Çizim: Mıstık Mıstık

Hayal Kurukluğu


Tayfun Polat
Yeni yılın ilk sabahı, saat 05:20’de kendi kendime soruyorum; “Nasıl bu hale geldi?”

Böyle bir gecenin sabahında, yanıbaşındaki duş başlığından dikkat çeken bir hızla su damlarken klozette oturan biri, birden bunu düşünebilir. Sonra damlayan suya takılıp, hiç üşenmeyip cep telefonunun kronometresini çalıştırabilir ve dakikada 87 damla sayabilir. Daha da üşenmeyip, yine telefonun hesap makinesini açarak suyun günde 126.288 kere damladığını hesaplayabilir. Hiç gereği yokken ve esas mevzu bu değilken.

Esas mevzu neydi? Hah, nasıl bu hale geldi? Düşünmeye başlayınca ilk akla gelenler:

1. Yat, uyu.
2. Günde 126.288 kere damlayan bir musluktan kaçan suyun bedeli nedir? O değil de, suya niye para veriyorum? (Kapitalizm gözümde seyiriyor.)
3. Üç sihirli bir sayıdır. Mahnov’un Ukrayna’da, Durutti’nin İspanya’da kurdukları hayallerin gerçekleşebileceğini görmüşken iki devrimin de başarısızlığa mahkûm edilmesi bir sürü anarşistin hayallerini kırmış olabilir. Ben hâlâ 3.’nün hayalini kuruyorum. Hem artık Bolşevikler yok. Gerçekleşen hayalin, artık hayal değil gerçek olması da hayal kırıklığı bir anlamda. Ama bu hayalim kırılabilir.
4. Dört hakkında zamanında içime doğanlar oldu. Çok güzel bir niyetti. Herkes en iyisini istedi. Ama öyle olması için kimse niyetinden çok yapmadı. Öyle olunca da olmuyor işte.
5. Yine nasıl bu hale geldi?
6. Ne yılbaşı gecesiyle ne de yeni yılla ilgili hiçbir hayal kurmadım. Hiçbir beklentim olmadı. Olaylar gelişigüzel gelişti ve güzel geldiler. Yeni yıl da böyle gider belki. Yani bu hale nasıl geldiğini düşünmenin âlemi yok.
7. Böyle durumlarda akla ilk gelen içsesin söylediğidir, ki genellikle doğru söyler. Dolayısıyla artık madde 1.

Kıssadan hisse, nasıl bu hale geldiği zaten belli değildi.

Şunları da belirtmek isterim;
Kurulmayan hayal kırılmaz.
Kırılacak diye hayal kurmamak olmaz.
Hepimiz hayal kurarız, hayal görürüz; bazen gece, bazen gündüz.
Düş görmek de denir, düş görmenin sebebi düşünebilmektir.
Aslında, işin aslı düşünmektir.
Düşünmeden olmaz.

Şimdi, yeniden düşünelim; “Nasıl bu hale geldi?” tayfunpolat@hotmail.com