Çay, Süt ve Şeker


Burak Bayülgen
Şırıl şırıl akan dereden ormandaki patikaya kadar yol gösteren ayak izleri, şimdi bıraktılar beni bu eski kulübenin boş odalarında. Dışarısının sesleri kesilmişken kulaklarımda, geceleri başımı koyduğum kuş tüyü yastıklar bu kadar mobilyanın arasında en az bahsettiklerim olacak. Çünkü daha porselenler var bahsedilecek, tahtalar, ahşaplar var...

Tahmin ediyordum buralar lanetli diye. Öyleymiş hakikaten. Ben de ne kadar diri ve gençtim... Şimdi ise kalkanların gerisinde bir kuş tüyüyüm, o kadar.

Sana sunduğum tüm zevkler, ince rötuşlar gibi dudaklarımı dikiverirler birbirlerine... ki bir daha konuşamayayım, değil mi?.. Hele ki iltifatlarında ağzına gelen o ilk sözcükler, kafamı çevirdiğim her yöne, her yere çok ama çok ağır hakaretler. Porselenlerin kırıkları dilini kessin diye sana çay gibi sabır servis edebilen benim sadece. Süt ve şekere rağmen bir şeyin seni tedirgin ettiğini nasıl da iyi bilirim ben... Bırak kalsın izi kanın bardak ağzında. Onları yıkamak çok kolay, dert değil. Yeter ki edebilirsek, biraz daha muhabbet edelim seninle. Benim de dikişlerim atsın.

-*-

İşte, seni geri çağırıyorum böylece eve; bu boş kulübeye. Bak, portakallar büyüyor bahçemizde, ben büyüyorum. Kış oldu mu çürüyorum -yine de en sevdiğim mevsim bu.

Ben içerideyim, sen dışarıda. Hafif soğuk burası. Hayal kırıklığı da tamamen dışarıda, içeri girmek için izin istiyor soğuktan ötürü; sen istemiyorsun. Odunları yakmaya başladım: Tahta kaseler, tahta kaşıklar, duvar, çatı, tavan. Kış geldi işte... Terliyorum biraz...

Sadece beni dereden buraya getiren ayak izlerini hiçbir zaman göremeyeceğin için mi girdi içeri bunca hayal kırıklığı?.. burakbayulgen@gmail.com