mixed version

tai fu


vücut kişiliğin ambalajıdır.

Önce kuku ve pipi yazacaktım. hoşlandığım kız “meme ucu kıvamına gelene dek de karıştıracaksın,” dedi. Unutma, öpüşmeden önce âşık yürekler, dudaklar değil, burunlar dokunur birbirine… Artık dölyatağını kasıp kavuracaktır tüm melodiler. Ne garip, ağız var, açılıyor falan. Göz desen ayrı bir geyik. Bir “Bok Belgeseli” uğruna Sindirim Sistemi ile iki buçuk saatlik röportaj yapmışlar. Ne zormuş meğer safra kesesiz yaşamak!

Şahsen göbek seven bir adam ile sevgili olmak isterim, rahat rahat biramızı içer yayarız, nedir yani! Beyazlaşmadan önce, Son saati bir saç telimin. seni düşünmeyi mi kessek kepek? Ve vampirler de yaşamalı. Dikkatimi çekti, en güzel diz sporcularda, en çirkini mankenlerde oluyor. Ütüsüz bir pantolon.

Sanat işletmesinin herhangi bir işletmeden farkı yok aslında. Sadece ürün olarak sanat yapıtları var. neo-liberal politikalar oluşmadan önce sanatçı işlerini satmıyor muydu, satıyordu. Büyük paralara satmıyor muydu, satıyordu. Özel ya da kamusal müzeler almıyor muydu, alıyorlardı. Zaten bizatihi otosansür devreye girmekte. Sanatla iç içe ve deforme olarak doğmamış bireyin kendini deforme etmesi.

filmlerde ikinci ya da üçüncü makarada ölen, sol baştan ikinci karakteri oynadı hep. Tabii bu, yorulmak ve yaşlanmak nedir bilmeyen Eastwood’a duyduğumuz sonsuz saygıyı azaltmayacak. hâlâ bizi fazlasıyla heyecanlandıran ve sinemanın geleceği için bize umut veren zatlar çıkabiliyor.

Uyuşturucu, alkol, sigara, eşcinsellik ve bohem hayat kötüdür. Ne saçma bir laf! Sonra göbekli, bıyıklı gay’lere “bear” denmesi meselesi. yanlış değerlendirmek çağımızın en büyük hastalığı ya. İnsanlar hem aptal, hem de gezegeni kirletiyorlar! düşününce aklıma siyasi olandan başka bir şey gelmiyor!

hoca “Ağaç mısın sen lan, eşek herif,” diyerek çocuğu eşek sudan gelinceye kadar dövmüştü. ‘80’lerin sonunda, ‘90’ların başında çocuk olanlar, burunlarının dibindeki grunge devrimini Susam Sokağı izlerken kaçırmış bir kuşaktır. Mahalle takımına girebilseler her şey çok farklı gelişebilirdi. bu durumun farkında olmayan solyanlılar, çocukluktan itibaren maruz kaldıkları dışlanmayla birlikte kendilerini pek çok alanda beceriksiz sanırlar. Ardından Elektroşok tedavileriyle geçen bir ilk gençlik. Sonra unutuldu. Melankoli illetine tutuldu. Benim melankolim anlamlı değil. depresyonda olanlar 30 milyondan fazlaymış! Eskiden olduğu gibi rüzgâr gibi koşamıyorum artık, Fazla uyumuyorum, Sadece birkaç saat. Kanka elektrik faturamı bile ödeyemiyorum.

tüm bu gerçeklik terörü altında reddiye nasıl var olacak?