Enver Amca Hakkında Hiçbir Şey


Kerem Oğuz

Dedem birçok insanın arzuladığı şekilde öldü. Hasta yatağında, tüm sevdiklerinin doldurduğu küçük bir evde. İki günce önce derin bir uykuya girmiş, nabzı giderek yavaşlamış ve kalbi sönmekte olan bir mum gibi enerjisinin tamamını tüketmişti.

Üzüldük, ağladık... Definden önce dayımın dedeme Fenerbahçe forması giydirmek için ısrar etmesi ve teyzemden yediği sert “kendine gel” tokadının dışında herhangi bir çılgınlık, taşkınlık yaşanmamıştı. Oysa sinirsel durumu güvensiz, aşırı tepkilere açık, dağılmalara, darmadağın olmalara açık bir aile olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Hepimiz bir diğerini himayesini aldı. Benim gözüm annemde, anneminkin teyzemde, onunki ananemde, ananeminki de dayımın üstündeydi. Herkes en çok sevdiğini mi koruma altına almıştı? Bir ihtimal...

Definin akşamı sekseniki yıllık hayatında hiç, bir gece bile bir evde tek başına kalmamış annneannemi yalnız bırakmamak için benimle birlikte birkaç kişi daha evde kaldı. Annem, teyzem, ben ve dayım, anneannemin etrafını sarmış, gücümüz yettiğince o büyük boşluğu doldurmaya çalışıyorduk. Aslında hep beraber o büyük boşluktan düştüğümüzü söylemek daha doğru olacak. Yaşadığımız tüm üzüntüye rağmen dedemin ne kadar sevgi dolu, narin ve şakacı olduğundan bahsetmek hoşumuza gidiyor, bu durum bizi biraz olsun rahatlatıyordu. Biraz sonra hepimizin huzurlu şekilde uykuya dalacağı gayet açıktı. Gecenin bu dingin ve huzurlu gidişini bozan öfkeyle basılan kapı zili oldu.

Annem kapıyı açmaya gitti. Gelenin kim olduğunu çok merak ettiğimizden hepimiz kafamızı uzatıp kapıya doğru bakıyorduk. Annem kapıyı yavaşça açtı ama daha o bile gelenin kim olduğunu görmeden teyzem hemen sordu; “Kimmiş Kerime?” Fakat annem bu soruya cevap veremedi çünkü kapıyı açar açmaz eli ayağı boşalmıştı. Onu yere düşmekten koruyan kapının dışında bekleyen kişi oldu, aniden iki kalın ve kısa kolun annemi yakaladığını ve düşmesine mani olduğunu gördüm. Annem gelen kişiyi görünce mi bayıldı yoksa zaten bayılacaktı da bu durum tam olarak kapıyı açtığı ana mı denk geldi, bunu anlamaya fırsat bulamadan anneme doğru koştum. Annemi kucaklayıp adamın elinden aldığımda onun kim olduğunu nihayet görebildim ve ben de bayılacak gibi oldum. Eğer kucağımda annemi taşımıyor olsaydım kesinlikle de bayılırdım. Sadece annemi koruyabilmek için yaşadığım büyük şoka rağmen ayakta kalabilmiştim.

