Zizek Diyor ki…


Slavoj Zizek / Çeviri: Ayşegül Çetin

Yaşadığımız politik doğruculuk çağıyla heteroseksüel baştan çıkarma süreci arasında bir bakıma paralellik var: Politik doğrucu davranış ve baştan çıkarma davranışı herhangi bir noktada örtüşmemelerine rağmen, yani her baştan çıkarma bir çeşit “yanlış” müdahale veya taciz olmasına rağmen; bir noktada kişi kendini ileri sürmek ve karşısındakine “asılmak” zorundadır. Peki bu, her baştan çıkarmanın katıksız taciz olduğu anlamına mı gelir? Hayır, işin püf noktası da buradadır: Birine kur yaptığınızda kendinizi Öteki’ne (potansiyel partnere) sunarsınız ve onun vereceği tepki davranışınızın taciz mi yoksa başarlı bir baştan çıkarma mı sayılacağını geriye dönük şekilde (olarak) belirler (tayin eder), –ve nasıl bir tepki geleceğini işin başından kestirmek imkânsızdır. Kendine güvenen kadınların “zayıf” erkekleri çoğunlukla hor görmelerinin nedeni de budur –zayıf erkekler kendilerini sunmaktan, bunun için gereken riski göze almaktan korkarlar. Bu, politik doğruculuk çağında belki de her zamankinden daha da geçerli bir durum: Politik doğrucu davranışı belirleyen kısıtlayıcı kuralların baştan çıkarma sürecinde şu veya bu şekilde çiğnenmesi kaçınılmaz değil midir? Baştan çıkaranın ustalığı, bu kural ihlalini gereğince yerine getirmesinde ve böylelikle teklifi kabul edildiğinde davranışının tacizkâr yönünün geriye dönük şekilde silinmesini sağlamasında yatmaz mı?
 

  • The Fragile Absolute: or, why is the Christian legacy worth fighting for? (London: Verso, 2000), p. 111.

aysegulct@yahoo.com