Yayın

                                                  
Memleketin en renkli isimlerinden, Bostancı’da Turgay’ın Tavernası Derya’nın işletmecisi ve mekânın orkestrasının şefi Turgay Noyan’ın ‘70’li ve ‘80’li yıllarda Türkiye’nin en önemli eğlence yerlerinden birinin hikâyelerini Meyhaneci (Kadehlerin Ardındaki Dünya) isimli kitabında topladı. Kendi kurduğu Naviga Yayınları’ndan çıkan kitapta 1961 öğrenci hareketlerinden Demokrat Parti zamanlarına 80 darbesinin öncesine-sonrasına kadar birçok tanıklık, popüler ve siyasi tarihin ilginç hikâyeleri yer alıyor. Türkiye’de amatör denizciliğin de gelişmesinde önemli rol oynayan Noyan’ın taverna hikâyeleri keyifli bir okuma vaat ediyor.

 

FİLM





Geçtiğimiz yıl festivallerde oynayan ve şubat başında DVD olarak yayınlanan Project Nim, bilimsel deney için annesinden doğumundan koparılıp ordan oraya savrulan Nim Chimpsky’nin hikâyesi. Doğumundan itibaren bir insan gibi yetiştirilip işaret dilini öğrenen ve cümle kurup kuramayacağı üzerine çalışmalar yapılan Nim Chimpsky, projenin rafa kaldırılmasıyla cehennemi yaşamaya başlar. Önce deney maymunu olur. Daha sonra “kurtarılarak” yalnız başına bir çiftlikte bir kafeste yaşamaya başlar. Hayvanlara karşı zalimliği açık şekilde gözler önüne seren belgesel insanı sinirlendiriyor ama Nim’le de tanışmak mutlu ediyor.
-------------------------------------------------------------

Radiohead’in OK Computer turnesi üzerine yaptığı harika belgesel Meeting People is Easy ile tanıştığımız, sonrasında Gorillaz konseri ve Joy Division belgeselleri gibi yüksek kalibre işlere imza atan İngiliz yönetmen Grant Gee bu kez Patience: After Sebald ile daha farklı sularda. Ünlü Alman şair, öykücü ve yazar WG Sebald’ın üzerine çektiği film, deneysel bir anlatımla yazarın da yapıtlarında işlediği hafıza, kayıp ve yıkım üzerine gidiyor. Yazarın en ünlü eseri Satürn Halkaları’nın Batı Anglia’da Jonathan Pryce tarafından gezerek okunmasının omurgasında süren belgesel Suffolk’un hikâyeleri ile birleşiyor. Gee’nin yeteneği Sebald’la birleşince de ortaya bir başyapıt çıkıyor. 2001’de bir trafik kazasında 57 yaşında hayata gözlerini yuman Sebald için şanına yaraşır bir anma.
 

 


DİZİ

 

 

Yılın çokça sükse yapan yeni serilerinden biri Homeland. Irak’ın 2003 işgali sırasında esir düşüp kurtarılınca bir kahramana dönüşen ama bir CIA ajanı tarafından Amerika karşıtı saflara geçtiği düşünülen bir askerin Amerika’ya döndükten sonra normal hayata uyum sağlaması ve peşindeki ajanla olan ilişkisini konu alan yapım, hem gereksiz hamasetten uzak durmasıyla hem de akıcı senaryosuyla takdiri hakediyor. Dexter ve Six Feet Under’dan tanıdığımız Micahel Cuesta’nın yönetmenliğinde Claire Danes, Damian Lewis ve Mandy Patinkin’in başarılı oyunculuklarıyla bir solukta izlenebilen kaliteli bir yapım.


 

ALBÜM




 


