Çıplak Ayaklar Kulisinde Kimse Balık Değil Ne Mihran, Ne Duygu, Ne de Aslı
Volkan Balkan
a- Burası olmasaydı neredeyse dağılacak bir noktaya gelmiştik. Çünkü çok zor oluyordu mekân bulmak. Gerçi mekân buluyorduk ama hep tuhaf saatlerde.d- Bu bizim para kazanarak yaptığımız bir iş formatında değil ki. Biz zaten kendi hayatlarımızı döndürmeye çalışırken bir araya geliyorduk ve hikâye dans ederek iş yapmaktı.
m- İlişkiler aslında yapıyı geliştirdi.
d- Ben sizi tanıyordum. Şimdi dost olduk.
m- Bir gösteri alanıyla, beraber yaşama, insanların gelecek programları falan, bunların hepsinin birbirine karıştığı bir alan oldu. Başlangıçta böyle değildi. Mevzu düzenli iş üretmekti aslında. Şimdi düzenli iş üretmekten, bir mekânı organize etmek kafasına da geldik. Tehlikeli sular yani!
d- Amaç bir tiyatro olmak değil aslında. Bence önemli olan stüdyo kafasında kalmak. Burası bir araya gelip iş yaptığımız, ders yaptığımız, muhabbet ettiğimiz aynı zamanda gösteri de yaptığımız bir yer.
a- Gerçi bir yandan da hepsi birden çok fazla olduğu için dönem dönem seçim yapmak zorunda da kalıyoruz.
d- Ama işte gösterinin çıkışı şöyleydi ki; öncelikle nerede gösteri yapacağız? Yılda bir-iki gösteri yapıyorduk, festivalleri takip ediyorduk. Mekân kiralıyorduk, Kenterler’i falan. Oradan biraz şeye döndü, madem böyle buluştuğumuz bir mekân var, niye kendi mekânımızda gösteri yapmıyoruz? Sahne hep İtalyan sahne olmak zorunda mı?
a- Aslında onu da Ararken başlattı, öyle değil mi?
m- İlk mevzu aslında mekânı dekor olarak kullanmaktan çıkmıştı. Düzenli gösterilerimiz de olsun istiyorduk. Yoksa buraya Kontrol’ü sığdıramayacağımızı başından beri biliyorduk.
m-a- Kontrol hayatta oynamaz diyorduk.
m- Sen Balık Değilsin ki aslında yazın çıkınca mekâna olur diye düşündük. Aramızda konuşmamıştık bile hatırlarsanız, ama bir anda Kasımda flyer da yapımıyor muyuz, yapıyoruz dedik. Biraz birbirimizi gaza getirmeyle olan bir şey aslında.
Galata Port projesinin maruz bırakacağı kentsel dönüşüm dolayısıyla 3 yıl sonra bu mekândan çıkarılacak bir topluluk olduğumuza göre denemek istediğimiz her şeyi yapalım. Duygu
Seyirci kendi seyircisini getiriyor. Mihran
m- Mekânın her köşesini bildiğim için, Kontrol’den örnek vereceksek eğer oturduğun yerden hayal edebiliyorsun. Buraya siyah perdeyi böyle koyar mıyız, dener miyiz?

a- Kontrol esasında tamamen tesadüfen oluşan bir eser. Aslında bambaşka bir şey hayal ediyordum. En başında sistemde* asılı olarak sahneye girmek fikri vardı.
d- İlk provada sistemi deneyip, şöyle dönersin, böyle dönersin dediğimi hatırlıyorum. Sistemi tanımaya çalışıyorduk.
m- Ben mesela Kontrol çalışılmaya başlanırken neredeyse hiç içinde değildim. Kontrol çıktıktan sonra daha bir içine girdim.
d- Ben de öyle.
a- Ama zaten bu bir düetti en başında. Hiç öyle baştan sona o sistemi kullanarak bir şey yapma fikri yoktu. Sonra prova yaptıkça ve oradan çıkma fikri anlamsızlaştıkça, konuştukça, paylaştıkça öyle bir yere geldi ki kendi kendine, süreçte oluştu yani.
m- Kontrol için diğer işlere nazaran enteresan bir mevzu var, Kontrol kendi içinde minik minik de olsa değişeme uğradı. Orada, burada temsil yaptıkça uzun soluklu oldu. Ama o uzun soluğa da gerekliliği varmış. Ama o da şöyle bir avantaj getirdi. İç tartışma yarattı biraz. Cihan’ın* gözüküp gözekmemesi mesela. Yani eserin derinliğiyle ilgili iç tartışma yarattı. Bir de enteresan bir iş gerçekten. Cihan’ı açsan başka bir şey oluyor.
a- Bambaşka bir şey oluyor ama şu an söylemek istediği şeyi yeterince söylüyor. Çünkü Cihan olunca apayrı bir alt metin çıkıyor ortaya.
