Lee Van Cleef öldü. Şimdi kim bizi iyilerden koruyacak?
Saffet Sözen
Sergio Leone 1964 yılında ilk filmi A Fistful Of Dollars’ı Bob Robertson takma adıyla çektiğinde western janrı hâlâ Amerikalıların tekelindeydi. İtalyanlar, İspanyollar ve Almanlar Avrupa tarzı western’ler çekmeye başlamışlardı ama Amerikan pazarına da oynayan bir filmin afişine bir İtalyanın adını yazmak görülmüş şey değildi. Filmin sürpriz başarısı yapımcıların hemen ilgisini çekti. Yönetmen Leone ilk filmin bütçesini üçe katlayan bir parayla hemen ertesi yıl For A Few Dollars More’un çalışmalarına başladı. Dış çekimler yine İspanya’nın güneyinde Almeria şehrinde yapılacaktı. İç savaş sırasında Franco’ya direnen son şehir olarak da bilinen kent, ucuz iş gücü yanında mini çölleri ve heybetli dağ sıralarıyla doğal bir western setini andırıyordu. Leone’nin ilk günden itibaren çalışmak istediği iki oyuncu vardı: Charles Branson ve Henry Fonda. İsmi ve ünü şimdilik bu oyuncuları kadrosuna katacak düzeyde değildi yönetmenin. İlk filmin oyuncuları Clint Eastwood ve Gian Maria Volente tamamdı ama aklında biri daha vardı: Western’lerde ikincil rollerin değişmez oyuncusu Lee Van Cleef. Oyuncu geçirdiği araba kazası nedeniyle kısmen deforme olmuş yüzü, çıkık elmacık kemikleri ve kartal bakışlarıyla inanılmaz çarpıcı bir fizyonomiye sahipti. İlk rol aldığı film, ünlü western klasiği High Noon’dan beri kötü adam rollerinin aranan oyuncusu olmuştu. Western konusunda akademik çalışmaları ve bu konuda yazdığı kitaplarla ünlü Christopher Frayling şöyle der: “Film afişlerinde bir grup insan görürsünüz. Lee Van Cleef, Leone öncesi filmlerde ikinci ya da üçüncü makarada ölen, sol baştan ikinci karakteri oynadı hep.”Leone ve ekibi Amerika’ya gider ve kaldıkları otelde bir görüşme ayarlanır. Az sonra kapıda Lee Van Cleef görünür. Yönetmen yanında duran para dolu bavulu yardımcısına uzatır ve “Bu adamla konuşmak istemiyorum. Al bunu ona götür. İçinden istediği kadarını ona ver. Şimdi buraya gelecek ve söyleyeceği tek bir şeyle her şeyi mahvedecek,” der. Leone oyuncudan o kadar etkilenmiştir ki Albay Mortimer rolü anında onun olur. Lee Van Cleef de hiç düşünmez, rolü hemen kabul eder. Oyuncu o aralar elektrik faturasını bile ödeyemeyecek durumdadır. Burası çok önemli sayın okuyucu. Neden gaz değil de elektrik faturası mesela. Her kaynakta bu şekilde geçer. Western gurusu Frayling bile aynı şeyi söylüyor. Ortaya bir laf atılıyor. Sonra kopyala-yapıştır yöntemiyle mevzu yayılıyor galiba. Yoksa Lee Van Cleef’in Hollywood’da oyuncular kahvesinde oturup etrafına dert yandığı, “Kanka elektrik faturamı bile ödeyemiyorum,” dediğini hiç zannetmiyorum. (Yazar burada nispeten düzgün başlayan bir yazıyı bile hemen sulandırdığı için kendi kendine söylenir) Oyuncu ertesi gün kalkan ilk Roma uçağına binerek kendi kariyeri için büyük bir adım atıyor, western janrı da yeni süper starının doğumuna tanıklık ediyordu.
Sonuç: İkinci Dünya Savaşı sonrası doğan Yeni Gerçekçilik akımıyla bütün dünyayı kendine hayran bırakan İtalyanların, Amerikan icadı western’i en az onlar kadar, hatta daha da iyi bildiği ortaya çıktı. Sergio Leone ismi bu sefer büyük harflerle ve gururla jeneriktedir. Açılış sekansı. Uzak plan çekim. Issız vadide bir atlı ilerler. Perdenin köşesinden sırayla kibrit çakma, tüfek doldurma ve silah sesi duyulur. Atlı yere düşer. Sigaradan çıkan duman perdede süzülerek yavaş yavaş Sergio Leone adını oluşturur. Ateş edenin, ilk filmden tanıdığımız ağzından sigarasını düşürmeyen kovboy Clint Eastwood olduğunu anlamak zor olmaz. Klasik western’lerde filmin başında ateş eden kötü adam, vurulan iyi adamdır. Burada ise tam tersine, iyi adam kimliğini bilmediğimiz birine ateş ediyor. Daha birinci dakikada “bu bildiğiniz westernlerden değil” mesajı seyirciye veriliyor. Bugün artık bir klişe haline gelmiş, iyilerin yeterince iyi olmadığı, kötülerin de o kadar kötü olmadığı şeklindeki kara film geleneği İtalyan western’inin değişmez izleklerinden biri haline geliyor. Kullanılan ham filmin cinsi ve onun olanaklı kıldığı çerçeve oranları sayesinde (Tarantino’nun fetişleştirdiği) Leone’nin alametifarikası, alınla çene arası muazzam yakın planlar ortaya çıkıyor. (Yazar burada okuyucu sıkmamak için değil, derinlemesine bilmediği konularda açık vermemek için ayrıntılara girmez)
Leone’nin okul arkadaşı, henüz kariyerinin başındaki Morricone’nin İtalyan operaları tarzında, her karakter için ayrı ayrı yazdığı müzikler serinin efsaneleşmesinde önemli bir rol oynar. Kızkardeşinin intikamını almak için askerlikten ayrılan emekli albay-ödül avcısı rolünde Lee Van Cleef harikalar yaratır. Bir western için oldukça hüzünlü ve fazlasıyla derin rolünün hakkını verir. Eastwood’un ikinci filmde Lee Van Cleef’in, üçüncü filmde de Eli Wallach’ın gerisinde kaldığını düşünenler hiç de az değildir. Mortimer’le Manco’nun ilk karşılaşması ve ismi bu filmden sonra alıp yürüyen bir başka isim Klaus Kinski’yle düello sahnesi özellikle nefistir. Finalde ise unutulmaz Morricone bestesi “La Resa Dei Conti” eşliğinde üçlü düello sahnesi, hayatı kızılderili öldürmekle geçen John Wayne ve ukala John Ford filmlerinin hayal bile edemeyeceği güzelliktedir.
Clint Eastwood “İyi”yi de oynayıp Amerika’ya geri dönünce sahne artık tamamıyle Lee Van Cleef’e kalacak ve senede onlarca western filmin çekildiği ‘60’ların ikini yarısında dönemin en gözde ve vazgeçilmez oyuncusu olacaktır. Dekmancılık oynayanların hatırlayacağı “Ehi amico c'è Sabata, hai chiuso” bu dönemden kalmadır işte.
Sürekli komik video linkleri gönderen arkadaşım bir gün metin kısmı boş, konu kısmında “Charles Bronson öldü. Şimdi kim bizi kötülerden koruyacak?” yazan şahane bir posta yollamıştı. Ondan alıntılayarak ve 23 sene gecikmeyle: Lee Van Cleef öldü. Şimdi kim bizi iyilerden koruyacak?
Tanrı her sinemasevere böyle sevebileceği filmler versin.
saffetsozen@gmail.com