“İkiyüzlü doğruculuk” veya “nasıl diyorsam diyeyim doğruculuk” olarak da dile getirilebilecek bu ifade, aslında uzun yılların birikimine sahip. Müşteri ilişkileri başta olmak üzere iş yaşamında ve basında kendini gösteren bu davranış şekli, en sonunda havalı bir isimle de taçlandırıldı. Ancak, adı üzerinde, doğrudan politikayı getiriyor benim aklıma. Bu terimden, politikadaki şahsiyetlerin yalandan vazgeçmesi ve her zaman doğruları söylemesi anlamını çıkarmak istiyorum.
İşte bu düşünceden hareketle, Dünya’nın yüzlerce ışık yılı uzağında bir gezegenden bahsedeceğim sizlere. Çünkü bu gezegendeki bir ülke, politik doğruculuk teriminin tüm genel ve özel anlamları ile kullanım alanlarını bir kenara bırakıyor ve politikacıların doğruyu, yalnızca doğruyu söylediği bir hayale dönüşüyor. Kubur gezegenindeki İshaliye’de, politikacıların sadece ve sadece doğruyu söyledikleri İshaliye’de yaşadığınızı düşünün. Ve gelin bu doğruculuk nereden geliyor, hikâyesini anlatayım sizlere.
İshaliye’de en yüksek mevkiye sahip kişi, yani Muzbaşkanı seçiliyor. Muhalifler, siyaseten onaylamadıkları ve sindiremedikleri Muzbaşkanının etnik kökenleri hakkında iddialar atıyor ortaya. İshal olmasıyla övünen Muzbaşkanının aslında Cırcır azınlıktan olduğunu söylüyorlar. “Hatta Amel bile olabilir,” diye ekliyorlar. İshaliye Muzbaşkanı hemen emirler yağdırıyor, araştırmalar yaptırıyor ve kendisinin aslında Cırcır ya da Amel olmadığını, yedi sülaleden beri İshal olduğunu göğsünü gere açıklıyor. İshal kentlerde havai fişek gösterileri yapılırken, Cırcırlar susuyorlar içe kapanarak.
Bir süre sonra seçimler boy gösteriyor İshaliye’de. Politik yaklaşımını İshal olmak kavramı üzerine kuran bir partinin lideri, Kayısıbaşkanını azınlık politikaları nedeniyle suçluyor. Kayısıbaşkanı ise ülkenin hakim gücü olan İshallerin karşısına çıkıyor ve, “Biz İshaliye'ye hizmete geldik, ama gelin görün ki bunu çekemeyenler var. Bunlar yüzünden ne Kabızlığımız kaldı, ne Cırcırlığımız, ne de afedersiniz Amelliğimiz,” diyor açıklamasında. İshaller gösterilerde rahatlıyor, Cırcır, Amel ve Kabızlar ise biraz daha içe kapanıyor. Artık patlamak üzere oldukları haberleri yapılıyor basında.
Üzerinde büyük baskı olan İshaliye basını pek yer veremiyor bu haberlere sayfalarında. Azınlık politikaları nedeniyle İshaliye’ye sürekli baskı yapan Kenef Birliği ülkeleri de duymazdan geliyor bu sözleri. Birkaç cılız tepki, İshaliye’den ve hatta Kenef’ten kovulma tehdidiyle susturuluyor. Bir sessizlik, bir suskunluk oluyor. Muzbaşkanı ve Kayısıbaşkanı bu sessizliği kendilerine yontuyor ve tüm İshallere seslenerek, keyiflerini bozmaya kimsenin cesaret edemeyeceğini söylüyor.
Günlerden bir gün, Dünya gezegenindeki olayları izleyen İshaliye Muzbaşkanı ile Kayısıbaşkanı, benzer olayların yüzlerce ışık yılı ötedeki bir ülkede de yaşandığına tanık oluyorlar. Politikacıların kendi doğruları ile toplumun istediği doğruları söylemeleri arasında hiçbir fark olmadığını görüyorlar. “Biz doğruları söylediğimizi düşünüyoruz ama Dünya gezegeninden bir türlü farklılaşamıyoruz. Bundan böyle olaylara sadece kendi doğrularımız açısından bakmamaya söz veriyoruz ve tüm Amel, Cırcır ve Kabızlardan özür diliyoruz” açıklamasını yapıyorlar. Zamanın hangi diliminde yaşandığı bilinmez bu olaydan sonra da, kökenleri ne olursa olsun, Amel, Cırcır, İshal ve Kabızlar mutlu ve huzurlu bir hayat yaşıyorlar. Hâlâ da öyleler. Ben şahidim. Ama çok çok uzak bir galakside…