d- Ömer’in* girmesi de öyle.
a- Bence herkesin ayrı ayrı emeği çok büyük. Cihan’ın bu kadar zaman ayırıp, 7 ay benimle deli gibi prova yapmış olması, Ömer’in hiçbir şey beklemeden bizimle zaman geçirip bütün müzikleri bestelemiş olması çok önemli.
a- Canlı çalıyor zaten, çok güzel bir ekip oldu. Çok da değerli bir iş oldu. Çok uzun süre insanlar birbirine tahammül ettiler. En çok da bana galiba!
d- Gomidas ile ilgili kafamda birkaç hikâye var. Bir tanesi; kafamda Gomidas’la ilgili baloncuk çok daha geniş açıldı. Hayatıyla, yaptığı işlerle, müziğiyle… Sonra, üç müzisyenle canlı prova yapma durumu çok farklı belirdi bende. İşi ciddileştiren, derinleştiren taraf onların müziğe hakimiyeti ve buna bedenle nasıl bir yansıma yapacağımıza bizim kafa patlatmaya başladığımız zaman. Aslı da bazen diyor ya, dans seyircisi bir dans gösterisine gelmek isterse, bu yeterli bir gösteri değil diye.
m- Evet, evet... Bu çok farklı bir konser bir yandan.
d- Evet, zaten insanların da söylediği bu oluyor. Ya da “Farklı bir hikâye gördüm, bazen sizdeydim, bazen onlardayıdım” oluyor.
m- Bizim için de şu anlamda iyi oldu; üretmediğimiz, özellikle üçümüzün bir arada üretmediği bir dönemde bizi üretime zorladı. Malzemeyi tartıştık, bir de bana avantajı kutuyu getirmesi oldu. Sonra ben kutularla bir şey yaptım ve Gomidas sayesinde çıktı o da.
d- Biraz da tanışıklıklarda artış oldu, öyle değil mi? Mesela Ayşe’yle* geçirdiğimiz zamanlar..
a- Ama ben hâlâ biraz şey gibi hissediyorum, sanki müzik kısmı üstüne düşen görevi 5 yılıdızlı pek iyiyle tamamlamışken, biz dans malzemesi olarak ürettiğimiz şeyde yapabileceğimiz şeyin biraz altında kaldık. Nereye gidebileceğimizi biliyordum ama oraya varamadık.
d- Bizim aramızdaki iletişimde biraz eksiklik vardı. Birlikte ne yapıyorduk, o derinleşebilirdi. O besleyecekti sanki.
m- Benim için şöyle oldu. Ben Ayşe’yle bir prova yaptım. Bir kilise kiralanmıştı. Ayşe girdi, birbuçuk saat boyunca takıldı. Ben de takıldım. O bir buçuk saat içinde (Gevende’yle de yaptığımız gibi) enteresan şeyler çıktı. Maalesef biz parça parça takıldık biraz.
a- Çünkü bunun da tek sebebi yetiştirmemiz gereken bir tarih* vardı.
m- Haklısın. Müzisyenlerin de birbirini tanıması gerekiyordu ama onlar da parti parti çalışabiliyorlardı. O yüzden doğaçlama session’ları yapamadık.

d- Yeteri kadar fazla yapamadık.
m- Kutuları bile son gün hazırlayabildik. Ama bir yandan da bu bizim yetimiz olmaya başladı. Yani son gün biz gideriz ve yaparız. Bu bizim alışkanlığımız oldu.
a- Sonra da aylarca temsil yapmayız zaten! (gülüyorlar)
m- Evet, yani! Ama düzenli gösterilerimiz devam ederken bir de bu girdi araya. Konsantre olduk Gomidas’a, gittik ve yaptık.
d- Hiçbirimizin zamanımız yok diye es geçemeyeceği çekici tarafları vardı.
m- Çok çekiciydi. Ayşe Tütüncü vardı en başta yani.
m- Sen Balık Değilsin ki ismini Gevende albüm daha çok satsın diye koydu. Böylelikle iki yerden reklamı olacaktı. Sadece para için yaptılar bunu!!!
d- Şimdi biri duysa yanlış anlaşılır.
m- Onlar İstanbul’a yeni gelmişler diye düşünelim. İstanbul’da biraz orada, biraz burada derken bu mekân bir buluşma alanı oldu. Bence mekânla zaman geçirmenin getirdiği bir isim. Gösteriyle albüm arasında bire bir bir alaka yok. Sen Balık Değilsin ki, albüme 10 sene sonra baktığımızda (şimdiden okuma yapmazsak) dönemsel bir isim diye düşünüyorum.
d- Sen Fransa’ya gitmiştin. Tekne değil de, ne deniyor ona Mihran?
