Düşünür de düşünürüm


Deniz Koloğlu
Hayır/evet demeyi bilmek nasıl önemliyse yani hayatiyse neden hayır/evet dediğini bilmek te o kadar mühim. Aksi takdirde öz muhalif bir mizaca sahip olmuş olurum. Büyükbabam bazı kelimelerin anlamlarını bir nevi kuvvetlendirmek için bu öneki kullanırdı (örn: çocukken ben bir “öz aç”tım). Bu durumu, hayır/evet deme manyaklığı diye de tanımlayabiliriz.
 
Şayet bir tarafa aitseniz yanaştıklarınızın hayırlarını/evetlerini söylerken bulursunuz kendinizi, hem de hiç düşünmeden. İşte bu yüzden tarafsızlığın tarafını tutuyorum ben, inadım budur. Böylece etki altında kalma riskini de azaltmış olurum. Çünkü taraftarlıktan mustarip herkes zaten tırnak içinde yalan söylüyordur; elinde olmadan karşısındakini kendi tarafına kazandırmak için masumundan hikâyeler düzüp duruyordur.
 
Risk demişken; ele alınması gereken olayların kendisiyken, nedense genel eğilim etkenlere kafayı takmak oluyor. İşte bu noktada kafam karışıyor, ortalık risk kokuyor, b.k kokusu. Beni olay ilgilendiriyor kardeşim!
 
Olayı kavramsal olarak oluşturan etkenler nelerdir?: kişi + durum + zaman + mekân + falan. Ben neye bakmalıyım, daha doğrusu kıllanmaya nerden başlamalıyım? E olaydan, çünkü merak uyandıran bizzat ve bizzat olayın kendisidir. Etkenler tesadüfi ya da planlı bir araya gelmezse olay olmaz ki! (örn: maçı izleyin, takımınızı değil.)
 
Risk, etkenler çukuruna düşme ihtimalidir. O çukur çok derindir ve de düşülen yerden yukarısı, yani olayın olduğu yer görülemez, oradan mevzua vâkıf olunamaz Her hâlükârda çukurlara dikkat. Arada içine inip bir bakmak gerekse bile aman dikkat.
 
Malzemelerim cebimde, ben giderim ormana hey! Açarım sepetimi, kurarım soframı, koyarım şarabımı, incelerim olayımı. Bütün bunları kendim için yaparım, yani kendi akıl sağlığım için, ota b.ka hayır/evet dememek için.
 

 

dkologlu@gmail.com