkardır.
 
Bazı politik yönelimlerin, tarih boyunca, bir hakikatle bağlantısı olmuş ya da olacaktır. Bu, aslında kolektifin hakikatidir. Bunlar nadir, sıklıkla kısa girişimlerdir ama felsefenin düşünebileceği şart altında yer alanlar da sadece bunladır. Bu politik diziler tekilliklerdir, bir kaderin izini sürmezler, anıtsal bir tarih inşa etmezler. Ama felsefe bunları ortak bir özellikleriyle ayırt edebilir. Bu özellik, bu yönelimlerin angaje ettikleri insanlardan sadece en katı haliyle genel insanlıklarını talep etmesidir. Eylem prensipleri için çıkarların özelliklerine dair bir tercih sunmazlar. Bu politik yönelimler etmenlerini, en kesin eşitliği sevk eden kolektif kapasitenin temsiline teşvik ederler
 
“Eşitlik” ne anlama gelir? Eşitlik, politik aktörün sadece özellikle insani olan kapasitesinin bayrağı altında temsil edildiği anlamına gelir. Çıkar özellikle insani olan bir kapasite değildir. Tüm varlıkların hayatta kalma, çıkarlarını koruma mecburiyeti vardır. Özellikle insani olan kapasite kesin olarak düşüncedir ve düşünce de hakikatin yolunun insan hayvanını yakalayıp harekete geçirmesinden başka bir şey değildir.
 
Bu nedenle, adalet fikri altında felsefeye arz edilmeye değer bir politik yönelim, benzersiz genel aksiyomu şu olan yönelimdir: İnsanlar düşünür, insanlar hakikate ehliyetlidir. Saint-Just, 1794 Nisan’ında Meclis önünde toplumsal bilinci tanımlarken hakikat kapasitesinin tam anlamıyla eşitlikçi tanımını düşünüyordu: “Toplumsal bilinciniz olsun çünkü iyilik ve kötülük duyguları anlamında tüm kalpler eşittir ve bu bilinç, insanların genel anlamında iyiliğe olan eğiliminden oluşur.” Ve tamamen farklı bir politik dizi içinde, aynı prensibi Çin’deki Kültür Devrimi sırasında, mesela 8 Ağustos 1966 tarihli 16 maddedeki kararda buluruz: “Bu büyük devrim hareketinde kitleler kendilerini eğitsinler, adil olanla olmayan arasındaki farkı kendi kendilerine belirlesinler.”
 
Radikal Felsefe, Temmuz / Ağustos 1999
 
Alain Badiou
Çeviren: Murat Lu