MERCEK
Ekmek Parası

KargART’ta gerçekleştirdiği atölye çalışmaları yanında denk geldikçe mecmuaya da yazan Güray Dinçol’un yönettiği Ekmek Parası’yla, Oyunbaz’ın iki klasik (Çehov’un Martı ve Ibsen’in Peer Gynt) oyundan sonra bir çağdaş tiyatro eserini sahneye taşımış oluyor. Gesine Danckwart’ın eseri, bir işsiz, bir stajyer, bir garson, bir iş kadını ve bir yönetici adayının ekmek parası peşindeki hikâyelerini oyunlaştırıyor.
Güray Dinçol rejisi, Sibel Arslan Yeşilay’ın çevirisi ile sahnelenen Ekmek Parası’nda, Evrim Şahintürk, M. Özgür Bahçeci, Mustafa Çiçek, Pınar Akkuzu ve Sena Taşkapılıoğlu Kornhauser rol alıyorlar. Oyunbaz, kısa sürede sahnelediği eserlerle dikkatleri çekmiş bir topluluk. Bu oyun da bizleri yanıtlmayacaktır. 7-14-21 Nisan, Perşembe günleri Beyoğlu Terminal Sahnesi’nde, 20:30’da. (Gösterimlere sınırlı sayıda seyirci alındığından rezervasyon yaptırmak gerekli, 0531 888 6231)
Öfkenin Şenliği
“Şake, kısılıp kalmıştı gerdeğe gireceği odanın bir köşesinde. (...) Çömeldiği köşede yaşıtı kızların ellerinden çıkan kilimin püskülüyle oynuyordu. Birden göz göze geldi kocasıyla. Adam huzur içinde yatağa uzanmışken, Şake kana bulanmış baldırlarını karnına çekmiş, ağlıyordu sessizce. Gözaltlarından dağılan sürmenin karası yüzünü bozulmuş bir tablo gibi gösteriyordu. Uzun yollardan geçmişti. Kana bulanmıştı yine yolun sonu. (...) Yüzünün gerisindeki ırkı babasından ödünç. Hırçın bakışları doğuştan sürmelenmişti doğduğu toprağın yazgısıyla. Sürmeden dışarı bir Ermeni bakıyordu.”

Yukarıdaki alıntı Jaklin Çelik’in ilk romanı Öfkenin Şenliği’nden. Gözlerindeki hınzır gülüşün dilini de yönlendirdiği Jaklin; 1915’i 3 kadının yaşam öyküsünün sarmalandığı bir kurguyla anlatırken, önce kendi hikâyesiyle hesaplaşıyor. 1915’deki yarılmaya tarafgir bir söylemle değil, birey olarak, her iki tarafa da eşit mesafede yaklaşırken, kitabın adındaki gibi öfkesini edebi bir şölene dönüştürüyor. “Kimliğim etrafında tutulan yasın, birikmiş öfkenin, kotarılmış şenliğin benimle bir ilgisi yok,” diyor Jaklin Çelik, Öfkenin Şenliği’nde.
EX.change