m- Peniş deniyor. Saint Nehri’nde 14 metre uzunluğunda içinde konser ve tiyatro yapılabilen çok minik bir yer.
d- Döndüğünde inanılmaz bir heyecanla anlattığın bir süre var. Aslında uzun yıllardır yaptığın malzemeleri kullandığın bir birleşme oldu. Hiçbirimiz de işi görmüş değildik.
m- İlk yaptığımda biraz hayal kırılığına uğrattı aslında.
d- Anlatıklarını kafamda görüyordum ama uygularken görmüyordum. Provalar da tam performans provaları değil. Teatral öğeler vardı, bir karakter yaratıyormuşsun gibi bir şeyler vardı. İlk gösteri neredeydi?
m- Cemal Reşit Rey.
d- Gösteri bittiğinde olmuştu bence iş. Sahneye çıkışınla bitti ve karşımda bir iş duruyordu.
m- O gösteriden bu yana değişti mi sence?
d- Değişti tabii. Değişti derken, Kontrol için söylediğin şeyin aynısı geçerli. Ayrıntıların açıldığı alanlar ve süreçler var. Bir de CRR’de İtalyan sahnede oynadığın ki ilk iş öyle çıkamamıştı. Sonra bu mekânda oynamaya karar verdiğinde o ilk bulduğun fikre geri dönüldü. Oturma düzeni ona göre değişti.
a- Ama CRR versiyonu da bir İtalyan sahne için, bu iş için yapılabilcek en iyi tasarımdı. Gerçi şu kapıyı da açık bırakıyor olması bence güzel. Bir yerden davet geldiğinde ve büyük bir mekânda oynarsan senin bunu yine paylaşma imkânın var.
d- Ya da daha küçük bir mekânda oynarsan.
a- Çok portatif bir iş. “Bavulunu” alıp gidebiliyor.
d- Sen bir de bunu sokakta oynamak istediğini söylüyorsun sürekli mesela.
m- Nisanda inşallah.
a- Ya bugün o Gül…
m- Çok enteresan bir kız o ya..
a- Çok enteresan... Temizlik yapıyordu ve Sen Balık Değilsin ki’yi seyrederken, “Esasında bizim insan olarak her ay bir araya gelip yapmamız gereken bir ritüelin içine dahil olmuşum gibi hissediyorum. O yüzden de defalarca seyredebilirim. Yaşanmış ne varsa onu hissetmek, paylaşmak ve arınmak gibi hissediyorum,” dedi.
m- Gül eyvallah da, mahalleli gösterilere niye gelmiyor sizce?
d- Mahalleli yemek, su gibi çeşitli ihtiyaçlarımız dolayısıyla stüdyonun içine girip çıkıyor aslında. Gündelik iletişimimizi yaşıyoruz. Burada ders verildiğini, gösteriye hazırlanıldığını, gösteri yapıldığını, seyircinin geldiğini falan inanılmaz bir şekilde takip ediyorlar. Ama benim de gözlemim daha hiçbir gösteriye gelmemiş olmaları. Sanki kırılmaması gereken bir halkayı tutuyorlarmış gibi.

m- Ama nasıl bu kadar ayrı adamlarken aynı halkayı beraber tutabiliyorlar, merak ediyorum. Ali Abi’nin çocukları mesela (buraya portakal suyu getirenler) her gün iki-üç defa geliyor ve benimle muhabbet ediyorlar. “Abi ne güzel yaşıyorsunuz orada,” diyor. “Oğlum,” dedim, “işte yakın arkadaşlar, herkes mutlu iş yapmak istiyor, huzurlu iş yapmaya çalışıyoruz. Gösteriye gel.” “Kesin gelicem abi,” diyor ama yok...
d- Köşedeki köfteci de “Ben 8’de çalışıyorum ve dükkânda sadece ben varım,” diyor mesela.
a- Yani bir de işte o hayatlarındaki yaşadıkları süreklilik, devamlılık... Normalde böyle bir alışkanlıkları yok.
m- Şu kapımız çok enteresan. Kapının demiri kapandığı anda içeride nasıl bir dünya olduğu belli olmuyor. Onlar o dünyayı biraz görüyor, biraz göremiyorlar. Bir yandan da onun getirdiği başka bir merak var.
- Bir de şöyle bir şey var. Biz o kapıyı kapattığımız zaman yakın çevremiz dışında burada ne olduğunu biz de bilmiyoruz. Kapı kapandığı anda Boğazkesen’in arka sokaklarında neler oluyor bilmiyoruz.
a- Saat kaç oldu bu arada?
d- 10’a geliyor. Ulaş* aşağıda mı?
m- Haydi abi, zor bir haftaya giriyoruz. Ulaş’la şu haftanın programını bir konuşalım hemen.
a- Evet, bir an önce konuşalım. Benim de çıkmam gerekiyor.
d- Ulaş! Orada mısın?
Gittiler.