İhmal
Tayfun Polat
Ya zenginin biri hakkındaki sahtekarlık davası ya görevini kötüye kullanan bir kamu görevlisi, bürokrat veya idarecinin davası ya bir cumhurbaşkanı, başbakan, bakan yakını hakkındaki dava ya da en kötüsü ortada şüpheli bir ölünün olduğu ve güvenliğimizi sağlamakla yükümlü bir kolluk gücünün sanık koltuğunda olduğu bir dava düştüğünde duyarız zamanaşımı sözcüğünü. Ha, bir de devletin derin kısımlarını ilgilendiren, bilgisi ortadayken hasır altına süpürülmek istenen davalar var tabii. Erki ellerinde tutanların adaletin önünden kaçabilme aracına dönüştü zamanaşımı. Beraat etmezler. Haklarındaki dava düşer. Adalete olan güven düşer.
Zamanaşımı, yazılı ilk kanun olarak bilinen Hammurabi Kanunları’ndan beri yürürlükte. Böyle bir uygulamanın hayata geçirilme nedeni mülkiyet sahibi ile zilyet sahibinin haklarını ayarlamak, yani mülk hakkıyla kullanım hakkının devrini sağlamak. Temelini ise ihmal oluşturuyor. Eğer mülküne sahip çıkmazsan onu kullanmakta olan, onun yeni sahibi olur. İhmalin hangi koşulda kaç yıl sürmesi gerektiği çağlar ve yasalar boyunca değişse de, zamanaşımının mülkün sahibini koruduğunu söyleyebiliriz. Ancak ihmalde ısrar (bilerek ya da elde olmayan nedenlerle) ise zilyet sahibini mülkün sahibi yapıyor.
Zamanaşımının çıkış noktasının ise savaşa giden erkeğin savaşta ölmesi ya da yıllar süren savaşlarda toprağını ihmal etmesi (etmek zorunda kalması) durumunda toprağı kullanan kişiye menkul ya da gayrimenkulün haklarının devrolması olduğu söylenebilir. Ancak zaman içerisinde, uygarlık ve yasalar geliştikçe, zamanaşımı adaletin ve bürokrasinin daha hızlı işlemesini sağlamak için bir araç olmaya başlıyor. Bu işlevi ile de sadece mülkle ilgili ihmallerden ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözülmesinde değil, hemen tüm davaların karara bağlanmasında, adaletin hızlandırılmasında önemli bir uygulamaya dönüşüyor.
Devletin, ceza kanunlarında belirlendiği şekliyle belli bir zaman aralığında, işlenen suçla ilgili olarak dava açmamayı ya da açılan davaya devam etmemeyi veya sanığın cezalandırılmasından vazgeçmeyi taahhüt etmesi anlamına gelen zamanaşımı, hukukun temel kurumlarından artık. Yani devlet, bir vatandaşını ceza tehditi altına sokuyorsa, bu tehditi belirli bir süre içerisinde sonuçlandırmakla yükümlü. Aksi takdirde vatandaş suçlu olsa bile ceza uygulanamıyor.
Bütün bu yasalar ve zamanaşımıyla ilgili uygulamalarda tek bir koşul değişmiyor ama, zamanaşımının gerçekleşebilmesi için ihmal gerekiyor.
İşte, sorun ihmalin tersine dönmesi. Davalı ya da davacının değil, adaletin ihmali. 2006 senesindeki Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre Türkiye’de her beş davadan biri zamanaşımına uğruyor. Ankara Ticaret Odası’nın yine 2006 tarihli “Gizli Af: Zamanaşımı Raporu”na göre Türkiye’de her yıl ortalama 480 bin dava zaman aşımı nedeniyle düşüyor. Artık hangi suçu işlerseniz işleyin -Oktay Ekşi’nin tabiriyle- “zamanı kullanmayı” biliyorsanız, zamanaşımı süresinin doldurarak cezadan kurtulabiliyorsunuz. Bu meselenin bir boyutu. Diğer tarafta ise sürekli mahkeme değiştirerek, yeni hakim atayarak ya da sürenin geçmesine yarayacak herhangi bir başka yöntemle davaların düşürebilen bir de yargı sistemimiz var. Yargının yükünü hafifletmesi, mevcut dosya kalabalıklığını azaltması için uygulanması gereken durumları düşünemez hale geldik. Dokunulmazlığıyla zamana oynayan milletvekillerine, işkenceci polislere, görevini ihmal eden emniyet müdürlerine, bürokratlara, bin türlü usulsüzlükle bankaları boşaltan “iş adamları”na bakmaya gerek yok. “Unutmayacağız, unutturmayacağız,” dedik, 17 Ağustos Depremiyle ilgili olarak açılan davalardan sadece Kocaeli’de 150 tanesi zamanaşımı nedeniyle düştü.
Ben hakkımı aramıyorsam, hakkımı aramayı ihmal ediyorsam, davamın zamanaşımına uğramasına ses çıkartamam. Ama elimden geleni ardına koymasam bile, artık davacı ya da mahkemenin davamı zamanaşıma uğratmasına engel olamayabilirim.
Tamam, yeni ceza yasasında zamanaşımı sürelerinin arttırılması, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin soruşturmaların doğru yapılması, delillerin doğru toplanması ve delil toplama işleminin mahkemelere bırakılmaması yönündeki tavsiyeleri iyi niyetli çabalar. Ancak yeterli olmadığı da ortada. Gündeme düşen zamanaşımına uğramış her yeni dava aynı soruyu sorduruyor, adaletin ihmali olabilir mi?
Ortada deliller varken ceza hükmü verilememiş ve zamanaşımına uğramış her davada, ortada beraat kararı olmadığını unutmayın. O insanlar ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyor olsalar da suçları sabit. Bizim tek yapabileceğimiz de hatırlamak ve hatırlatmak. Adaletin yerini bellek aldı çünkü.
tayfunpolat@hotmail.com