Hayalleri Bırak...
Erdal Çiftçi
İnsan, bildiğimiz kadarıyla kendi varoluş koşullarını değiştirmek konusunda en başarılı canlıdır. Bunu yaparken kendisi ile çevresini değiştirerek yeni bir ekosistem kurar ve başat bir aktör olur. Kendisinden önce var olan birçok canlının geçirdiği evrimi neredeyse katlayarak yaşayan bu varlık, birkaç bin yıldır kendisini belirleyen koşullar üzerinde hâkimiyet de kurmaya başladı. Bu durum kendisini diğer canlılardan oldukça farklı bir yerde konumlandırmasına neden oldu ve neredeyse yarı-tanrılaştı.Tüm bunları gerçekleştirmesi sırasında varlığı ile yetinmeyen bu canlı bu yolda birçok şey kullandı. Hırsı, korkuları, hayalleri ve diğer duyguları ona kılavuz oldu. Tüm bunları yaparken kendini aşabilmek uğruna yeni metotlar ve taktikler üreterek bugüne geldi. Artık, bugün, modern bir çağda inşa edilen kimlikler kolektif yanı zayıf, kişisel özellikleri kuvvetli hale gelmişti.
Bu çağın temel saiklerinden biri olarak da “insan evladı hayalsiz olmaz” şiarı ile hayaller türün varlığının önkoşulu haline getirildi. Zamana, koşullara ve kişiliğe bağlı olarak insanlar arasında farklılık olabileceği kabullenilse bile, yokluğu bir zaaf olarak değerlendirildi. Hayal kurma derslerinin bile varlığına şahit olduğumuz bu çağda, umudu yaşatmadığımız sürece varoluşumuzun elimizden gideceğine dair bir kanaati paylaşılır hale geldi.
Hayal kurmaya yapılan bu vurgu inorganik bir kimliği de dayatmaya başladı. Edinilen bu inanç sayesinde neredeyse herkes isterse her şeyi yapabileceğine olan önkabulle hareket eder hale geldi. Bu konuda seminerler, kitaplar ve çeşitli eğitim programları etrafımızı sardı ve hayalleri olmayanlara insan muamelesi bile yapılmamaya başlandı. TV’deki şovlar, bestseller kitaplar, siyasi ve sosyal kurumlar, hatta iş görüşmeleri bile bu dünyayı beslerken, ondan da beslenmekte. Organize olmuş danışmanların yardımı ile tüm bu hayalseverler arkadaşlar ülkemizin temel dinamiği haline getirildi.
Hayaller bizim gibi post-modern toplumların temel dinamiklerinden biri haline gelince, kendine uygun bir söylemi de üretti. Modernizmin tamamlayamadığı post’una bıraktığı eşitlik ideası, hayaller sayesinde varlık kazandı. Bu iddianın konsepti hepimizin hayal kurmak konusunda eşitliğidir. Rengimiz, etnik yapımız, hatta sınıfsal pozisyonumuz da buna engel olmaz. Bu durumun yanı sıra bence bir temel sıkıntı da hayal nesnemizin ortalama meta üretimi de destekler halidir. Kültürel kodlar, arzu nesneleri, fetiş ikonların hayal dünyası ile bir ilişki kurulur. Hayallerin kodlanması en son ODTÜ olaylarında sol camiada da kendini göstermiştir. 500 puanla girilen bir okula yapılan güzelleme, sistemin ürettiği puan fetişizmine muhalefetin bile kandığının güzel bir örneği.
Gelelim dosya konumuza ve bodoslama girelim. Hayal kırıklığı konusunda nedense hayal kurabilmenin tersine bir eşitsizlik vardır. Hayal kırıklıkları, mağduriyet ikliminde büyüyenlerde daha çok rastlamakta. Kırılan hayallerimiz onların gerçekleşmemesinden kaynaklandığına göre hayaller ve koşullar arasında bir paralellik var. Bu durumu biraz açalım: insanlar kurdukları hayaller –buna anlatı diyelim- ile bir modellemeye giderler. Bu modelin gerçekleşmesi ise olgulara bağlıdır. Birey hem kendisi hem de çevresi ile bir alışverişe girerek anlatıyı tanımlar. Başta anlattığım kültür endüstri ile gaza gelen özellikle gençler, ucu açık bir modellemenin yani hayalin peşine düşebilir.
Gerçekleşme olasılığını göz ardı eden bir şekilde gerçekleşmesini neredeyse hayatlarının önüne koyabilirler. Hayal kuranın kendisi olduğunu ve sonuçlarından da onun etkileneceğini unutarak hayali varlıklarına öncül kılabilmektedirler. Hayal kurmanın faaliyetinde gerçekleşen bu çarpıtma aynı zamanda insanların güçlerini de kırarak, potansiyellerini tekrar göstermelerine engel olmakta. İnsanların yaşadıkları hayal kırıklıkları tekrar hayal kurmalarının da en büyük engellerinden biri olmakta. Koşullar göz ardı edilerek, gaza gelerek yapılan bu denemeler hem maddi hem manevi çöküntüleri yaşayan bir toplumla yaşamamıza da neden olmakta. Etrafımızda mutsuz bir hayatı sürenlerin birçoğu hayal kuramadıklarından değil mesnetsiz hayallerin yaşattığı kırıklıklardan muzdarip olanlardır.
Artık hayal kurmaya ihtiyacımız olmayacağı bir dünyanın peşine düşelim. Mucizeler, rastlantılar ve çapsız iddiaların olmayacağı bu dünyada birbirimize ne kadar benzediğimizi görelim. Her birimizin kendine dair iddiasının koşulları ve gerçekleşmesi halinde yaratacağı sonuçların rasyonelce tartışılacağı bu dünya, en azından gerçekçi kimlikler üretecektir. İnsan varlığını ve geleceğini romantik bir yanılsamadan, hayallerden kurtarmak bize istek ve arzularını ifade etmekten imtina etmeyen bir toplumun var olabileceğini gösterecektir. Bu durum gerçekleşir ise; aramızda yaşadığımız çatışmalar, sahip olduğumuz kimlikler ve yanında yer alacağımız taraflar sarih, hakiki hatta samimi olacaktır. erdalciftci@yahoo.com