DİNİMDEN FAYDALAN
Bugün gerçek İsa kalksa gelse / CIA indirirdi silahla / Oh, renkli camın ardında en yakıcı ateş / İnsan kalbine koyacak en karanlık gölgeleri / Ama Tanrı kendi kurmadı bu saltanatı / Tanrı, İsrail veya Roma’da yaşamıyor / Tanrı ait değil yanki dolarına / Tanrı koymadı o bombaları Hizbullah adına / Tanrı kiliseye gitmez bile / Tanrı göndermeyecek bizi yanmaya / Tanrı hatırlatacak bize ki zaten biliyoruz / İnsan ırkı ektiğini biçmek üzere (“Armageddon days are here (again)” The The – Mind Bomb LP)
Ortaokul, 4. Levent… Sırça bıyıklı, keskin bakışlı din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde, hocamızın yoğun bir ahlak bombardımanı öncesi erkekler için büyük günah olan favori ile ilgili kısa bir vaazını beni tahtanın sağ tarafında bekletirken attığı normal günlerden biri. Kısa bir azar işitme ve saç çekiştirmeden sonra sıraya dönüş… ışıklar kısılır ve bir korku filmi başlar. Cenabet attığın her adım cehennemde yetmiş yıl, aldığınız her bir damla alkol azap dolu kırkar yıl. Matematiksel hesapların keyfi ve bedensel, hormonsal akıntıları korku ile engellediği ön gençliğimizin şaşkınlık dolu anlarından biri daha. Ne dersin, hocadır, haklıdır, hem haksız olduğunu iddia etsen bile bunu en fazla aklından geçirirsin ya da kendini bu konuda biraz rahat hissettiğin ailenin herhangi bir bireyinin yanında birazcık fısıldarsın. Sonuçta bu adam bunun eğitimini görmüş…. ne eğitimi… din eğitimi… sanırım problem burada başlıyor; inanç değil, din eğitimi.
İnanç soyut bir tanım veya kavrama yürekten bağlanma durumudur. Bir yaratıcı, bir din…. İnanç aklımızın hayatı kavramaya çalıştığı günden beri, sanırım var olduğumuzdan beri olan bir durum, hal, vs. Herkesin içinde bir şeyler var orası kesin. Senin tarafında, benim tarafımda veya yepyeni bir yönde. İnanç insanı rahatlatan, baskıdan ve dünyadan kısa süreli de olsa uzaklaştıran bir parasetamol.
Dünya geliştikçe, zaman ilerledikçe, algılar açıldıkça; inancın kişiye özel durumunun daha da artacağını düşünürken, nasıl olduysa zaman, engizisyonun işkencesini bile arka saflarda bırakacak kadar acımasız davrandı ruhlarımıza. Binlerce farklı inanışın temelinde yatan ortak insaniyet, bizleri sadece farklı elbiselere bürünmüş mutlu kardeşler yapmalıydı. Ancak her şey tam tersi gelişti; elbiseleri parçalamaya, kardeşleri de kanlımız yapmaya kafayı koyduk bir kere. İnancımızın kullanım hakkını kendi ellerimizle otorite ve otoritenin kan bankası (ne yaptılarsa vatan-millet için yapan!!) yatırım imparatorlarına bıraktık. Aferin bize. Elimizdeki malzemeyi nasılsa bizim diye o kadar boşladık ki, “Taksim’in ortasında arazim var. Osmanlı’dan kalan tapusu var ama mahkemesi hâlâ sürüyor…” durumuna getirmeyi başardık. Sistem bize dava açtı ve tüm saf halimizi kullanma yetkilerini zamanaşımından dolayı eline geçirdi.
Bugün acı bir şekilde bunun içinde yaşıyoruz. Her cuma bir yüce din bilginini programlarına çıkartan, dediği her şeye seyircilerini neredeyse dizleri üzerine çöktüren sabah-kadın (?) programları, ramazanda bu işi her gün yaparlar. İşte o programlardan birinde tartışma konusu şu; “Düşmüş çocuğun ahrette anneye faydası olur mu?”… terbiyemi bozmamak için susuyorum. Soruya cevap veren, her türlü soruya cevap vermek için orada, hadi onu geçtik. Soruyu soranlar beni korkutuyor. Ölüm üzerinden bile inancın pazarlığının yapıldığı bir halka dönüşen dünya insanlığı beni gerçekten feci şekilde korkutuyor.
Devletin yönetiminden, bakkalın sattığı ürüne kadar her şey inançla, dinle yaldızlı bir şekilde kaplanmış. Bu gidişle daha uzun süre de böyle devam eder. Hepimiz bir gün onların tüketimine uygun imanlı prototipler olarak ortalıkta kuzu gibi dolanacağız. Tek derdimiz, temeline her nasılsa sadaka kültürünü koydukları inancımızda, ihtiyacı olan insanları beslemek olacak. Çözüm yaratmak değil çözümsüzlüğe doğru yol alacağız. Sonunda bizler de, kutsal olduğuna inandığımız bu kültürde sadaka için elimizi avucumuzu açıp bekleyeceğiz. Yaratıcılık ve üretimin sıfır noktasına geldiği noktada zaten hepimiz kendi kıyametimizi yaşıyor olacağız.
Son söz : “Bunlar hayatı o şişenin içinde görüyorlar"….
info@kargamecmua.org