Öteki Ölmedi, Hayaleti Sürünüyor! (Öteki İçin Gelecek Yok)


Deniz Yenihayat
“Sözün özü, eleştiri sanatı, fikirlere ihanet etmeksizin sloganlar icat etmektir. Yetersiz bir eleştiriden kaynaklandığında sloganlar, fikirleri modanın ayağına düşürür.” - Walter Benjamin, Einbahnstrasse
 
Bir zamanlar gerçek “öteki”ler vardı; azınlıkta ama güçlülerdi. Seslerini duyurmak için içlerinden kendilerini ifade etme isteği fışkırıyordu. Çünkü anlatacakları bir şeyler vardı. Ötekiler, duyarlıydı. Onlar dünyanın göründüğü gibi olmadığını çok iyi biliyor ve bunu çoğunluğa da fark ettirmek istiyordu. Kiminin gelir adaletsizliğiyle ilgili fikirleri, kiminin de sadece cinsel tercihini özgürce yaşama hakkını elde etmeye ihtiyacı vardı. Ötekilerin sesi çıkıyordu, söyleyecek derin düşünceleri vardı. Çünkü ötekiler, içlerinde bulundukları herhangi bir durumu düşünme ve değerlendirme yetisine sahipti.
 
Mesela içinde debelendiği zorlukları çığlık atarak ifade edenler, müzisyenler... Özellikle Britanya’nın ekonomik sarsıntılarla uğraştığı ‘70’lerde, insanca yaşayabilmek için isyan eden gençler, çığlıklarına özgü yepyeni bir müzikal dünya yarattılar. Genel akım dünyanın “serseri” diye nitelendirdiği kirli, eğitimsiz, fakir, ahlaksız ama duyarlı gençleri; eksik ritimlerle, içgüdüleriyle, kendilerinin gelişimini ve zevkle yaşama haklarını engelleyen “sistem”e isyan ettiler. Dünyayı değiştirmek için şarkı söylediler. Popüler kültürde bir delik açtılar. Tek çıkış yaratıcılıktı. Onların şarkıları, birçok toplumsal inancı değiştirebilir, günlük rutin içinde kanıksanmış birçok durumu bir sorun olarak yeniden tanımlayabilirdi. Onlar kendilerine verilmiş olanla yetinmiyor, kuralları iplemiyor; gerçek veya simgesel şiddet, küfür, müsriflik ile birlikte insanları hor görerek ve tuhaf hareketler takınarak dünyayı olumsuzluyorlardı.*
 
Tanrı, aşk, sağlık, devlet, iş, aile gibi yaşamsal olguların aslında insan eliyle yapılmış olduklarını ve istenirse alaşağı edilebileceklerini hatırlatıyorlardı herkese. Artık dilencilik, aylaklık, seviyesizlik, nefret ve hastalık daha iyiydi onlar için, hastalıklı bir toplumun dişlisi olmaktansa.
 
Bugünse anlık olanın kültürü hâkim. Öteki fikirler kanıksanarak sistemin içine dâhil ediliyor. Köşeler yumuşatılıyor, tatlı teknolojiler fısıldanıyor insanata.
 
Bu noktaya nasıl gelindiğini Greil Marcus gerçekten sarsıcı bir biçimde açıklıyor: “Didik didik edilmesine rağmen hâlâ efsanevi olmayı sürdüren altmışlı dönem, her şeyin gerçek kabul edildiği, bu yüzden de her şeyin mümkün olduğu inancı üzerine temellenmişti. ...Sonrasındaki yıllarda ise her şey tersine dönmüş, simgesel bir ‘69 hareketi olarak tersine dönerek ağzımıza verilmiştir.”
 
O günlere kadar elbette bunun onlarca örneği yaşandı. Bu, reformdan başlar, dadalarla filan devam eder, sitüasyonistlerle zirve yapar, bu serserilerle de kirlenir. “Dünya hepsi de bir diğerinin uyarlamasından başka bir şey olmayan yabancılaşmalardan ve ideolojilerden, hiyerarşilerden ve bürokrasilerden kurulu bir yapı bütünü.”
 
Bugünse o kadar çok “öteki” var ki... Sistemin kabulüyle legalleşen tüm karşı duruş ve hareketler artık toplumda sadece bir “renk” olarak salınıyor, yer değiştiriyorlar. Greil Marcus, yirminci yüzyılın gizli tarihini anlattığı Ruj Lekesi kitabında buna da vurgu yapıyor: “Artık her şey –seks, aşk, aile, eğitim, pop müzik, star sistemi, hükümet, gitar soloları, emek, refah, alışveriş, trafik, reklamcılık- bir çirkinlik, kötülük, yanlışlık, iticilik, engelleme ve esaret konusu haline gelmişti; artık her şey bir bütünün parçalarından ibaretti.”
 
Artık “öteki” topluma, toplumda olanları anlayacak insanlara çığlığını atmaktan vazgeçti. Çünkü insanlar “öteki”yi ifşa etti. Artık gözünün açılabilme ihtimalinin olduğunu, pırıl pırıl yeni nesil iletişim araçlarıyla fısıldayan sıradan insan “öteki”nin de ölümüne neden oldu. Varoluşu tehlikeye giren anaakım iktidar (güç manasında) savunma mekanizması olarak da çareyi “öteki”nin içini boşaltmakta buldu. “Öteki” sadece bir moda ikonu olarak sabitlendi, işlevsizleştirildi.
shakecambodia@gmail.com