30 YIL SONRA FİLM FESTİVALİ


M. Kaya Çınar
Otuzuncu yılını kutladığımız İstanbul Film Festivali, 1981 yılında Sinema Günleri adı ile başlamıştı. Ben Sinema Günleri’nin / Festivali’nin Türkiye’deki sinema sanatına ya da kültür yaşamına nasıl katkıda bulunduğunu değerlendirmeyeceğim. Benim boyumu aşar.

Başlangıç yılı ilginçtir ki, 12 Eylül faşizminin en karanlık günlerine rast gelmişti. O yıllar tüm ilerici, aydın, öğrenci, sendikacı ya da vicdan sahibi insanlar için kabus günleriydi. Faşist yönetim, kendisine muhalif hissettiği herkesi fişliyor, gözaltına alıyor, işkenceden geçiriyor, sırf insanlara gözdağı vermek için gencecik çocukları asıyor ya da öldürüyordu. Burada rakam vermeyeceğim. Her 12 Eylül yıldönümünde bu rakamları gazetelerde okuyorsunuz. İnsan yaşamının istatistiklerin içine sığdırılması da hoşuma gitmiyor.

Yalnızca gözaltı, işkence, ölüm yoktu. İnsanların en önemli gıdası olan kültür de yok edildi. Her şeye, aklınıza gelebilecek her şeye sansür ve yasak uygulanıyordu. Herhangi bir sıkıyönetim komutanının gönlü çekti diye gazeteler, dergiler, filmler, müzik kasetleri, sanatçıların konser vermesi, tiyatro oyunları, hatta düğünler bile yasaklanabiliyordu. İçeri düşmemek elbette çok büyük bir şanstı, ancak dışarıda nefes bile almak, dışarının olanaklarından yararlanmak çok güçtü. Tüm bu yazdıklarım bir 12 Eylül eleştirisi yapmak için değil, Sinema Günleri’nin hangi ortamda, nasıl bir İstanbul’da başladığını anlatabilmek içindi.

Sinema Günleri’nin başladığı ilk yıl fazla önemsemedik, hatta tuzu kuruların etkinliği diye biraz da küçümsedik. Ancak ikinci ve daha sonraki yıllarda önemini anladık. Öncelikle, yıllarca ülkeye girememiş filmler gösterilmeğe başlanmış, ticari kaygılar olmadığı için de, sansürle ciddi mücadele verilerek (burada İKSV yöneticilerini kutlamak gerekir) birçok yasaklı film seyirciyle buluşmuştu. İkinci yıldan itibaren ilgimizi çekmeğe başlayan Sinema Günlerine katılmağa, azda olsa kültürel anlamda nefes almağa başlamıştık.

İşte o günlerde, uzun süredir haber alamadığımız, ilişkilerimizin kopmuş olduğu arkadaşlarımızı, dostlarımızı da bu sinemalarda görmeğe başladık. İçeri girip çıkmış ya da içeri düşmemiş arkadaşlarımızla sinema fuayelerinde karşılaşıyorduk. Yine o günlerin baskısıyla (sırf birbirimize zarar vermemek amacıyla, sivil polisin takibinde olabilirdik) göz göze gelmiyorduk, birbirimize selam vermiyorduk ama uzun süredir göremediğimiz ya da haber alamadığımız arkadaşlarımızla karşılaşmak bize müthiş bir sevinç ve moral veriyordu.

O boğucu, kahrolasıca ortam içinde; morallerimizin, yaşama sevincimizin, direnme gücümüzün tükenmeğe başladığı günlerde, o kısacık 15-20 dakika içinde karşılaştığımız arkadaşlar sayesinde, yeniden yaşama sevincine, direnme gücüne kavuşuyorduk.

Herkes için, sinema sanatı, bir film, çok farklı anlamlar, yaşamlarında önemli değişimler yaratmış olabilir. 82 yılından sonraki üç-dört yıl, Sinema Günleri, bizim dönemin kuşağı için yaşamsal önemde katkılar sunmuştur. O günlerde belki farkında değildik ama, şimdi geriye baktığımızda bunu anlıyoruz.

Nice 30 yıllara dileklerimizle… kaya.cinar@gamail.com