YAYIN
Tamam filmlerini seviyorsunuz. Ama kitapları da aşağı kalmıyor. Woody Allen’dan bahsediyoruz. Güzel isimli “ Evet Ama Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım?”dan sonra “Yan Etkiler” de çook uzun aradan sonra Türkçeyle buluştu. Allen’in 1975-1980 yılları arasında yazıya döktüğü, o dönem New York gazetelerinde yayınlanan 17 kısa hikayeden oluşan kitap zamanımızın en acaip zekalarından birinin elinden çıkmış bir çırpıda bitirilen bir eser.

Son günlerin en önemli yayınlarından bir tanesi de Galileo Galilei’nin Dünya’nın yuvarlaklığı ve dönüşü üzerine kaleme aldığı ve Türkçe’ye 375 yıl sonra kazandırılan “İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog“. Galileo’nun üzerinde 16 yıl uğraştığı ve bir de ceza aldığı eser modern bilimin başlangıç yazımlarından biri kabul ediliyor. Reşit Aşçıoğlu’nun usta çevirisiyle zaten çoktan elimizde olması gereken bir kitap. Gene de kaplumbağa sırtında duran bir tepsi olduğumuz fikri de bazen güzel geliyor.

Sitesi yasaklandı ama kitabı serbest. Ünlü genbilimci ve etolog (hayvan davranışları bilimi) Richard Dawkins’in 2004’te yayınladığı “Ataların Hikayesi” de Türkçeye kazandırıldı. 1976’daki “Gen Bencildir” ile anlaşılır bilimsel kitaplar konusunda ustalığını kanıtlayan yazarın bu yeni eseri en anlaşılır olma iddiasında. Evrimin üzerine artık tartışılacak pek bir şey kalmadığını da gösteriyor.

Varlığın nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin kavgayı halihazırda çözümleyebilmemiz mümkün değildir, çünkü o henüz başlamamıştır bile. Netice itibariyle bu kavgayı zorla başlatmak’ da mümkün değildir, çünkü kavganın başlayabilmesi için bazı hazırlıklara ihtiyaç vardır.” Yirminci yüzyılın tartışmasız en önemli yapıtlarından biri olan “Varlık ve Zaman” -ki eserin sahibi de en tartışmalı figürlerinden biridir adı geçen yüzyılın- Kaan H. Ökten’in uzun süren çetrefil çeviri süreci sonucunda “nihayet” Türkçe’de. Çevirmeninin de ifade ettiği gibi çeviri, Heidegger’in Almanca’da yaptığını Türkçe’de yapabilmeyi amaçlayan ekzistansiyel bir çeviri olma hedefindedir. Türkçe'ye çevirme sürecine teknik ve terminolojik bakımdan destek olması açısından çevirmen tarafından “Varlık ve Zaman Kılavuzu” da hazırlanmıştır. M. Heidegger, Varlık’ı sorgularken üç bin yılık felsefe geleneğini de sorguluyordu. Biliyoruz ki yanlış soruları sorarsak yanlış cevaplar alırız! Kavga başlayabildi mi?
 
SİNEMA
 
Film yıldızları bir savaş filmi için kampa giriyorlar ve bir anda her şey gerçeğe dönüşüyor. Ben Stiller’ın yeni filmi “Tropik Fırtına” bu ayın eğlenceli filmi olacak gibi gözüküyor. Jack Black ve afro-amerikalı rolünde bir Robert Downey JR. ile şenlenen filme Nick Nolte ve Steve Coogan’ın yanı sıra Tom Cruise gibiler de figüran rollerde karşımıza çıkıyor. Evet biliyoruz çok havalı değil ama n’apalım biz bu adamı seviyoruz.

Berlin’de Altın Ayı aldı, son film festivalinde gösterildi ama biz yeni izledik, dolayısıyla iki kelam etmek için zaman bu zaman. “Tropa de Elite” (Özel Tim), José Padilha’nın bol ödüllü filmi, ister istemez sürekli “Cidade de Deus” (Tanrı Kent) ile karşılaştırılıyor. Tanrı Kent bizi nasıl yerimize mıhladıysa bu filmin etkisi de aynı, ki esas benzerlik bu. Hikâye yine Rio de Jenerio’da geçiyor. Bildiğimiz fona madalyonun öteki yüzünden bakıyoruz, polislerin gözünden. Brezilya Polis Teşkilatı’nın bozulmamış tek birimi Tropa de Elite, sistemdeki tüm yozlaşmaya karşı kendini korumayı başarabilmektedir. Ancak tek bir yöntemle, aşırı şiddet uygulayarak. Bu özel birimden 12 polisin psikiyatrist terapilerinden oluşturulan, gerçek bir hikâye. En vurucu tarafı da bu zaten.
 