2000’li yılların en yetenekli ve üretken şarkıcı-şarkıyazarlarından Damien Jurado, saykodelik folk’a göz kırptığı 11. albümü Maraqopa ile karşımızda bu sefer. Seattle’lı müzisyen 2008’deki daha anaakım folk çalışması Caught in the Trees’den sonra gene kendi gibi Secretly Canadian şirketinin müzisyenlerinden Richard Swift ile takılmaya başlamış ve bunun ilk meyvesi Saint Bartlett 2010’da gelmişti. Maraqopa ise sound açısından Saint Bartlett’in devamı gibi. Geçtiğimiz yıl Jonathan Wilson’un gündeme getirdiği Laurel Canyon tarzı ‘70’ler folk-rock’ına göz kırpan, daha ritmik bir çalışma. Jurado her albümüyle yeni şeyler denemekten çekinmiyor ve bunlarda da başarılı oluyor.
------------------------------------------------------------
Profesyonel kariyerine neredeyse 50’sinde başlayan ve ‘90’ların ikinci yarısından beri düzenli olarak albümler yayınlayan banjo virtüözü, bluescu Otis Taylor’ın yeni albümü Contraband yılın şu ana kadarki en etkileyici çalışmalarından biri. 2008’deki Recapturing The Banjo albümüyle daha geniş bir kitleye ulaşan sanatçı aslen country ve bluegrass enstrümanı olan banjoyu blues’a adapte etmekte oldukça usta. Ayrıca etkileyici vokali, gitarları ve sözleriyle de bizleri mest ediyor. Iskalanmaması gereken bu albümü ne tarz dinliyorsanız olun beğeneceğinize eminiz. Seasick Steve’le beraber tek geçeriz.
------------------------------------------------------------
Müziğin harbici başkentlerinden Manchester’ın nev-i şahsına münhasır ismi Barry Adamson, 9. albümü I Will Set You Free’yi yayınladı. 2006’da kendi mekânı Central Control International’i kurduktan sonra yayınladığı Stranger on the Sofa ve Back To The Cat ile büyük sükse yapan eski Magazine ve Bad Seeds üyesi, yeni albümünde de aynı tatlardan devam ediyor. Hayali bir James Bond filmine yapılan soundtrack’i andıran albüm gene Adamson’ın keyifli fikirlerini barındırsa da yer yer çiğ ve kendi karikatürü gibi tınladığı da oluyor ve bu da insanı yorabiliyor. Yeni tanışıyorsanız seveceksiniz ama öncekileri biliyorsanız eliniz onlara gidecektir.
------------------------------------------------------------
Bir ayda iki banjolu album tanıtmak her zaman nasip olmaz. Punch Brothers da 3. albümü Who’s Feeling Young Now’ı yayınlamışken de onlardan bahsetmemek de olmaz. 2006’da, Yo Yo Ma ve Bela Feck gibi isimlerle çalışmış Chris Thile önderliğine bir araya gelen grup, progresif ve geleneksel bluegrass tarzında müzik yapıyor. Birbirinden yetenekli banjo, mandolin, keman, kontrabas ve gitarcıdan oluşan ekip son günlerde oldukça tanınmaya başladı. Yeni albümlerinde keyifli bir Radiohead (Kid A) cover’ının yanı sıra pek çok orijinal besteye yer vermişler. Yer yer Andrew Bird’ü de andıran şarkıları da var. Enstrümanlarına çok hakim bu beşliyi dinlemek güzel bir tecrübe. Sakınmayın.



 

KONSER



Geçtiğimiz yıl yayınladıkları Monkeytown ile elektronika camiasının hali hazırda yeni kralları olan Modeselektor bu yıl İstanbul’dan geçecek en popüler simalar olacak. Berlinli Gernot Bronsert ve Sebastian Szary’den oluşan ikili 2006’daki Hello Mom isimli debütleriyle dikkatleri çekmişti. 2009’da Apparat ile kotardıkları Moderat ile de ağırlıklarını koydular IDM camiasına. Bu yıl bir yerde dansedilecekse, bu Modeselektor iledir. 16 Mart, Cuma, Babylon



-------------------------------------------------------------
Mecmuanın 2011 muhasebesinde de adını geçirdiğimiz Kanadalı grup Timber Timbre de ayın güzel sürprizlerinden. Geçtiğimiz yıl yayınladıkları 4. albümleri Creep On Creepin’ On ile gönlümüzü kazanan üçlü, yaptıları folk ve blues’u şu ana kadar hiç bir şeye benzemeyen özgün bir tavırla icra ediyorlar. Tınlamalarındaki keyif dinleyiciye de geçiyor. Hadi söyleyelim Fleet Foxes gibi yormuyorlar. Kaçırmamalı. 29 Mart, Perşembe, Salon İKSV
 


SERGİ



Mimarlık Araştırmaları Stüdyosu MARS, 1 Mart – 28 Nisan 2012 tarihleri arasında Luk Berghe’nin “Ütopya Kolleksiyonu” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Belçikalı sanatçı Berghe; kağıt üzerine suluboya tekniği ile oluşturduğu Ütopya Koleksiyonu serisinde modernizm, ütopya, kapitalizm, sömürgecilik, ekoloji gibi temalar üzerinden uygarlık ve barbarlığın kol-kola giden öyküsünde mimarinin rolüne dair sorular soruyor. Performans sanatı kökenli Berghe, 1 Mart 2011 günü saat 19.00’da “Occupy …” isimli performansını gerçekleştirecek. Mimarlık Araştırmaları Sergileri kapsamında düzenlenen serginin küratörlüğünü Pınar Öğrenci yapıyor. Sergi 1 Mart – 28 Nisan tarihleri arasında Pazar, Pazartesi günleri haricinde 11.00 - 19.00 saatleri arasında görülebilir.