Müruru zaman kisvesinde çöpe taşınan hayatlar
Eda Çizioğlu
Bir uzun gece daha geçer, sonra bir tane daha, bir tane daha. Durumu kanıksarsınız, zaten işin kuralı da budur. Sürekli cepten yenilen ve tükenmenin pohpohlandığı bir ortam.
Bir süre sonra insan kendisini dosya gibi hissetmeye başlıyor. İçine saçma detayların kayıt edilip, bir türlü arşive kaldıralamayanlardan. Sonu gelmeyen, sürekli bir bekleme ve boşa başa sarma hali.
Üzerinde uzun uzadıya düşünülmüş, toplantı üzerine toplantı yapılmış, beraberinde 44 paket sigara ve 150 fincan kahve tüketilmiş, beynin her kıvrımı zorlanarak üzerine yazılmış, çizilmiş bozulmuş baştan başlanmış, en az iki kere reddedilmiş, sonunda kabul edilmiş ve öylece bir kenara bırakılmış. Neden bilinmez neticelendirilmeden, sadece unutulmuş.
Bir gün biri toplantının en saçma anında şu bizim “zıpırtık radyo” için çalıştığımız kampanya ne oldu diye sorunca, herkesin boş gözlerle birbirine bakıp alt dudaklarını hafifçe aşağı büktüğü aynı anda da kaşlarını yukarı kaldırıp, konunun akıbetine dair yanıt veremediği meşum proje oluvermiş saatleriniz.
Kimseden ses çıkmaz. Konu kapanmış mıdır o bile belli değil?
Hayat devam eder, başka kahve fincanları, yeni projeler, zamana karşı yarış, uzun geceler, bitmeyen toplantılar serisi içinde gene aklınıza gelir, ne oldu o radyo işi. İşle en ilgisiz adam artık ıstırabınıza son vemek istediğinden olsa gerek ‘muhtemelen o da diğerleri gibi müruru zamana uğradı’ deyiverir pat diye.
Müruru zamana uğrayan işler mezarlığı olsa bir yerlerde ziyaret etmeniz gereken ne çok proje birikmiştir şuncacık iş yaşamınızda.
‘Hımm peki’, der diğerleri başlarını önlerine eğerler.
Kimsenin aklına ‘neden uğradı kendileri müruru zamana’ demek gelmez, dese ne olacak zaten, belli değil mi nedeni. Çalışılmış, beğenilmiş, ara sıra ısıtılıp ısıtılıp ortaya sürülmüş sonra da bilmediğiniz bir nedenden ötürü unutulup bir köşeye kaldırılmıştır.
Geceler uzun, çalışacak adam çoktur. Fikir denilen şeyin bir dibi, sonu yoktur. Sokak bu iş için ölüp geberen onlarca yeni mezun adamla doludur, işin kuralına uymak istemiyorsan buyur kapı açıktır.
Projeler hazırlanmak, sunulmak ve unutulmak içindir. İhmal edilen sadece projeler değil, sensindir çokça da, bunu konuşmanın ne yeri ne de zamanıdır, her zaman olduğu gibi.
İş yerlerinde, çoklukla adının önünde büyük sıfatlardan birisi konuşlandırılmış olan zat-ı muhterem bırakır seni bir ilgisizlik deryasına. Sen de hepi topu halihazırdaki projelerden birisin, beklentilerden kartopu olmuş olman, sadece önemsiz bir ayrıntı. Bir köşede durmak ve her şeyin geçmesini beklemekle yükümlüsün. Dur ve zamanın geçmesini bekle.
İhmal edilmiş bir şey yok ortada, sadece büyütüyorsun. Hepsi işin cilveleri, yoğunduk çok yoğun, unutuvermişiz, yoksa biz hiç seni ihmal eder miyiz?
Şimdi oturup muhasebe zamanı, yarın, olmadı öbür gün, aslında gelecek hafta ararım deyip kaç arkadaşını tarihin karanlık sayfalarına gömdün? Kaç defterin başına iri bir heyecanla oturup beş sayfa yazıp bir kenara fırlattın. Bütün kış, uzun uzadıya planlayıp, en ince detaylarına kadar şekillendirdiğin, oburca bulduğun her kitabı, her satırı okuduğun, sayfalarca not çıkardığın, evdeki her duvarı kapladığın haritaların önünde, ağzından salyalar akarak seyre daldığın, her önüne gelene koca bir heyecanla anlattığın, uzun seyahate ne oldu?
Müruru zaman mı? Şaşırmadım.
polente@gmail.com