“EX.change, İstanbul – Marsilya: Endüstri mirasını görünür ve anlaşılır kılmak” başlıklı etkinlikler dizisi, geçen ay Serkan Taycan’ın İstanbul ve Marsilya’daki endüstri mirası bölgelerinde çektiği fotoğraflardan oluşan bir sergiyle (sergi de bir endüstri mirası binasında, Kuledibi’ndeki “Hamursuz Fırını”nda açıldı ve Hamursuz Fırını ilk kez böyle bir etkinliğe ev sahipliği yaptı) başlamıştı. ÇEKÜL Vakfı ve Bureau des Compétences et Désirs (Yetenekler ve İstekler Ofisi) ortaklığında yürütülen projenin bundan sonraki ayaklarından bahsetmekte fayda var.
Öncelikle projenin sergi ayağı 17 Nisan’a kadar Hamursuz Fırını’nda gezilebilir. Sergiye gitmişken fırını da gezmeyi ihmal etmeyin. Projeyle, iki kent arasında yüzyıllardır devam eden bağlar güçlendirilerek, endüstri mirasının kent kimliği için önemine de dikkat çekilecek. Bu amaçla mart ve nisan aylarında kent ve endüstri mirası ilişkisini kurmak, toplumda bilinç ve farkındalık yaratmak için İstanbul’daki ilköğretim ve ortaöğretim okullarında eğitim çalışması da yapılacak. Ayrıca Üsküdar’daki 153 yıllık Kâgir Değirmen Bostan binasını ışıklandırılacak. Sergide yer alan fotoğraflar eşliğinde, araştırmacılar tarafından hazırlanan makalelerden oluşan bir de kitap hazırlanıyor. Son olarak, endüstri mirası yapılarının eski fotoğraflarından oluşan kartpostallar hazırlan ve ÇEKÜL pulları kullanılarak sergi alanındaki posta kutusunda toplanacak ve adreslere ulaştırılacak.
Kamil Erdem & René Sopa Quartet
Albüm AK müzikten çıktı. Kamil Erdem’in son projesi. (şimdilik pek tabii) Proje İKSV’nin Avrupa Caz Kulübü etkinliğinin bir sonucu. Caz festivalinde başlattıkları bu uygulamada Türkiye’den müzisyenler Avrupa’dan müzisyenlerle buluşuyor. Amacı bir konser olan etkinlikten Kamil Erdem ziyadesiyle başarılı bir de albüm çıkartmış. İşin ilginç yanı bu işin tam olarak mektup arkadaşlığı üstünden gitmesi. Quartet için yazılmış ya da aranje edilmiş besteler internet üzerinden Fransa – İstanbul arasında gidip gelmiş. Akordeoncu René Sopa’yla yakalanan uyum bu kısa süre için inanılır gibi değil. Trompette Şenova Ülker’in katkısı da hakeza. Bir de Kaptanzade Ali Rıza Bey bestesi “Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgarına” var ki gelenekle kurulabilecek bağlantının ders diye okutulası örneği olarak albümümün bonusu demiyelim, kaymağı olarak dinlemenizi bekliyor.

YAYIN
Sex for Dummies – Meraklısına (Artık Her Şey Daha Kolay) adıyla yayınlanan kişisel gelişim / sağlık kitabını biliyoruz ki birçoğunuz bekliyordunuz. Ön sevişme, sanal seks, fanteziler, doğru partneri bulmanın yöntemleri gibi konularda yardımcı olmayı hedefleyen eserin yazarı Ruth K. Westheimer. Cinsel devrimini “açıkça” hâlâ yaşayamamış bir memleket için değerli bir hazine. Her kütüphaneye lazım.
FİLM
Amerikan anaakım komedi filmlerini son yıllarda pek bir şeye benzetmek zor. İyisi zor bulunuyor. “The Hangover“ 2009’da çıktığında bizi eğlendiren ender işlerden biri oldu. Todd Philipps’in yönettiği filmin devamı da çekildi. The Hangover Part 2 adını taşıyan bu devam filmi, ilk filmdeki kadronun Bangkok’taki balayı sırasında başından geçenleri konu alıyor. Ed Helms, Bradley Cooper ve harika Zach Galifianakis’in rollerini geri aldığı yapımda Mike Tyson gene endam ederken, Liam Neeson ve Paul Giamatti de ufak rollerde gözükecek. İlkine pek gülmüştük, bu da hayalkırıklığına uğratmaz umarız.

