Zamanın Üstünden Aşırmak
Serkan Kafalı
Söylene söylene fazlasıyla kağşamış sözü bir kez daha dillendirerek, herkes eşittir ancak bazıları daha eşittir diye söylenegelen ve bu eşitliğin eyyama gelmeyecek birkaç alanından birinin zaman olduğunu düşünenlerdenseniz, söylemeliyim ki fena halde yanılmaktasınız. Zaman, adil olmasa da herkese, yine de eşit mesafede görünür, yeterince uzaktan bakıldığında. Herkes zamanı geldiğinde ölecektir mesela. Herkes için bir dakika, bir saat, bir gün aynı uzunluktadır, saatlerimize baktığımızda. Zamanın içinin nasıl doldurulduğuna bağlı olarak zamanın hissiyatının, katlanılırlığının değiştiği aşikârken, yalnız bununla kalmayan, zamanın kimileri için aşılmaz bir mapus duvarı, kimileri için de üstünden hınzır bir neşe ile atlanabilecek şirin mi şirin bir bahçe duvarı olduğu zamanlardayız.Gazete okuma ya da televizyondan haberleri takip etme alışkanlığı olan ve hayatının son yirmi, yirmi beş senelik dönemini Türkiye’de geçirmiş herhangi bir kişi için zamanaşımı oldukça tanıdık bir kavram. Hafızamızı tazelemek amacıyla, yakın tarihimize dair şöyle bir listeyi* çabucak yapmak mümkün:
Susurluk'un kayıp silahları: Emniyet Özel Harekât Dairesi eski başkan vekili İbrahim Şahin'in de aralarında bulunduğu 10 polisin “kayıp silahlar” davası 7,5 yılda sonuçlanmadığı için zamanaşımına uğradı.
Örtülü ödenek: DYP eski Genel Başkanı Tansu Çiller'in başbakan olduğu dönemde “örtülü ödenek”ten dolandırıcı Selçuk Parsadan'a verildiği öne sürülen 5,5 milyar liranın tahsili davası zamanaşımına uğradı.
Alaattin Çakıcı: Alaattin Çakıcı hakkında Hıncal Uluç, Emin Cankurtaran, Engin Civan'ı yaralamaya azmettirmekten açılan davalar zamanaşımından düştü.
Cavit Çağlar: Cavit Çağlar'ın şirketi Nergis Holding A.Ş.'nin, 1995'te Ascor firmasına ait 91 paravan şirketten aldığı sahte faturalarla 445 milyar liralık haksız KDV aldığı iddialı dava, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düştü.
Hayali ihracat: hayali ihracat yolsuzluklarıyla gündeme gelen Yahya Demirel’in hayali ihracat davası 1987 yılında zamanaşımına uğradı.
Orhan Aslıtürk: “Naylon Fatura” yolsuzluğundan hakkında dava açılan Şişli eski Belediye Başkanı Gülay Çokay'ın eski kocası Orhan Aslıtürk'ün vergi kaçakçılığından yargılandığı dava zamanaşımına uğradı.
Batık bankalar: 1994'teki ekonomik kriz sırasında batan TYT Bank, Marmarabank ve İmpexbank'ın sahipleri Bülent Ener, Atilla Uras, Eliyeşil ailesi ve damatları Emlakbank eski genel müdürü Bülent Şemiler hakkında açılan davalar zamanaşımına uğradı.
Hayata dönüş operasyonu: 19 Aralık 2000 tarihinde F tipi cezaevlerine karşı 20 Ekim’den beri sürdürülmekte olan ölüm oruçlarını sona erdirmek amacıyla, 20 cezaevine birden yapılan operasyona verilen isimdi “Hayata Dönüş.” Operasyonda 2’si asker 31 kişi öldü. Operasyonun Bayrampaşa Cezaevi ayağında 12 mahkumun ölümüne sebep oldukları gerekçesiyle yargılanan jandarmaların davası, Haziran 2008’de zamanaşımından düştü.