ALBÜM
En son albümünü 17 yıl önce yapmış gruptan bahsetmek ne kadar yararlı bilinmez ama 90’lı yılların başının en dikkat çekici gruplarından My Bloody Valentine cephesi bu aralar bayağı hareketli. İrlanda’nın gerçek medar-ı iftiharı Kevin Shields’ın grubu bu günlerde iki başyapıtı “Isn’t Anything” ve “Loveless”ı tekrar yayınlarken, bu yıl saygın festival All Tomorrow’s Parties’in de ağırtopuydu. “Shoegazing”in (ki bu aralar yeniden pek moda) atalarından olan grubun ayrıca yaklaşık 10 yıldır 3/4ü bitmiş yeni albümlerini yayınlamaları da bekleniyor yakın zamanda. Hah bir de Kevin Shields Patti Smith ile de ortak bir spoken-word albüm yaptı şu günlerde. Smith ve şiir hayranıysanız….

90’lı yılların sonlarında “Big City Secrets” ve “Come to Where I’m From” gibi harika albümlerle takdirimizi kazanan şarkıcı-şarkıyazarı Joseph Arthur, 4 tane EP’yle girdiği 2008’i “Temporary People” adını verdiği bir albümle bitiriyor. 2000’lerin başında biraz anaakıma kayan ama arada yine de “Our Shadows Will Remain” gibi önemli bir albüme imza atan sanatçının EP’lerinde eski güzel tatları yer yer hissederken albümün de yeni bir başyapıt olmasını diliyoruz.

Yeniden yayınlanan albümler arasında iki dikat ekici isim var. En sakin “Beach Boy” Dennis Wilson’un 1977 tarihli klasiği “Pacific Ocean Blue”, finansal durumlar nedeniyle günümüze kadar yayınlanma şansı bulamayan “Bambu” ile ortak paket halinde piyasaya sürüldü. Yeni albümü çok şey ifade etmeyen Brian Wilson’un yanında Dennis’in bu albümü kesinlikle arşivlik. Albümü yeniden gün yüzü gören diğer isim ise 19702lerin kayıp saykodelik-folkçusu Sixto Rodriguez. 1970’teki debütü “Cold Fact”, ki zamanındaki ilgisizliğe rağmen şu anda harika bir folk klasiği halinde, tekrar yayınlandı. Kötü satışlar nedeniyle iki albümden sonra müziği bırakmış olsa da son yıllarda ender de olsa turneye çıkıyor. Zaman güzel bizce Rodriguez’i tanımak için.

Mecmuanın sayfalarında da rastlamış olduğunuz Alt. Country’nin iki kralı Calexico ve Lambchop da iki yeni albümle karşımızdalar bu ay. Calexico’nun Carried to Dust” albümü grubun 6. albümü olmakla birlikte en iyi çalışmalarından bir tanesi. Tortoise’den Douglas McCombs ve Iron&Wine’ın konuk olduğu albüm “Victor Jara’nın Elleri”yle açılıyor ve bitene kadar da elinizi “stop”a götürmüyor. Lambchop ise arayı soğutmadan “OH”(Ohio)yu yayınladı. Soul etkili “Nixon” ve son albüm “Damaged”arasında gidip gelen albüm kesinlikle hayal kırıklığı yaratmıyor. Tabii ki zaman verirseniz.
 