------------------------------------------------------------
İngiltere’nin en yetenekli yönetmenlerinden; Meantime, Naked, Life Is Sweet, Vera Drake gibi öenmli filmlere imza atmış Mike Leigh’nin son filmi Ömrümüzden Bir Sene, son günlerin dikkat çekici işlerinden. Cannes’da prömiyeri yapılan ve en iyi orijinal senaryo dalında Oscar’a da aday olan yapım, yaşlı ve mutlu bir çiftin hayatlarının sonbaharında çevrelerindeki mutsuzluklarla olan ilişkilerini konu alıyor. Jim Broadbent, Ruth Sheen ve Lesley Manville’in başrolleriyle bu usta yönetmenden kalite bir eser.
DİZİ
5 sezon süren ve gelmiş geçmiş en iyi polisiye dramalardan kabul edilen “The Wire”ın yaratıcısı David Simon bu sefer de New Orleans üzerine müzikle dolu yeni işi “Treme” ile gönülleri fethediyor. Katrina kasırgasının 3 hafta sonrasına kameralarını doğrultan yapım, hayatlarını yeniden toparlamaya çalışan New Orleans’lı müzisyenleri, kayıplarını arayan aileleri, sosyal hayatına yeniden sahip çıkmaya çalışan bir kentin hikâyesini anlatıyor. Elvis Costello, Dr. John gibi efsanelerin de müzikal sekanslarda yer aldığı dizinin 2. sezonu da bu ay başlıyor. TV’deki en kaliteli işlerden biri kesinlikle. Iskalamayın.
ALBÜM
Kurt Vile’ın bahsini geçirmiştik daha önce de. 2009’daki Childish Prodigy albümüyle yeteneğini kanıtlayan Philadelphia’lı şarkıcı / şarkıyazarı, yeni albümü Smoke Rings For My Halo ile şu ana kadarki en iyi işine imza atıyor. Üç kişilik eşlik grubu The Violators ile özgün bir ses atmosferi… Başlarda Tom Petty, Bob Seger gibi referanslar verilirken şimdi de Devendra Banhart’tan Velvet Underground’a çok geniş sonik bir yelpazede tınlıyor bu albüm. 2011’in de şu ana kadarki en iyi albümlerinden… Kurt Vile kendi albümünün yanı sıra indie’nin babalarından Dinosaur Jr.’ın vokalisti ve şarkıyazarı J Mascis’in yeni solosu Several Shades Of Why’da da önemli bir yer tutuyor. 2006’da tekrar bir araya gelip güzel albümler yapan Dinosaur Jr.’ın solo kariyeri olan ismi Lou Barlow’du şimdiye kadar ama Mascis’in de pek şık bir albüme imza attığını söylemeli. Akustik ağırlıklı albüm Barlow’un işlerini; Mascis’in sesi de Black Francis’i pek anımsatsa da bu tarz minimal prodükte güçlü şarkıları her zaman duyamıyoruz.

------------------------------------------------------------
Bazılarına göre New Adventures in Hi-Fi, çoğuna göre de Automatic For The People’ın lanetini yaşamaya devam eden R.E.M, yeni albümü Collapse Into Now’ı yayınladı. 2000’lerde performansları oldukça düşen ve hakikaten kötü albümler yapan Georgia’lı üçlü dağılma noktasına kadar gelmişti. Collapse Into Now ise son zamanlardaki en iyi işleri. New Adventures ...’a yakın bir sound’a sahip diyebileceğimiz yapımın prodüktör koltuğunda Jacknife Lee otururken, eski zamanlarda da birçok gruba iyi gelen Berlin’de kayıtlar yapılmış. Patti Smith, Eddie Vedder, Peaches ve Lenny Kaye’in de katkıda bulunduğu albümden “Blue”yu bir kenara ayırmalı.
------------------------------------------------------------
Egzantrik adam Bradford Cox’un grubu Deerhunter’ın yeni albümü Halycon Digest’e uyanamamışız. 10 yıllık geçmişi olan grubun geçen ekimde çıkan bu 4. albümü kesinlik en iyisi. Marfan sendromundan muzdarip aseksüel Cox kardeşimizin yazıp söylediği Halycon Digest bize ‘80’lerin sonlarından shoegaze tadlarını verirken aynı zamanda son dönemlerin dream pop havalarına da değiyor. Bu arada Cox, bir diğer projesi Atlas Sound’a da tam gaz devam ediyor. Kısaca boşverin Animal Collective’i, çok yaşa Deerhunter…
------------------------------------------------------------
Güzide grup Super Furry Animals’ın adamı Gruff Rhys de 3. solo albümünü yayınladı. Otellerden aldığı şampuan şişelerinden ve onlardan yaptığı otelden ismini alan Hotel Shampoo bu yetenekli müzisyenin keyifli işlerine aşina olanları hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Kanadalı dostumuz Ron Sexsmith’in de 11. albümü Long Player Late Bloomer dükkânlara düştü. Artık ‘50’ye merdiven dayamış Kanadalı şarkıcı / şarkıyazarı yine sağlam bir şarkı koleksiyonuyla karşımızda. İyi bir McCartney veya The Divine Comedy albümü gibi deriz ille de referans isterseniz.
KONSER
Kutsal Bristol Üçlüsü’nün üyelerinden Tricky bir kez daha İstanbul’da. Yeni albümü Mixed Race ile Karga camiasında da pek takdir toplayan yetenekli müzisyen albüm turnesinde iki gece Ghetto’da yeralacak. Külliyatının en anaakıma yakın ve hareketli albümü diyeceğimiz Mixed Race’in yanına eski klasikleriyle de tadından yenmez. 22 & 23 Nisan, 22:30, Ghetto

