Kılavuzu Karga Olanın
YAYIN
Türkiye’de sinema üzerine yayınlar deyince ilk sıraya koyacağımız ve geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz değerli araştırmacı, yazar Rekin Teksoy’un muhteşem Sinema Tarihi kitabından sonra bu kez Ansiklopedik Sinema Terimleri Sözlüğü okuyucuyla buluşuyor. Sözlükte yer alan 1250’den fazla maddenin büyük çoğunluğu kısaca tanımlansa da, önemli sinema kurumları ve kuruluşları, sinema akımları, sinema tarihinde iz bırakan olaylarla ilgili maddelerde geniş açıklamalara yer verilmiş. Sinemaseverler ve sinema öğrencileri için çok önemli bir kaynak olacağına eminiz.
FİLM

Indie The Game herhalde bilgisayar oyunları üzerine yapılmış en özgün filmlerden biri. Kanadalı sinemacılar James Swirsky ve Lisanne Pajot tarafından kotarılan ve prömiyerini geçen sene Sundance’te yapıp üzerine de belgesel montajı ödülü alan yapım, üç adet bağımsız bilgisayar oyununun yapım sürecini ve yapımcılarının kendi yaşamlarını oyunlara aktarma çabalarını odak alıyor. Belgeseli izledikten sonra bilgisayar oyunlarının sanatsal tarafına daha kani olma şansını bulacaksınız. Bahsi geçen oyunların Fez, Braid ve Super Meat Boy olduklarını da belirtelim.
Birkaç senede bir, böyle tüm jönlerin toplandığı vurdulu kırdılı filmlere açlık duyuyor olmalıyız. Bunların sonuncusu Gangster Squad son dönemin en yetenekli isimlerini bünyesinde barındırarak baştan kazanıyor. İlk filmi Zombieland ile dikkatimizi çeken Ruben Fleischer’ın yönettiği ve 2. Dünya Savaşı sonrası Los Angeles’ında geçen bir mafya filmi olan Gangster Squad, Sean Penn, Josh Brolin, Nick Nolte, Ryan Gosling’den oluşan kadrosuyla tam eski ekol bir polisiye önerse de ilk yorumlar pek de yeni bir şeyler sunmadığı. Açıkçası Hollywood’un zaten son yıllarda yeni herhangi bir şey sunduğunu söylemek de zor. Sadece bu yılın Oscar adaylıkları da bunu kanıtlıyor. Yeni dönemin en yetenekli isimlerinden Ryan Gosling’in bir başka filmi The Place Beyond the Pines da bir göz atmayı hak ediyor bu arada.
DİZİ
Bu aralar İngiliz televizyonunda enteresan şeyler oluyor. Utopia son yıllarda izlediğimiz hiçbir şeye benzemiyor. Londralı tiyatro ve televizyon yazarı Dennis Kelly’nin yazıp yönettiği “Utopia”, komplo teorileri içinde yüzüyor ama bunu muazzam şekilde yapıyor. Gayet yüksek kalite müzikleri ve görsel stilini bir yana bırakırsak, abartısız oyunculukları ve ortak payda ödünü vermeyen 13 yaş üstü havası son zamanlarda birbirinin tekrarına dönüşen yeni başlayan diziler arasında bizce çölde bir vaha. Soğuk savaş sırasında bir nevi derin devletvari işler yürüten, salgınlar başlatan The Network adlı grubun gizeminin farkına varan sıradan insanların başına gelenleri ve onların peşindeki psikopatları ilk bölümlerinde ön plana alan yapım kesinlikle şu an televizyonlardaki en dikkat çekici iş. Ayrıca Neil Jordan’ın has adamı Stephen Rea’nın şimdilik “gözüktüğünü” de hatırlatalım. Kesin tecrübe edilmeli.