KONSER
 
Duymayan kalmadı ama biz yine de yazalım. Athens, Georgia ilinden çıkan en büyük REM sonunda İstanbul’da. 80’ler ve 90’lardaki hitleriyle çok büyük üne kavuşan grup, Radiohead’e de ilk turnesinden el vermesiyle tanınıyor. Açıkçası “New Adventures in Hi-Fi”dan beri o kalitede işler yapamadığını düşündüğümüz ( Keramet sonrasında ayrılan davulcu Bill Berry’deymiş.) ve biraz da sevimsizleşen grubu yine de geçen yılların hatrına görmek lazım. Tabii alt grup Spiritualized da ağız sulandırmıyor değil. Hayat dönüş albümü yeni çıkmışken Jason Pierce’i de bir görmek gerekir. 4 Ekim 2008 – Kuruçeşme Arena

Artık iyice otorite haline gelen ama arada bizi kıl eden web sitesi Pitchfork’un favori topluluğu Animal Collective de İstanbul’a uğruyor bu ay. Neo-Saykodelia veya Indie’nin herhangi bir türüne dahil edebileceğimiz grup içinden de Panda Bear gibi yetenekleri çıkarmasıyla da tanınıyor. 2008’deki canlı performanslarında eski şarkılardan oluşan potporileriş yeren veren Baltimore’lu grubun bu sene ayrıca “Water Curses” isimli EP’si de yayınlandı. Yeni albüm ise Ocak’ta ki bu da yeni şarkılar dinleme olanağını arttırıyor. 24 Ekim 2008 - Babylon

Daha Massive Attack yeni geldi ama demek ki Daddy G bizi çok seviyor. Günümüzde Massive Attack’ın, 3D’yle beraber, vokal ve prodüktörü bu kez de bir DJ setiyle İstanbullularla buşulaşacak. Bir kaç sene evvel “Dj Kicks” serisine yaptığı katkıda ağır bir Ragga hayranı olduğunu gördüğümüz Grantley Marshall, Massive Attack de çalacak, konsere gidemeyenleri üzmeyecektir. 25 Ekim 2008 – The Hall

Yeni Saykodelianın bir başka önemli bir ismi olan Comets on Fire üyesi Ben Chasny de Ekim ayının konuklarından. Comets…’le bir arada yürüttüğü solo projesi Six Organs of Admittance’la yapacağı ziyaretin çok keyifli geçeceğinden eminiz. Zira son albümü “Shelter from the Ash”de kullandığı hafif buralı melodiler o gece uğrayanları sevindirecektir. Bu tür şu an pek moda, kaçırmayın ucunu. 30 Ekim 2008 - Babylon
 
FESTİVAL
Ayın sinema olayı ise Filmekimi. Ucuz haftaiçi seansları ile vizyon sabırsızlığına birebir bu mini festivalde bu yıl da önemli filmler yer alıyor. Barcelona arkaplanlı ve Javier Bardem’li son filmi “Vicky Christina Barcelona”, Woody Allen’in çıktığı üç filmilk İngiltere macerasından sonra Amerika dışındaki 4. yapımı. Scarlett Johansson ile “Maç Sayısı” ile başladığı birliktelik bu filmde de sürerken, bir “Cassandra’nın Rüyası” ve “Scoop”tan daha çok beğenildi. Wim Wenders pek olay yaratmayan son bir kaç filmden sonra “Palermo Shooting” ile festivalin konuğu.Başrolde zamanında Türkiye’ye de uğramış Alman Punk grubu “Die Toten Hosen”in vokalisti, aynı zamanda tiyatrocu, Campino’nun yeraldığı film, bir fotoğrafçının geçmişinden kurtulmak amacıyla gittiği Palermo’da yaşadıklarını anlatıyor. Yan rollerde Dennis Hopper, Lou Reed ve Milla Jovovich gibi merak uyandıran isimler de var. Her zaman merakla beklediğimiz İskandinav filmi kontenjanında ise“Factotum” ve “Mutfak Hikayeleri” ile çok sevdiğimiz Bent Hamer’in son işi “O’ Horten” bulunmakta.71 yaşındaki Norveçli aktör Bard Owe’nin ilk başrolü olan film, sabit bir konuya sahip olmasa da bu kadar iyi referanslarla ilgiyi hakediyor. Kara komedi için ise Chuck Palahniuk’un 2001 tarihli romanından aynı isimle beyazperdeye aktarılar “Choke” iyi bir seçim olabilir. Şaşırtıcı bir şekilde dizilerden tanıdığımız Clark Gregg’in (The West Wing, New Adventures of Old Christine) yönettiği filmde başrollerde de iki usta isim Anjelica Huston ve Sam Rockwell yer alıyor. “Fight Club” güzeldi, Palahniuk’a bir şans daha verebiliriz. “Amerikan Güzeli”nin senaristi Alan Ball’un ilk yönetmenlik denemesi “Towelhead”, yeni yeni çıkışa geçen Aaron Eckhart (son Batman’deki Harvey Dent) ve Toni Colette ile Amerika’da Araplara karşı ırkçılığı anlatan bir film. Bunların dışında Hayao Miyazaki, Fernando Meirelles, Abel Ferrara’nın Chelsea Hotel belgeseli, Kim Ki Duk, Wong Kar Wai, Michael Winterbottom ve Mike Leigh gibi kendini kanıtlamış yönetmenlerin de son işleri Filmekimi’nde yer alıyor. Biz yazmaya üşenmedik. Siz de üşenmeyin, hareket olur.

