Müzikli Hikâyeler

Bülent Kale

Kimilerince Brezilya soul tarzının babası olarak da kabul edilen şarkıcı ve besteci Tim Maia’ya Brezilyalı James Brown ya da Rei do Fanki (Funk kralı) diyorlardı. Her zaman büyük bir orkestrayla çalışırdı. Rivayete göre ödemeleri her zaman nakit olarak plastik poşetlerde alır ve yatağının altına istiflerdi. Organizasyon şirketlerinin gönderdiği Limuzinleri kabul etmez, otobüs isterdi. İçinde genç kızların yanında, bol bol marihuana ve bira olan otobüslerle giderdi konserlerine. Ve konserlerinde dinleyicilerine LSD doz hediye ederdi.

 En sevdiği sözlerden biri şuydu: “Sigara kullanmam, içki içmem, kadınlarla düşüp kalkmam, uyuşturucu bilmem. Tek kusurum var; azıcık yalan söylerim.”
 
Anlatılanlara göre, karısı Geisa’yla tanıştıklarında Geisa hamileydi. Tanıştılar, birbirlerini sevdiler, birlikte yaşamaya başladılar ve ilk oğlu Leo doğdu. Leo’nun biyolojik babası Leo’yu reddediyordu, Tim sahiplendi. Bir zaman sonra Geisa’yla tartışıp ayrıldılar. Yeniden barıştıklarında, Geisa yine hamileydi. İkinci çocukları Carmelo doğdu:
“Çocuklar onları kim büyütüyorsa, onun çocuklarıdır,” diyordu Tim Maia.
 
Brezilya’nın bir başka efsane müzisyeni Joao Gilberto, mikrofonun icadının koca bir yanlış anlaşılmaya kurban gittiğini söylüyordu. Ona göre mikrofon sesi büyütmüyordu; Gilberto’nun tek tek bütün dinleyicilerinin kulağına eğilip şarkı söylemesini sağlıyordu. Joao Gilberto’nun en sevdiği şey buydu; bir barda ya da salonda oturup elinde gitarıyla etrafına kümelenen sadık dinleyicilerine bütün gece alçacıktan şarkı mırıldanmak.
 
Gençliğinde Rio de Janeiro’daki Ipenama’da denize bakan bazı barlarda bütün gece böyle şarkı söyledikten sonra gün doğarken herkese kendi cebinden sütlü kahve ve ballı ekmek ısmarlarmış. Efsaneye göre, sonra arabasıyla herkesi tek tek evlerine dağıtırdı. Ama bir kusuru vardı: Arabayı, hiçbir trafik ışığını ve kuralını takmadan çılgınlar gibi sürüyordu. Sabaha kadar onu dinlemeye herkes vardı, ama kimse arabasına binmek istemiyordu.
 
Sevenleri, “Neden arabayı da gitar çaldığın gibi usul usul sürmüyorsun?” derledi. Düşmanları, “Neden gitarı da arabayı sürdüğü gibi çalmıyor?” diye soruyordu.
 
Brezilya’da Bossa tarzı ilk çıktığında, tarzı sahiplenenler Brezilyalı bazı beyaz şarkıcıları bu şarkıları “siyahlar” gibi söylemekle suçlamışlardı. Gilberto Gil ve Chico Buarque’nin bu ithama kendi tarzlarıyla verdikleri yanıt anlatılmaya değer: Birlikte çıktıkları sahnede bir beyaz olan Buarque yüzünü siyaha, bir siyah olan Gil ise yüzünü beyaza boyamıştı.
 
Hemen hemen aynı dönemde Caetano Veloso ve Gilberto Gil de sambayı “elektro” etmekle suçlanıyorlardı. Solcular sömürgeleşmiş aydın olmakla, sağcılar vatanı satmakla itham ediyordu onları. Gilberto Gil yüzlerine karşı Che’ye adadığı “Soy loco por ti América” (Senin için çıldırıyorum Amerika) isimli şarkısını söyledi. Caetano Veloso, sahneye davet ettiği saykodelik Os Mutantes grubu “E proibido proibir” (Yasaklamak yasaktır) şarkısını protestolar yüzünden söyleyemeyince sahneden “Eğer siyasette de sanatta oldukları gibilerse işimiz bitik,” diye haykırıyordu.
 
Sonra Brezilya’da diktatörlük bizim birkaç on yıl sonra tanışacağımız şu meşhur “Ya sev, ya terk et” sloganını buldu.  Öyle bir Brezilya’yı sevmeyi asla kabul etmeyecek olan Veloso ve Gil sürgüne gitmek zorunda kaldılar.
 
Rivayete göre, muktedirler Joao Gilberto’dan da sambanın “elektro” edilmesine karşı olduğunu açıklamasını istediler. Ama Gilberto verdiği yanıtla hepsinin ağzını açık bıraktı:
Gençliğinde Bahia’dayken müziğin en popüler biçiminin “elektro trio”lar olduğunu söyledi. O dönem çok yaygın olan bu triolar; bir kamyonetin sahneye dönüştürdükleri kasasında sokak sokak gezerek bir ampliye bağladıkları enstrümanları cavaquinho, gitar ve perküsyonla klasik parçaları elektro yorumlayan, yani çıldırmış bir frevo ritmiyle çalan müzik gruplarıydı.
 
Bu yüzden Joao Gilberto, Jimi Hendrix’i ilk duyduğunda şöyle demişti: “Distortion’ı Bahia bulmuştu zaten, Hendrix onu daha bir güzellemiş.”
 
Not: Ben bu mevzuları bilen biri değilim; Arjantin gazetesi Pagina12’de Juan Forn’un Joao Gilberto üzerine bir yazısını okudum, her şeyin yerini de değiştirerek, pek çok şeyi çıkararak ama bazı şeyleri de ekleyerek son derece serbest bir çeviriyle sizlere aktarmak istedim. Budur.

bulentkale@gmail.com