Saatin tiktakları eşliğinde zamanaşımının taktikleri de birbirinden incelikli elbet:
Zamanaşımından faydalanmak için çok sık avukat değiştirilmesi, dava dosyasının incelenmesi adı altında davaların uzatılması, dava dosyalarının mahkeme mahkeme dolaştırılması, görevsizlik, uyuşmazlık, yetkisizlik kararlarının ardı ardına çıkması ve ne hikmetse davaya hangi mahkemenin bakacağına bir türlü karar verilememesi, bilirkişilerin bir türlü bileceklerini bilip de dava dosyalarından ayrılmaya gönüllerinin elvermemesi bu taktiklerin en sık görülenleri.
Zamanaşımından faydalanarak, haklarında açılan davalardan yırtanlara baktığımızda, ülkenin kerameti kendinden menkul seçkinleriyle, dokunulmazlıkları tartışılmaz hükmünde olan kurumlarının mensupları olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Zaten zamanaşımının mevcut uygulamaları muktedirlere bir ağaç gölgesi ferahlığı yaratmakta birebir görünmekte.
Zamanaşımının bu şekilde kullanımı, içinde fena halde sinsi bir yan da barındırmakta. Davalının yargılanıp şüpheye yer bırakmayacak şekilde beraat etmesi yerine, göreceği müsamahanın bilincinde olarak, topu korner direğinin yanına taşıyıp orada saklayarak zamandan çalmaya gayret eden futbolcu gibi yüzleşmeden kaçınması, dürüstlükle bağdaşması pek de zor olan bir tavır. Zaten güç sahiplerinden bu zamanlarda böylesi bir yaklaşım beklemek de saflığın daniskası olmakta. Daha önce bir yerde iktidar sahibi olmanın zamanlamayı doğru yapmayı bilmeyi gerektirdiğinden bahsetmiştim. Bu maharet sinsiliğin de cevvalliğin de zamanlamasını içermeli zaten her şartta.
Toplumsal hayattaki yansımasının ötesinde, öz olarak hiçbir fark içermeden bireysel hayatlarda da yansımasını görebiliriz zamanaşımına yatmanın. Golün üstüne yatmak gibi yine bir futbol referansını çağrıştırsa da, bu çağrışım da olayın özüne çok uzak durmamakta. İktidarın ikili ilişkilerdeki halleri içinde (iktidardan ari ilişki olur mu hiç kuzum), hakim tepeleri tutanın, gitmekle kalmak, ilişkiyi sahiplenmek ya da bırakmak arasında yarattığı araf, bu hale tipik bir örnek olarak görülebilir. Sorunlarla, kaygılarla, mesele kıvamına gelmiş ayrımlarla, denklerin yüzyüze geldiği bir zeminde yüzleşmekten kaçıp, bağlılığın bağımlılığa da bakan tarafında takılıp kalmış olan kişiyi bu uçsuz bucaksız arafta umarsızca ve umursamazca bırakmak, ilişkinin bu çorak iklimde yavaş yavaş kurumasına yol açmak da benzer bir sinsiliğin işaretidir. Böylesi bir davranış zamanın doğasını da bozar. Ömrün zamanıyla eşzamanlı işlemeyen zamansız ve donuk bir boşluk, bekleyenin içinde yabancı bir cisim gibi bu belirsizlikten beslenerek büyür. Var olmakla, olmamak arasında gidip gelen bu tahterevallinin bulantısına tahammül edilen süre de maalesef çokca iktidar sahibinin iktidarının sağlamlığıyla doğru orantılıdır.
İster bir dava olsun konu, ister bir ilişki, zaman kendinden başka hiçbir şeyi umursamadan, kendi bildiği hızında akar. Ölen öldüğüyle, kalan kaldığıyla, bir gün o boşluk dolacak, araf yok olacak diye bekleyen de beklediğiyle kalır. Çünkü zaman ve muktedir için dünya salt kendinden ibarettir.