Ötekiyle Çelişik Futbol


Volkan Ağır
Futbol oyununun bugüne yakın hali Avrupa’da orta çağda görülmeye başlandı. O dönemde oyun alanının sınırları, kuralları, oyuncu sınırı yoktu. Herkesin birarada tek bir topun peşinden koşturduğu oyun tam anlamıyla halkın vaktini eğlenmek için geçirdiği bir aktiviteydi. Ancak dönemin yöneticileri oyunu, “Halkın enerjisi vatan çıkarları için harcanmıyor. Halkın enerjisi boşa gidiyor. Ayrıca çok gürültülü ve rahatsız edici bu oyun” bahaneleriyle yasakladı.
 
İngiltere'de 1800'lerin sonuna doğru bugünkü şeklini almaya başlayan oyun, militer sisteme hizmet etmek için soylu çocukların okuduğu okullarda geliştirilip tek bir düzene oturtuldu. Bu düzen oturtulurken de kimi ötekileştirmeler baş gösterdi. Öncelikle kazanmak amacına bağlanan oyunda rakipler ötekileştirildi. Sonrasında ise milli takımlar kurularak, milliyetçiliğe hizmet edildi. Git gide tektipleştirilen oyunda tarihin tozlu sayfalarını karıştırırsak futbolun ötekisi sayılan kadın takımlarının varlığını görsek de, erkekler tarafından kurallaştırılan ve kurullaştırılan oyunda “erkek” olmayan her öğe tek tek kendini dışarıda buldu.
 
Bugün Brezilya Milli Takımı’nın en önemli oyuncularını oluşturan Afrika kökenli siyah ya da kahverengi derili oyuncuların Brezilya Milli Takımı’nda oynamaya izni yoktu örneğin. İlk Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan ve kupayı müzesine götüren Uruguay ise bu kuralı kaldıran ve takımda siyah oyuncuya yer veren ilk takım olmuştu.
 
1900’lerin ikinci yarısında İngiltere’nin dünyayı ve dolayısıyla futbolu da yönettiği ve geliştirdiği oyunda Justin Fashnau’nun hikâyesi ise farklı bir konuyu gündeme getirdi. Yetenekli futbolcu, erkeklerin oynadığı, erkeklerin izlediği, erkeklerin yönettiği bir oyunda erkeklerden hoşlandığını açıkça söyledi. Teknik direktörlükte bir efsane olan Brian Clough ise kendi otobiyografisinde yer verdiği üzere durum hakkındaki en ilginç ve belki de talihsiz açıklamasını yaptı.  “Neden sürekli gey barlara gidip duruyorsun?” Fashnau cinsel kimliğini açıkladıktan sonra aldığı ölüm tehditlerinin ardından, ne ilginçtir ki, cezai ehliyeti olmayan 17 yaşında bir genç tarafından öldürüldü.


 
Türkiye’de de futbol gelişiminin seyri ve içinde barındırdığı dinamikleri pek farklı değil. En keskin ayrıştığı nokta ise fazla devlet eliyle kurulmuş ve yönetiliyor olmasıdır. Bunu birçok takımın kuruluş tarihinin neden 1967 olduğunu sorgulamaya başlayarak çözmeye başlayabilirsiniz. ‘90’larda çocuk, 2000’lerde genç olarak futbol tribünlerinin en karanlık dönemlerine şahitlik ettim. Bu karartının başlangıcı konusunda, zaman zaman “Sadece bu olmamalı?” diye sorguladığım en kuvvetli sav, önemli bir spor düşünürü Dağhan Irak'ın şu sözlerinde yatıyor: “80 darbesiyle birlikte neo-liberal politikalar doğrultusunda toplumda sürekliliğini devam etmesi istenen her şey futbol tribünlerinin içine sokuldu ve bir toplumun ahlakı bu şekilde başarıyla düzenlendi.” (Yakında kendisinin çıkaracağı kitapta muhakkak detayları olacaktır.)
 
Bu düzenleme girişiminin sonunda sadece beyaz, Türk, Müslüman ve heteroseksüel erkek olanların kabul edildiği bir ortam oluştu. Tribünler rakipleri aslında ne kadar kendisine benzese de bu 4 unsurun dışındanmış gibi nitelenerek büyük bir nefret söylemiyle ötekileştirildi. Tribün cemaatinin, birbirinin sinirini bozmak için, içindeki “öteki olana nefret kusmak” güdüsünü maçın çoğunda yönelttiği hakemler ise bu oyunun her daim en ötekileri oldular. Anlık bir şekilde bazen A takımının, bazen de B takımının tarafını tuttular tribünlere göre, yani döneklik yapmakla suçlandılar. Bu da halk dilinde ibne’ye tekabül eder ki, tribünlerde sıkça duyduğumuz, bazen de yayıncı kuruluş sağ olsun, olmamış gibi davranmaya zorlandığımız, tezahüratın baş tamamlayıcısıdır hakem kelimesinin.
 
Yıllarca kötü yönetim gösteren hakeme yakıştırılan eşcinsel sıfatı, Trabzon bölgesi hakemi Halil İbrahim Dinçdağ’ın “sağlık sorunu” nedeniyle askerliğini yapmadığı için, görevinden alınmasına neden oldu. Üstelik kendi açıkladığına göre gerçekten fiziki nedenlerle, bu maddeyi kullanıp askerlik yapmayan hakem arkadaşları da görevine devam ediyordu. Yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye’de devlet eliyle yönetilen futbol oyunu, eşcinsel olduğunu açıklayan ve toplumun normlarına uymayan Halil İbrahim Dinçdağ’ı oyunun dışında tutmaya karar verdi ve onu hayata bağladığını söylediği futbolunu elinden aldı.
 
Dinçdağ 3 senedir işe geri alınması ve haklarının tanzimi konusunda yürüttüğü hukuk süreci artık son dönemecine girdi. Süreç içinde, birçok bilirkişi raporu onun haklılığını ortaya çıkarırken İstanbul Valiliği İnsan Hakları Komisyonu da dava sürecinde Türkiye Futbol Federasyonu’nun “insan hakları ihlali silsilesi” yaptığı kanaatine vardı. Son dava ise Mayıs ayında.
 
Fakat Halil İbrahim Dinçdağ, başlattığı hak mücadelesi sürecinde esas davayı toplum içinde kabul ve destek görerek buldu. Sadece yerelde değil, Avrupa çapında da davasına destek buldu. Ankara, İstanbul, Münih ve Berlin gibi birçok önemli kentteki hem LGBT hem de taraftar derneklerinin verdiği destekle ayakta kalarak davasını sürdürdü.
 
3 yıl evvel bu yola çıkan Dinçdağ’ın başlattığı süreç, birçoklarınca Don Kişotçuluk’tu. Ancak bugüne bakıldığında davasının peşini bırakmayan ve yılmayan Dinçdağ, futbolun her daim içinde bulunan “öteki”lerin varlıklarını sürdürebilmesi çıktığı hücumda şimdi kaleci ile karşı karşıya. Mayıslar her zaman şampiyonlukların kutlandığı mevsimdir. Bu sefer şampiyonluk futbolun ötekileştirdiklerinin olmaya çok yakın. volkan.agir@gmail.com