------------------------------------------------------------
2006’taki Close To Paradise ile “yeni Jeff Buckley”, “yeni Andrew Bird” nitelemelerine maruz kalan Kanadalı şarkıcı / şarkıyazarı Patrick Watson da Garanti Caz Yeşili kapsamında İstanbul’da. En son 2009’da Wooden Arms’ı yayınlayan yetenekli müzisyen, James Brown, John Cale gibi isimlerle turneye çıkmış; hatta yine James Brown, Philip Glass gibi isimlerle çalışmış müzisyenlerden grubunu kurmuş. Kısaca beklediğinizden çok daha iyi duygularla ayrılabilirsiniz bu konserden. 19 Nisan Salı, 21:30, İKSV Salon
------------------------------------------------------------
Lawrence D. "Butch" Morris yönetiminde Nublu Istanbul Orchestra, CRR’de. Teorisyen, besteci ve şef, Butch Morris 20 yılda 22 ülke, 62 şehir gezdi. Yanılmıyorsam 10 sene kadar önce Bilgi Üniversitesi’nin kadrosunda yer alıyordu. Beslenmek için dolandığı şehirler kervanına İstanbul’un da eklenmiş olması bizim şansımız. O dönemde de Babylon’da benzer konserler verirdi. İmer Demirer, Sarp Maden, Selen Gülün, İlhan Erşahin, Nasheet Waits gibi isimlerin olduğu bu sağlam orkestrayı kaçırmamanızda fayda var. Unutmayın ki Butch Morris’in her konseri sahnede o an yaratılıyor. 29 - 30 Nisan, 20:00, CRR
------------------------------------------------------------
Jordi Savall erken dönem Avrupa müziği dendiğinde akla gelen ilk isim. El yazmalarından notaları deşifre eden, büyük bir titizlikle dönemine uygun icra eden bir müzik arkeoloğu. Tanışmamız (tanıştıysak şayet) herhalde hepimiz için Dünyanın Tüm Sabahları filminin müzikleriyle oldu. Savall bu kez topluluğu Hesperion XXI ve eşi Figueras’la ninniler seslendirmek için geliyor. Bu konser bizi uyutur demiyorsanız, size çok tatlı bir rüya içine gireceğinizi garanti ederim. Yok, uyuma riski taşıyorsanız yapacak bir şey yok. Anononim ninnilerden Mussorgsky’e, Milhaud’dan Arvo Pärt'a kadar çeşitli dönemlere yayılan öyle bir ninni seçkisi var, illa bir yerden yakalanıverir dalarsınız uykuya maazallah! 30 Nisan, 20:00, İş Sanat
Sergi
Nalan Yırtmaç “Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz” isimli ikinci kişisel sergisinde, son dönemde Sulukule’de yaşanan yıkımla dikkatini kentsel dönüşüme, yok olan mahalle kültürüne odaklamış, stensil (şablon) tekniği ile tuvalleri, farklı materyalleri ve galeri duvarları da dahil olmak üzere çesitli yüzeyleri boyamakta. Sergi 16 Nisan’a kadar X-ist’de görülebilir.