ELBOW: 5’te 5
Utkan Çınar
Eğri oturup doğru konuşalım, Elbow son birkaç senedir Britanya’nın en iyi anaakım grubu. Coldplay, U2, bunları geçelim. Radiohead’in de başka bir boyuta geçtiğini düşünürsek… Son 10 yılda çıkardıkları 5. albüm Build a Rocket Boys! listelere en yukarılardan girerken, grubu en başından beri takip eden gururlu bir hayranı olarak iki kelam yazayım isterim. Geç kalmış da bir kelam olduğunu söyleyebilirim. Aslında 2008’deki The Seldom Seen Kid’den sonra yazılmalıydı bu. Neyse…Öncelikle milenyum atmosferine geri dönelim. Radiohead OK Computer’i çıkarmış birkaç yıl önce ve İngiltere’de çıkan her yeni gruba “yeni Radiohead” yakıştırmaları yapılmaya başlanmış. Radiohead buna alınmış ve Kid A diye bir albüm yapmış. Bir nevi yurtdışına transfer olmuş. Yerine gençlik aşısı kıvamında yine Nigel Godrich’in elinde büyüyen Travis The Man Who, Coldplay ise Parachutes isimli albümleriyle NME, Q gibi dergilerin “yeni Radiohead” adayları olmuş. Çok da satmışlar hani. Tabii buna İngiltere’nin müzik başkenti Manchester’ın da bir cevabı olacaktı. The Doves geldi önce. Lost Souls albümü, ondan çıkan ilk 45’lik “The Cedar Room” ile abileri Oasis ve Blur’den çok daha farklı, RS döneminin en güçlü şarkılarından oldu (Burada Napster’i saygıyla anmak isterim). Ve ardından hemşerileri Elbow “Red” isimli 45’lik ile ortama girdi ve açıkçası tüm diğer isimleri gözümde dikiz aynasında kaybolan varlıklar haline getirdi. Ardından gelen ilk albüm Asleep in the Back ile, ki hâlâ gözümde gelmiş geçmiş en iyi debütlerden biridir, eğer iyi bir şeyse yeni Radiohead sözünün içini doldurabilen tek grup oldu.
Vokalist ve şarkısözü yazarı Guy Garvey’nin mahalleden eski arkadaş kılığının da yardımı olmuştur herhalde ki çok tanıdık geldi melodileri hep. Peter Gabriel’li Genesis ve Talk Talk hayranlıklarını saklamayan grup için Garvey “Radiohead olmasaydı, Elbow olmazdı” bile demiş. 2003’teki Cast of Thousands biraz 2. albüm sendromundan muzdarip olsa da 2005’te gelen Leaders Of The Free World ile çağ atlar Elbow. Bu albümdür onları artık yeni “bir” şey olmaktan çıkarıp kendinden sonrakileri “yeni Elbow” yapabilecek... O albümün turnesinde Babylon’da İstanbul tarihinin en güzel konserlerinden birine de imza attılar. Zati âlinizin koltuk değnekleriyle de olsa katıldığı etkinliğin tadı eminim o gece orada olan herkesin damaklarındadır. Seyirciyle yakınlıkları ve elektrikleri her grupta bulunamayacak güzellikteydi. Ardından bir kez daha gelen grubun “Hotel İstanbul” isimli bir de B-yüzü şarkıları vardır.
The Seldom Seen Kid ise onların Sgt Peppers’ı. Geffen tarafından Amerika’da da yayınlanan albüm Mercury Prize’ı da kazanarak grubu festival headliner’lığı konumuna getirdi. Tabii hakettiler. “Grounds For Divorce”, “Audience With The Pope”, “The Fix” gibi harika şarkılarla alabildiğine özgün, bir yandan da alabildiğine İngiliz. Ama şimdi de 2. albüm sendromundan daha zor bir durumdalar.

Geçtiğimiz haftalarda yayınladıkları 5. albümleri Build a Rocket Boys! harika bir hareket oldu. Hazır popülerken küpümüzü dolduralım adına hiçbir şey yok burada. Garvey’in Manchester’daki çocukluğuna dair bol orkestrasyonlu, az gitarlı sakin şarkılar. “The Birds” gibi epik bir harika. Bu adımda The Seldom Seen Kid’in Abbey Road’da BBC Orkestrası ve Chantage Korosu ile olan uyarlamasının da etkisi olduğunu düşünüyorum. Keza şarkılarının buna uygunluğunun çok sağlam bir testi olmuştu.
Elbow daha da büyüyecektir. Tarih kitaplarında The Beatles, Radiohead gibilerinin yanında yeralacaktır. Bana da elimde büyümüş bu dostlarla gurur duymak kalacaktır. khgv@hotmail.com