ALBÜM
Aralık-Ocak ayları albüm yayınlanma dalında ufak tatillerin yaşandığı dönemler. Biz de bu sayıda çıkan albümleri tanıtmak yerine bu yıl yayınlanmasını heyecanla beklediğimiz çalışmaların haberlerini verelim istiyoruz. Öncelikle sağır sultanın da duyduğu gibi yeni David Bowie albümünün yolda olduğunu belirtmeli. The Next Day adını taşıyan ve 14 şarkıdan oluşan çalışma Bowie’nin 10 yıl aradan sonraki ilk orijinal albümü olacak. 8 Mart’ta yayınlanacak The Next Day’de Bowie, Tony Visconti ile yeniden birarada ve oldukça rock sound’lu bir albüm olduğu söyleniyor. 18 Şubat’ta çıkacak Push The Sky Away 5 yıl aradan sonra çıkacak Mick Harvey’siz ilk Nick Cave & The Bad Seeds albümü. Cave ve Warren Ellis’in Grinderman eğlencesinden sonra arkamıza yaslanıp rahatça tecrübe edebileceğimiz bir çalışma gibi gözüküyor. Hayırlısı.
Şubat ayında beklediğimiz önemli çalışmalar arasında Eels (Wonderful, Glorious) ve Thom Yorke’un yeni grubu Atoms For Peace’in (Amok) albümleri ve ayrıca, sıkı durun, Johnny Marr’ın ilk solosu olacak The Messenger var. İlk solo derken Elizabeth Fraser’ın 5 yıldır beklediğimiz solo debütü ve My Bloody Valentine’ın 17 (!) senedir beklediğimiz 3. albümleri önümüzdeki aylarda raflarda olacak gibi gözüküyor. Sun Kil Moon adıyla son yıllarda harika albümler yapan Mark Kozelek’ten bir cover’lar çalışması, memlekette pek popüler Vampire Weekend’in 3. albümünün eli kulağında…
Bahar Patlaması… Bahar aylarında ilk albümüyle anında-klasik bir işe imza atan Jonathan Wilson’ın 2.’si, Primal Scream’den 5 yıl aradan sonra Robert Plant katkılı yeni bir çalışma, gene Robert Plant’in Band Of Joy’u takip edecek yeni çalışması, istim üzerindeki The National, Trent Reznor’un yeni heyecanı How To Destroy Angels’ın heyecanla beklenen uzunçaları yayınlanacak. Trent Reznor bu arada Queens Of The Stone Age’in yazın yayınlanacak yeni albümüne de destek atıyor ki yılın olayı gibi bakmaktayız bu işe. Eski topraklar Depeche Mode, U2, Pearl Jam, AC/DC veeee Black Sabbath gibi isimlerin de önümüzdeki aylarda yeni albümlerini yayınlaması veya detaylarını belli etmeleri bekleniyor. Ve The Knife. 100 dakikalık yeni albüm Shaking The Habitual Nisan’da geliyor. Asıl olay budur. Sabredemeyiz diyenler: Mike Patton’un bir diğer sevgili grubu Tomahawk’ın, ilk albümleriyle kalplerimizi kazanan indie tayfa Local Natives, yeni Ben Harper ve Broadcast albümleriyle vakit geçirebilirler bu arada.
KONSER

Tortoise ile yatıp kalktığımız günler çok da uzak değilmiş gibi geliyor hâlâ. Ama en son İstanbul’a yolları düşeli 9 yıl olmuş bile. Hatta son albümleri Becons of Ancestorship’in üzerinden bile neredeyse 4 yıl geçmiş. Post-rock, minimalizm, deneysel rock, electronica, krautrock ve cazı harmanladıkları türler ötesi müzikleriyle ‘90’ların ikinci yarısında üzerimizde derin etkiler bırakmışlardı. İlk konserden hiç haberiniz bile olmadıysa, kaçırdıysanız falan, bunu kesinlikle kaçırmayın.
19 Şubat, Salı, 21:30, Borusan Müzik Evi
Ayın en heyecan verici konseri 16 Horsepowerr’dan tanıdığımız David Eugene Edwards’ın 10. yılını dolduran projesi Wovenhand’den geliyor. Geçtiğimiz yıl yakından tanıdığımz Alexander Hacke’nin prodüktörlüğünü üstlendiği 6. albümü The Laughing Stalk’u yayınlayan Wovenhand yeni ve daha sert canlı grubuyla sevenleri ve yeni tanışanları da mest edecektir. Alt. Country ve Neofolk ilgimizi cezbeden tarzlar. Bunun iyisi için kaçırmayın.
