BİR ELMAS DAHA…


Viktor Pilatan
Syd Barrett’in vefatı ne kadar içleri cız ettirdiyse de, 35 yıldır ortalıkta olmayan biri için buna yeterince hazır olunduğunu söyleyebiliriz. Ama Rick Wright öyle değildi. Pink Floyd’un en sağlıklı gözüken ve en istikrarlı elemanı, ne yazık ki yeni solo albümünün hazırlıkları sırasında, 15 Eylül’de türü açıklanmayan bir kanser nedeniyle 65 yaşında aramızdan ayrıldı. Hastalığa yakalanıp çabucak vefat ettiğini söylüyorlar ki, iyidir, sürünmemek, iyidir…
 
Rick Wright, Roger Waters ve Nick Mason’la beraber Pink Floyd’un en eski elemanı. Okulda beraber kurdukları gruba ne kadar Barrett’in dahil oluşuyla ve liderliği ele alışıyla beraber etkisini azaltsa da, o dönem müzikal olarak grubun en etkin ismi. Zaten ilk albüm “The Piper At Gates Dawn”da neredeyse ana vokalist gibidir ve şarkı yazımlarında Barrett’la beraber en etkin isim oldu..Farfisa orguyla, ünlerini kazanmaya başladıkları UFO Club’un tüm müzisyenleri gibi klavyeleri rock müziğe sokan öncü müzisyenlerden oldu.
 
Nick Mason’ın da dediği gibi: “Bu biraz George Harrison durumları. Kaybedene kadar ne kadar büyük bir müzisyeni kaybettiğinizi anlamıyorsunuz.” Rick Wright’ın sololara merakı yoktu. Onun için önemli olan Pink Floyd müziğinin altyapısını oluşturmak, şimdi dillere pelesenk “atmosferik tını”yı mükemmelleştirmek idi.
See Emily Play”, “Interstellar Overdrive”, “Atom Heart Mother”, “Echoes” (ki ana vokalleri üstlendiği bu şarkıyı, onsuz düşünmek mümkün değil) gibi bence Pink Floyd’un en güzel zamanlarının en güçlü elemanıyken, zirve noktası “The Dark Side of the Moon” ile geldi. Rick Wright’ın ustalık, olgunluk dönemi ordaydı. “Us and Them”, “Any Colour You Like” gibi şarkıların yanında belki de hem Pink Floyd’un hem de kendisinin en bilinen melodilerinden birine “The Great Gig In the Sky” ile imzasını, tek başına attı. Sonrası, gel-gitlerle dolu, Waters’ın garip halleriyle “The Wall”da ücretli müzisyeni konumuna gelişten sonra kısa bir yalpalama evresiyle ‘80’lerin sonunda tekrar Pink Floyd trenine biniş var sırada. 1996’da, 2. ama çok daha başarılı “Broken China”yla son solo işini yaptıktan sonra, David Gilmour’un solo kariyerine desteğe devam etti. Ve sonunda ne kadar olayın geneline arızalarımız olsa da, demek ki bir nedeni varmış, Live8’te son kez orijinal Pink Floyd kadrosuyla sahneye çıkabildi. (“Herhangi bir yerde, sahnede mutluyum.”)
 
Rick Wright’ın son katkısı David Gilmour’un yeni çıkan devasa canlı kayıt albümü “Live In Gdansk”ta bulunuyor. Rock müziğin altın çağının kahramanları artık yaşamlarının son evresinde ve bundan sonra da kötü haberleri sıklıkla duyacağız sanki. Ama halen aktif müzisyenlerde bu çok daha can sıkıcı oluyor. Ama Wright düşünceli adamdı. “The Great Gig in the Sky” şarkısıyla gazetecilere ölüm haberi için klişenin kralını sağladı. Gökyüzünde bir konsere katıldığını söylemeyeceğim. Hani mümkünse mutludur tabii. Ama zaten yaptıkları yeter de artar.
 
Bu arada, bahsi geçen David Gilmour albümü “Live in Gdansk” vesilesiyle ve Rick Wright anısına, 10 Ekim 2008, Cuma gecesi Bahadır Dilbaz Karga kabininde Pink Floyd çalıyor...

 

info@kargamecmua.org