Basite İndirgeme, Neme Lazım veya Gerçekçilik
Viktor Pilatan
Basite İndirgeme:
“Occam’ın usturası” diye birşey var ya hani; “bir sorunun çözümü çok büyük olasılıkla en basit olandır” diye (aslında oldukça basitçe açıkladım konuyu karıştırmamak için. Basite indirgeyerek manipüle ettim okuyucuyu). Bunun toplumlara, siyasete uygulanması abesle iştigaldir.
İnsan içindeki Abyss’e öyle veya böyle bir ara bakmalı. Kaçınılmaz zaten. İyi senaryo oraya bakarsınız; Çok daha güçlü ve cesur olursunuz. Sonraki hayatınızda hataları aza indirger, “kendi yolumla kotardım işleri” deme şansınız olur. Bakakalma ihtimali de var. O kötü. Ama en kötüsü bakmana rağmen gördüklerini işine geldiğine göre algılayıp sıyrılmaya çalışmak. Kişisel manipülasyon. Nasıl bir haber sana gelene kadar birçok kere değişime uğruyorsa, kendini de içini rahatlatacak şekilde tanımlama; “ben böyleyim napayım?” denen sevimsiz düstur. Akıllı olanları tetiklemeyi de iyi yapar. Tetiklemeden kastım bir “an”. O “an”ı öyle bir punduna getirir ki olaylar istediği gibi ya da bahane üretebileceği şeyler haline gelsin; bu yolda da o tetikleme anını Abyss’in içine atsın ki kaybolsun, unutulsun.
Epifani gelir empati ile. Her duruma farklı açılardan bakabilme yeteneği. Bu hayatın her yerinde her aşamasında olayları farklı açılardan esnekçe yorumayabilmek. Yapılması gereken kendini sürekli alarm halinde tutmak. Çok da zor. Yorucu. Ama resmi söylemi sürekli kabul ederek “kasıtlı cahilliği” kabullenmek kadar onursuz bir şey değil.
Neme Lazım:
Siyaseten Doğruculuk; aslen statükonun korunma paradoksu. Nasıl mı? Anlatayım. Şimdi bu politik doğruculuk kavramı medeni ülkelerde genelde azınlıklar veya zamanında ırkçılığa ve ayrımcılığa uğramışların sırtlarının sıvazlanması şeklinde gerçekleşir. Yani bir siyah Amerikalıya “Sizler de çok alıngansınız,” dediğiniz anda bir daha insan içine çıkmak zor olur. Ya da bildiğiniz genelleme yapmak: “Yahudiler para konusunda çok dikkatli insanlar. Güney Amerikalılar çok sevişgen insanlar. Amerikalılar su katılmamış aptal vb.” Gelişmiş toplumlar (Türkiye’yi maalesef ayrı tutmak zorundayım. Nedenini söylemeye gerek var mı?) bu gibi tutucu ve önyargı barındıran tanımların veya yaklaşımların önünü alabilmek için kamu genine politik doğrucu olma halini enjekte eder. Bu olmalıdır da kanımca. Ama ayar ve çizginin nereye çekileceği; gerçekten ne kadar sapıldığı, ifade özgürlüğünün nerede durdurulduğu konuları en önemlisi. Bunda evrensel normlar belirlemek pek mümkün gözükmüyor. Kimsenin savaşmadığı, herkesin barış içinde olduğu bir ütopik dünya tasvirinde bile yüzyılların birikimiyle oluşan kültürel farklılıklar bunun önüne çıkacaktır. Sonunda tartışabilmek lazımdır. Alıngan olmadan tartışabilmek. Günümüzde bunu çokça mizahçıların eline bırakmış vaziyette Batı.
Seinfeld’in (“The Outing” isimli bölüm aslında bütün bu “politik doğruculuk” konusunu en güzel özetleyendir) yaratıcısı olarak da bildiğimiz Larry David, kendi dizisi Curb Your Enthusiasm’ın geçen yıl yayınlanan son bölümünde; Michael J. Fox’un kendisine parkinson zırhına sığınarak numaralar çektiğini anlatırken, bir yandan da kız arkadaşının 7 yaşındaki oğlunu “eşcinsel eğilimleri” olan ve Nazi estetiğine hayran bir çocuk olarak betimler. Bir diğer isim Ricky Gervais son yıllardaki stand-up’larında Tanrı ve İsa hikâyelerine oldukça sert eleştiriler getirir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak bu iki isim de bunları gayet özgürce yaparken popülaritelerini de koruyabilmekteler. Ölüm tehlikesi altında yaşamıyorlar. Şiş de kebap da yanıyor. Kanımca eşitlikçi ve hümanist yaklaşım olduktan sonra her şey söylenebilir. Söylenmeyen, kapılar ardındaki gerçek, en zalim yalandan daha tehlikelidir.
Gerçekçilik:
Evet, sonunda yavaşlamak gerekecek. Bu yavaşlama çoğumuzu kapsayan jenerasyonu sıkı bir depresyona sokacaktır. Şimdiden buna alışmaya başlamalı.
Viktoryen ek: Her şey ailede başlar. 2 yaşındaki çocuğunuz veya yeğeniniz evdeki gitara dangır dungur vuruyor ve size gülerek “çalıyom” diyorsa; siz ona “ne güzel çalıyorsun” demek yerine, bu işte çok berbat olduğunu, sizin yıllarınızı verdiğinizi, şu an çalmaya son vermesi gerektiğini söylemelisiniz. Neme lazım, neme lazımcı olmasın çocuk.
kendihayat@gmail.com