Bir Doğu Gezisinden Tanıklıklar

Aylin Ünal

Gaziantep’ten Elazığ’a, ordan Batman, Van, Samsun, Ordu, Tokat, Bursa ve Uşak’a uzanan bir yolculuktu bizimkisi. Bir ajans işi için oradaydık. Bir kurumun bu illerdeki özel hastanelerini gezdik teker teker. Doktorlarla söyleşiler yaptık.

16 günlük bir yoldu. Ve gezilmesi gereken dokuz il vardı. İşin zorluğuna ve yolun uzunluğuna rağmen, insanların sıcaklığı bütün yorgunluğumuzu alıyordu. Zamanın kıstılı olması nedeniyle her ilde en fazla iki gün kalabiliyorduk. Ama iller vardı ki, ayağımızı basar basmaz oradaki ruh hali anında kuşatıyordu.
Gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerde kiminle konuşsak, herkes yaşadığı yerin ne kadar da güzel olduğunu söylüyor, saatlerce anlata anlata bitiremiyorlar. Diyorsunuz ki, “Bu insanlar gerçekten seviyorlarlar topraklarını”.

Batman... Acılar çekilmiş. Dağlar sessiz ama pek çok hikâyeye tanıklık etmiş. 15 Şubat’ta Batman’a ayak bastığımız için il çokça sessizdi. Dışarıda pek kimse yoktu. Sadece bizimle iş için iletişim kurması gereken kişilerle beraber olabildik. Elazığ’dan uykusuz, yorgun argın Batman’a gelebilmiştik. Ancak, bizi karşılayan Meryem’in sıcaklığı, güler yüzü, bütün sıkıntılarımızı unutturdu.

Van... Diğerleri gibi o da güzel bir şehir. Göl ve Van Kalesi mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Bir de her türlü eşyanın, takının, incik boncuğun bulunduğu Rus Pazarı. Ve tabii henüz geçen sene ibadete açılan meşhur Akdamar Klisesi.

Çok az da zaman geçirsek, yolculuğumuzun en etkileyici ve en şaşırtıcı kısmı, Doğu ve Güneydoğu bölgelerine ilişkin oldu. Türkiye’yi tanımak ve yaşadığımız yapay hayatlardan dışarı çıkabilmek adına güzel deneyimlerdi.

Yaşar Kemal’i çok severim. Üniversitede de gazetecilik hocamız Kayıhan Güven bize hep sıkı sıkı öğütlerdi, Yaşar Kemal okuyun diye. Bunun için de Yaşar Kemal’in çok özel bir yeri vardır bende. Gezdiğim yerlerde hep Yaşar Kemal vardı aklımda. Ve yazılmış onca hikâyeler, romanlar... Hayal gücünün ürünü olmaktan çok daha öteler; yaşanmışlıklara dayanıyorlar. Tüyler diken diken oluyor, hâlâ düşündükçe bile..

Kadın olmak, kadınlar...
Gezilmiş olan yerlerde yapılan tanıklığın iki dikkate değer boyutu var. Hastaneleri geziyor olmak ve kadın kimliği altında seyahat etmek.

Hastaneler, şehirlerin görünenin ötesindeki yüzlerine tanıklık etmek adına ilginçti. Doktorlardan duyduğumuz bazı hikâyeler vardı ki, tüyler ürperticiydi. Örneğin, kayınpederi ile konuşması yasak olduğu için kanaması haftalar önce başlayan hamile bir kadının, bu sorununu kimseyle paylaşamaması ve sonunda ikiz bebeklerini kaybetmesi...

Kadına ilişkin baskının ve ayrımcılığın hikâyeleri aslında bölgelerle sınırlı değil ülkemizde. Kadınlarımız bunu gayet iyi bilirler. Örneğin Samsun’da bırakın evli olmadan aynı odada kalabilmeyi, yalnız bir kadınsanız, oda bile tutamıyorsunuz. Bu konu, belki de başka bir yazıda, üzerinde durulması gereken ayrı bir konu.

Bir şehri anlamaya, anlatmaya zaman yetmez. İnsanı anlamaya yetmeyeceği gibi. Sadece ufak izlenimler benim paylaşmak istediğim, çokça öznel bir taraflarıyla. Ancak, gidilen onca yol sonunda Spinoza’nın Etika’da yazdığı şu cümleler de anlam kazandı: “İnsana, insandan daha iyi gelen bir şey yoktur.”

aylinaylin_1@hotmail.com