Karşımızdaki adam dedemdi. Dayım da onu benimle aynı anda görmüştü ve “YA ALLAH, YA RESÜLULLAH,” diye bağırdı. Gerisini fazla hatırlamıyorum. Annemi yere yumuşakça bıraktım. Tansiyonum çıkmış, kulaklarım çınlıyordu. Nefes alıp vermemin ağırlaştığını ve kalp atışlarımın şiddetlendiğini hatırlıyorum. Bayılmamış ama buna çok yaklaşmıştım. Annem de kucağımda gözlerine açmış, ne olduğunu idrak etmeye çalışıyordu. Bu sırada dedemin dayıma çaktığı sert tokatların sesi ile uyanmam hızlandı. “Kendine gel eşşoleşek,” diye bağırıyordu dedem, bağırıyordu ama sesi de bir değişik çıkıyordu. Odada ayılan bayılan kalabalığı acilen kendisine getirmezse bir fenalık olacağını fark eden dedem “Babanız değilim ben, amcanızım aptallar,” diye bağırdı. Gelen, yaklaşık yirmi senedir sırra kadem basmış, dedemin erkek kardeşi Enver Amca’ydı. Herkes onun o dönem ciddi bir ticari sorun yaşadığı ortağı tarafından öldürüldüğüne inanmıştı. Gerçi ortak da ortada yoktu, o da aynı Enver Amca gibi ortadan kaybolmuştu. Polis ikisinden birisinin diğerini öldürdüğünü ve kaçtığını söylemişti. Kimse aile ferdine katilliği yakıştıramadığından olacak hepimiz onun öldürüldüğüne kanaat getirmiştik. Gerçi ortağın ailesi de bizimle aynı hissiyata göre karar veriyordu, onlara göre de katil olan bizim amcamızdı. “Ben sizin amcanızım aptallar” lafı, birisi yirmi saniye, diğeri yirmi yıl süren iki gizemin birden sonunu getirmişti; dedem ölümden dönmemişti, Enver Amca bir katildi...

Dedem kardeşinden beş yaş büyüktü. İkisinin birbirlerine çok benzediğini ben de hayal meyal hatırlıyordum. Dedem bana bu benzerlikten oldukça istifade ettilerini anlatırdı. Bir keresinde dedemin hırpaladığı bir adam karakola gidip şikâyetçi olmuş. Polisler dedemin kasap dükkânına gelip ifadesini almak istemişler ama bir bakmışlar kasada oturan dedem değil, Enver Amca. Bu değişikliğin sebebi hem birbirlerine çok benzemeleri hem de amcanın yaşının henüz onsekizden küçük olması. Dayak yiyen adam “Bana vuran bu değildi” diyecek olursa da bu sefer de diğer esnaf araya girip yalancı şahitlik yapmış. İşin ilginç kısmı şu ki aynı filmin defalarca kere çevrilmiş olduğunu bilen polis de duruma artık güler, bir müdahelede bulunamazmış. Hayal meyal hatırladığım kadarıyla bu işten kârlı çıkan dedem olsa da Enver Amca için durum hep farklıydı, çünkü dedem kardeşine benzediği için cezadan yırtarken kardeşinin abisine olan benzerliğinden ötürü bir köşeye kıstırılıp dayak yediği de olabiliyormuş...

Davetsiz misafirimiz gitti dedemin koltuğuna oturdu ve teyzeme “Kahve yap bana Semra!” diye bağırdı. Sonrasında kimsenin bir şey söylemesine fırsat vermeden “Bugün bana hiçbir şey sormayacaksınız, yarın ne isterseniz anlatırım,” dedi.

Yaşadığımız bu çok büyük olay sebebiyle artık kimse de uyuyacak hal kalmamıştı. Dedemin koltuğunda oturan devasa bir gizem abidesi vardı ama sırlarını hiç kimse ile paylaşmıyordu. Arada anneannem dayanamayarak “Çocuklarına haber verdin mi Enver?” diyecek oldu, “Bugün soru sormak yok demedim mi ben size?” diye çıkıştı Enver Amca... Bir ara dayım büyük sessizliği bozmak isteyerek, çocukuluğundan kalma bir alışkanlıkla “Beşiktaş da baş aşağı gidiyor be amca” diyecek oldu fakat “Başlatma Beşiktaş'ından,” diye onu da tersledi aksi ihtiyar. Ters bir adam olduğu bilindik bir şeydi, onunla iki kelam edilemediğini yeni öğrenmiyorduk. Ama bu kadar olağanüstü koşullar altında dahi hiçbir yakınlık, sevgi kırıntısı göstermemesini anlamak mümkün değildi.

Baktık ihtiyarla iki kelam edebilmek mümkün değil, biz de yataklarımızı kurduk. Ölümü hazmadebilmek zaten kolay değilken gece gece yaşadığımız arka arkaya şoklarla sinirlerimiz iyice laçka olmuştu. Bu ruh halinde hızla uykuya daldık. Sabah kalktığımızda Enver Amca yatağında yoktu. Dedemin Fenerbahçe forması da ortadan kaybolmuştu.

evrandir@gmail.com