1 Mart, Cuma, 21:30, Salon İKSV
SERGİ
31 Ocak - 2 Mart 2013 tarihleri arasında, Sanatorium’ da gerçekleşecek “Yaşam Laboratuvarı” adlı karma serginin esin kaynağı, Fransız sosyolog Bruno Latour’un, hayvanlar üzerinde testler yapan bir biyoloji laboratuvarı üzerine gerçekleştirdiği incelemesi Laboratuvar Yaşamı. Kitapta laboratuvar yaşamı, bilimsel gerçekliği belirleyen, ona yön veren bir çalışma ortamı, sosyal bir alan olarak ele alınırken, laboratuvar ortamında üretilen bilginin hataya açıklığı ortaya konuyor. “Yaşam Laboratuvarı” sergisi ise müspet bilimlerin ortaya koyduğu bu gerçekliği bilinçli olarak bozan ya da çevremizi algılarken hissettiğimiz tanıdıklık duygusunu sorgulatan bir dizi görsel deneyden oluşuyor. Konusu anatomiden aydaki ayak izine, kuantum teorisinden yeni yaşam formlarına kadar değişkenlik gösteren bu deneyler, yaşamın hayret verici olasılıklarını görsel temsiller aracılığıyla araştırıyor, yaşamı, bütün kategorilerden ve bilimsel süreçlerden bağımsız bir bütün olarak bir kez daha düşünmeyi öneriyor. Sergide işleri yer alan sanatçılar, Cins, John Conway, Bora Başkan, Yunus Emre Erdoğan, Ece Gökalp, Sinem Mucur, Can Pekdemir, Berke Soyuer ve Elif Süsler. Serginin küratörlüğünü Elif Gül Tirben yapıyor.
KARGART İSTANBUL DENEYSEL PERFORMANS FESTİVALİ

Nisan 2013’te gerçekleştirilecek deneysel performans festivali, performans kültürüne son elli yıldır yön veren düşünce insanları, icracı ve yönetmenleri ile performans sanatına kaynaklık eden icra tiplerinin biçimlerini ve dünyadaki aktüel açılımlarını yönlendiren performans sanatçılarını karşılaştırmayı hedefliyor.
Bu karşılaşmalar -yapımları seyretme, farklı düşünceleri, perspektifleri ve konumlanmaları dinleme şeklinde olacağı gibi- atölye çalışmaları, kolokyum ve “buluşmalar” dolayısıyla, birlikte tartışmanın ve araştırmanın yaşanacağı bir zaman dilimi oluşturacaktır. Festival, katılımcıların Anadolu ve Ortadoğu’daki geleneksel gösteri formlarıyla karşılaşabilmelerini sağlamaya dönük buluşmalarla zenginleşecek.
Son Başvuru: 10 Mart 2013
Ayrıntılı Bilgi ve Başvuru için: info@kargart.org – 0216 330 31 51
Ünlü - Rumi
Bir süredir Kadıköy sokaklarında görmeye alıştığımız Tayfun Ünlü’den nihayet yeni kayıtlar da geldi. 1998 yılında yayınlanan O ve Z Hikayesi albümünden sonra uzun bir sessizlik sürecine giren, 2009 yılından beri de yeniden bir araya gelerek az da olsa konserler vermeye başlayan Ünlü, memleketin en sağlam, en dikkat çekici rock gruplarından biri olması dışında, Almanya kökenli olmalarının bir etkisi olsa gerek, ‘90’larda müzik yapan tüm rock grupları arasında prodüksiyon olarak da alışmadığımız seviyede iyi işler ortaya koymuşlardı.

4 yeni parça ve albüme de adını veren “Rumi”nin kısa versiyonuyla birlikte 5 kayıttan oluşan EP, yine düzenlemeleriyle ve gitar riff’leriyle Ünlü’yü niye özlediğimizi net bir biçimde ortaya koyuyor. Önceki işlerden belirgin bir fark varsa o da şarkı sözleri. Sözlerin tamamında ve albümün ruh hali olarak ruhani konular işlenmiş. Tayfun Ünlü’nün direksiyonu ele aldığı bu EP’de tüm sözler ve düzenlemeler kendisine ait. Prodüksiyon ise Tayfun Ünlü ve keyboard’lar, programlama ve bas gitarda da adını gördüğümüz Oliver Laib tarafından yapılmış.