CALEXICO: Tex-Mex Bilmem Aga, Harbici Americana
Utkan Çınar
‘90’lı yıllarda, dijital videonun hız kazanması ve belgeselin oldukça popüler bir tarza dönüştüğü dönemde, ki bu, günümüzde etkisi hafif azalsa da halen devam etmekte, enstrümental müziğin bir görsel ile beraber sunulması bir alışkanlık haline geldi duyularımızda. Bu girişten sonra asıl konumuz olan Calexico’ya biraz bu açıdan yaklaşmak iyi olur kanısındayım.2 ve 3 Mart’ta Salon İKSV’de 2 gün üst üste konser verecek olan grubu daha önce hem İstanbul’da hem de Paris’te izleme şansı bulmuştum ve hemen baştan, kaçırılmaması gereken bir performans olduğuna ne kadar emin olduğumu belirteyim. Bunun için 2011’de yayınladıkları ve çoğunlukla canlı kayıtlardan oluşan Selections From Road Atlas: 1988-2011 albümüne bakmak yeterli. Yani kısaca zanaat on numara; orada sıkıntı yok. 11 Eylül 2012’de yayınlanan son albümleri Algiers ise New Orleans’ta kaydedilmiş usta işi bir çalışma. Zaten Calexico’nun albümlerindeki istikrar grubun en güçlü yanlarından biri. Latin sosu gene kararında ve Andrew Bird’ün başımıza sardığı, iyi de ettiği, barok-pop’tan da esintiler taşıyan albüm birçok diziye de güzel soundtrack olabilecek şarkılar barındırıyor. Koy; baştan sona dinle.

Grubun hikâyesine başlarken başka bir baba Alt. Country grubu Giant Sand’den başlamak lazım. Howe Gelb’in önderliğinde hâlâ çok sağlam müzikler üretmeye devam eden Giant Sand 1985’te Arizona’da kurulduğunda Calexico’nun bir yarısı John Convertino onlarla davul çalmaktaydı. 1990’da diğer yarım Joey Burns, ki Kaliforniya’da müzik okumaktaydı, turne basçısı olarak onlara katıldı. O sırada Burns ve Convertino ayrıca Friends of Dan Martin isimli bir grup kurdular. Hatta Sub Pop ile bir albüm anlaşmaları bile oldu. Ama diğer üye Bill Elm’in ayrılmasıyla ikili Victoria Williams, Richard Buckner gibi isimlere ritim section olarak hizmet verdiler. Calexico’nun da en güçlü yanı bu dönemlerde gelişti zaten. 1997’de Spoke’la başlasa da Calexico’nun albüm kariyeri, asıl bomba 1998 tarihli, The Black Light idi. Grubun Arizona çölü ve Meksika’nın kuzeyine adanmış bu albümü o harika ‘90’ların, harika başyapıtlarından biri olarak durmakta başköşede. Bu albümde bulunan “Minas De Cobre” bendenizin de grupla ilk tanıştığı şarkıdır. Ve nedense o zamandan beri de İspanyolca isimli şarkılarının toplamda daha iyi olduğunu düşünmüşümdür. Şarkı tam bir spagetti western soundtrack’i gibidir ve grubun Latin havalarına ne kadar hakim olduğunun kanıtıdır. Belki Güney ve Batı Amerika’daki yoğun Hispanik nüfusun etkisi de vardır üzerlerinde. Hani Latin-Indie veya Alternative Americana diye türler yaratırsak Calexico bunların soyağacının tepesindedir.
2000’deki Hot Rail ve 2003’teki Feast Of Wire (elektronik ve rock unsurlarıyla) grubun şöhretinin ve tanınırlığının artmasında önemli rol oynasalar da ben bu dar yerimde hemen tarihi 2005’e getirmek ve Iron & Wine (nam-ı diğer Sam Beam) ile kotardıkları In The Reins isimli EP’lerine getirmek isterim. Overcoat Records’tan Howard Greynolds’un dahiyane fikriyle (Greynolds’un bir başka fikri de Will Oldham ve Tortoise’in beraber bir cover albümü yapmasıdır ki o da The Brave & The Bold adıyla gerçekleşmiş ve dibimizi düşürmüştür) biraraya gelen Beam ve Calexico kanımca şu ana kadarki en iyi işlerine imza atmıştır. Blues, country ve kendi imza sound’larıyla bezeli, 7 şarkı ve bir başyapıt.

In The Reins’teki ortaklık Calexico’nun müziğinde de hafif bir değişim yaratmış ve klasik Latin nefesliler yerine elektro gitarlar gelmiş; 2006’daki Garden Ruin grubun daha surata çarpan, “kırılganlığı” olmayan bir albüm olarak kayıtlara geçmiştir. 2007’de ise grup gene bir harika ortaklığa imza attı ve o dönem bayağı bir sükse yapan Dylan biopiki I’m Not There’in soundtrack’inde My Morning Jacket’tan tanıdığımız Jim James ile beraber Dylan’ın “Goin’ To Acapulco”sunu müthiş yorumladılar. Gene aynı albümde Charlotte Gainsbourg ve Roger McGuinn’e de destek çıktılar. Artık A Ligi oyuncuları olmuşlardı. 2008’deki Carried To Dust grubun sound’unun en özgün hali ve country’nin devreye girdiği ayrı bir güzellik oldu. Açılış şarkısı “Victor Jara’s Hands” (“Victor Jara’nın Elleri”. Bu isimde bir şarkısı varsa bir grubun kulak kabartmalısınız zaten) Best Of yayınlarken şarkı seçmekte zorlanacak grubun bu büyük müzisyene adadığı bir şarkıydı.
2010 ve 2011’de sırasıyla Circo ve The Guard isimli filmlere yapılan soundtrack’lerden sonra yukarıda da bahsettiğim Algiers geldi. Calexico, 20 yıla yaklaşan tarihi, avuç dolusu özgün ve çok iyi çalınmış albümlerle bir hazineye dönüştü. Gerekirse her sene izlemeli, gerekirse ayda bir müzikçalara takmalı. Bu konserlerini de kaçırmamalı. khgv@gmail.com