Ruhun Müzikal Libidosu
Tuna Pase
Türkiye’de Elektronik MüzikSon bir aydır Cuma günleri Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul kampüsünde “Dünya Müziği” dersinde acayip tartışmalar dönüyor. Bu dersi 2004 yılından beri vermeme rağmen, bu seneki ögrencilerin merakı pek şahane! Atomların seslerinden, müzikal aidiyete dağılan konular çekiştirilip duruyor.
Müziklal aidiyet meselesi ilginç aslen, böyle bir aidiyet varmı yok mu? Varsa nasıl, neden var? Kültür, geçmiş, sosyal yaşam, coğrafi sınırlar ve tabii ki dil. Dünyadaki müzik türü sayısına bile dil sayısına göre karar verildiğine göre, ki bu sayı 7000 civarı; bu unsurlar her ne kadar belirleyici olsa da, somut elde tutulanların dışında, insanın müzik üretim ve tüketiminin başka soyut sebepleri de olmalı. Bu soyut sebepler neler diye düşünürken; müziğin ruhani yakasına el değdiriyor, bilimsel parametrelerden uzaklaştıkça, “ruhun müzikal yatkınlığı”, “ruhun müzikal libidosu” gibi kavramlar üretiyorum kafamda. Bu konuları yok saymam birçok deli iyi müzisyeni, şarkıcıyı ve besteciyi yok saymama sebep oluverir ki, ucu bana da değdiğinden bundan hiç haz etmem.
Aidiyet meselesi gerçek olsa Leyla Gencer türkücü, İlhan Mimaroğlu tambur sanatçısı ben de Sefarad müziği icra eden bir tipleme olurduk. Konuyu bağlamak istediğim noktaya gelirsek: tamamen duygusal, tamamen ruhsal ve aidiyeti olmayan ruhların serbest dolaşım hakkına sahip zevkleri, kabiliyetleri ve istekleri ile ilgili.
Operayı nasıl Türk kültürü ve tarihinin içinde yapılandıramıyorsak, elektronik müziği de nereye oturtacağımız şaibeli. Kültüre ait olmayanda başarı ya da “iyi olmak” olası, örneklere bakınca. Dünya elektronik müzik tarihine göz atınca karşımıza çıkan önemli iki isim var: Bülent Arel ve İlhan Mimaroğlu.
Arel, klasik müzik eğitimi almış, teknolojiye özellikle uçak ve radyolara meraklı bir kişilikmiş. 1959’da Rockerfeller bursuyla elektronik müzik alemlerinin en önemli stüdyolarından biri olan New York’daki Colombia-Princeton stüdyosuna gider, orada Edgar Varese, Vladimir Uçasevski, Milton Babbitt ve Otto Leiuning gibi besteciler ile aynı ortamda çalışır, hatta teknolojik merakından dolayı öne geçtiği, işleri kolaylaştırdığı söylenir. 1962’de Türkiye’ye dönerek ODTÜ’de bir elektronik müzik merkezi stüdyosu kurmaya çalışmış, başarılı olamamıştır.
Mimaroğlu da Arel gibi New York’a yerleşmiş Colombia Üniversitesi’nde aldığı burs ile Usaçekski ile çalışarak elektronik müzik alanında master ve daha sonraki yıllarda aynı üniversitede hocalık da yapmıştır.
Bu iki isimden de sadece Türk oldukları için bahsetmek yalnış, Türk olmaları, elektronik müzik tarihinde bilinen adamlar olmaları çok önemli. Müzikte iyi olmanın ya da o müzik türünü yapmanın kültürel aidiyet ile çelişmesine iyi iki örnek. Boston’da “Mimaroglu Music” adında bir hayli bilinen bir müzik dükkânı olması açık örneği. (http://www.mimaroglumusicsales.com)

Peki ya şimdi? Elektronik müzik dünyasında Türkler ne yapıyor? Kimler var? Müzikal mirası devam ettiriyolar mı? Türkiye’de, hele ki ev stüdyo ortamlarının gelişmesinden sonra, elektronik müzik bir şekilde coşuyor fakat burda bahsettiğim cesaret isteyen Arel ve Mimaroğlu ekolu takipçileri. Diğer türler ayrı bir potada ele alınmalı.
Benim gördüğüm cephede 1999’de kurulan İTÜ stüdyosu ve Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nin (http://www.miam.itu.edu.tr) nispeten çağdaş eğitimi ile kıpırdanmalar yaşanmaya başladı. En azından Fransız konservatuar ekolünün disiplin manyağı tarzından farklı bir kompozisyon eğitimi ya da desteği MİAM’da mevcut oldu. 2003 senesinde stüdyonun kurucusu ve kompoziyon hocası Pieter Snapper “Elektronik müzik Türkler için çok heyecan verici ve şu an Türkiye’de yeni müzik alanında en canlı ve gelişen dallardan biri. Bunun erken dönem elektronik müziğindeki Türke besteciler Arel ve Mimaroğlu ile ilişkili olduğunu düşünüyorum,” gibi demeçler verdi.

Okulda elektronik veya elektro-akustik dallarından bire bir eğitim alma imkânı olmasa da, birçok kişi ilk defa sahnede sadece bilgisayarın olduğu konserleri orada dinledi ya da yarattı. MİAM geleneğinden Tolga Tüzün, Erdem Helvacıoğlu gibi dünyada bilinenlerin yanı sıra Burak Tamer, Barkın Engin (http://www.reveriefallsonall.com), Gökhan Deneç, Sinan Kestelli, Başar Ünder, Can Karadoğan, Burçin Elmas, Tufan Demir ve şu an aklıma gelemeyen birçok kişi elektronik müzik ile uğraştı ve uğraşıyor.

MİAM’a yolu düşenler dünyada bir şekilde ellerini değdiriyorlar. Erdem Helvacıoğlu (http://www.erdemhelvacioglu.com) birçok albüm yapıyor ve konserler veriyor, müziyenler ile ortak projeler geliştiriyor. Tolga Tüzün (http://www.tolgatuzun.net) elektronik müzik madedi IRCAM’de bulunuyor, burs alıyor, New York’da dünyada eserleri çalınıyor. Bilgisini yeni jenerasyonla paylaşıyor ve Bilgi Üniversitesi’nde Türkiye’nin ilk laptop orkestrasını kuruyor (http://ibulork.blogspot.com).

MİAM dışında, Alper Maral ve tayfası (öğrencileri, kabilesi) Yıldız Teknik Üniversitesi ayağını oluşturuken, Mehmet Can Özer’de ulusal arenada Ankara ekolünü temsilen konserler veriyor, yazılar yazıyor, albümler yayınlıyor, türün tanınması ve yayılması için organizasyonlar düzenliyor.
Eminim ki benim bilmediğim Türkiye akademik camiasına değmemiş müziyenler de var. Aklıma gelen Korhan Erel (http://www.myspace.com/korhanerel) ismi bunlardan biri. Bir diğeri ise Fransa’da okumuş, çalışmış Sinan Bökesoy (http://www.talesoffuture.com).
Unuttuğum, aklıma gelmeyen, atladığım birçok kişi olduğuna çok eminim, sürç-ü lisan ettiysem affola. Hepinizi seviyorum, böyle büyülü bir müzik türü ile uğraştığınız için ayrıca. Cesaret, hayal ve ruh ister bu müzik. Soyut bir şeylere ihtiyacı vardır sesin, o da ruhumuzdur zannımca: kültürel mirastan ve coğrafyadan bağımsızdır. Yaşasın “Ruhun Müzikal Libidosu!” tunapase@gmail.com