Kaşla göz arasında 18.’si düzenleniyor Akbank Caz Festivali’nin. Artık Ekim ajandalarının gözde festivali bu yıl da önemli sanatçıları ağırlayacak. Türkiye’den; genç neslin önemli müzisyenlerinden Erdem Helvacıoğlu, New York’lu çalışkan besteci Elliott Sharp ile bir performans sunarken, Sarp Maden Quartet, Oğuz Büyükberber’in son projesi ve daha önce Karga’da da dinleme şansını bulduğunuz Şenol Küçükyıldırım, grubu Ways ile sahne alacak. Uluslarası konuklar arasında ise, Charlie Hunter, Ron Carter, Ninja Tune’un baba DJ kolektifi DJ Food (Strictly Kev), Smadj ve Talvin Singh, Stephan Micus, James Carter gibi isimler var. Performanslar Babylon, Talimhane, Ghetto, CRR, Aya İrini ve AkSanat’da gerçekleşecek. Daha geniş bilgi ise; http://www.akbanksanat.com/kategori/207/festival-2008’da

İlki geçen yıl düzenlenen Spektro, uluslararası bir festival olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bu yıl, festivalin ikinci yılında, İstanbul yine yurtdışından ve ülkemizden önemli müzisyen ve video / film sanatçılarını ağırlıyor. Türk, Fransız ve Hollandalı sanatçıların ağırlıkta olduğu festival, 21-23 Ekim arasında her akşam 21:00’de Beyoğlu, Dogztar’da izleyenlerle buluşacak. Her yıl düzenli olarak yapılması planlanan festivalin, bu yılki söylemi ise “Yeni ses ve imgenin festivali, Spektro“.

Geçen sayı katılımcı beklendiğini duyurduğumuz Trans-Yapıt (1. Uluslararası Kültür Haftaları) festivali, 8-19 Ekim tarihleri arasında Kadıköy Gazhane’de. Festival programı (sürekli güncellenerek) www.trans-yapit.eu adresinde.
 
SERGİ
Alt ve üst kültür arasında kalan geniş arazide top koşturmayı alışkanlık edinen Kurye Video Organizasyonu ve Tiptak.com uzun süredir internet üzerinde “Webxibition” adında sergiler düzenliyorlardı. Birlikte ilk dış alan sergilerini farklı disiplinlere ve disiplinsizliklere açık sanatsal üretim mekanı Daralan’da 10-27 Ekim 2008 tarihleri arasında, görsel işitsel yaratım platformu Maker Arts’in desteğiyle gerçekleştiriyorlar. Sergide Anıl Duran, Candaş Şişman, Deniz Kader, Denizcan Yüzgül, Emre Can Öziş, Erkan Esenoğlu, Lokman Doğmuş, Mert Kızılay, Onur Şentürk, Zeynep Özkazanç’ın resim, fotoğraf, enstalasyon, vidyo, animasyon ve müzik gibi görsel ve işitsel yöntemlerle uygulanmış çalışmalarıyla karşılaşacaksınız. 10 Ekim 2008 günü saat 19.00 ’da yapılacak açılışta Emre Can Öziş, Erdem Göymen ve Cansun Küçüktürk ’ten oluşan “electroswazladagel” ve Mert Kızılay ın elektro-akustik performansına görsellerde Candaş Şişman ve Deniz Kader eşlik edecekler.