Bisikletli Çocuk
Kaan Karsan
Avrupa sinemasında edindikleri özel yeri günden güne daha da sağlamlaştıran Dardenne Kardeşler’in bol ödüllü Bisikletli Çocuk’larını ülkem vizyonunda görmek bir lüfuf aslında. Bu nedenle filmin dağıtımını üstlenen M3 filme teşekkür etmek lazım. Zira The Tree of Life ve Tomboy gibi başarılı örneklerle “çocukluk” üzerine nadide eserler izlediğimiz bir senede, The Kid with a Bike gibi bir filmi gözden kaçırmak büyük bir hata olacaktı. Cannes’da da Juri Büyük Ödülü’nü Bir Zamanlar Anadolu’da ile paylaşan Bisikletli Çocuk, lafı uzatmadan söyleyeyim, senenin en iyi filmlerinden biri kesinlikle.Film, tıpkı adından da anlaşılabileceği gibi, tek bir karakterin dünyasını ele alıyor. Daha çocuk yaşta babası tarafından terk edilen ve halen umursanabileceğine dair umutlar besleyen, kimsesizliğinden ona evini açan iyi kalpli bir kadın sayesinde kurtulan ve hayatındaki otorite eksikliğini çocuk ruhuyla doldurmaya çalışan her çocuk gibi bir çocuk Cyril Catoul. Bazen her çocuk kadar masum, bazen de her insan kadar suçlu…
Dardenne’lerin uzun ve zorlu planlarla kotardıkları minimalist filmleri belki de insanın en karmaşık dönemine, hiçbir karakterini ihmal etmeden, cesurca odaklanıyor. Küçük bir çocuğu kameranın odak noktasına yerleştirerek, ondan son derece sosyal gerçekçi bir tablo çıkarıyor. Cyril’in kıstırılmış, bastırılmış psikolojisi, verdiği her kararda perdeye çarpıcı bir biçimde yansıyor. Bisikletli Çocuk, bir çocuğu ele alıp sinema adına tehlikeli olabilecek ve sığ kalabilecek sularda gezinmesine rağmen, ahlakçılıktan ve didaktiklikten her an kaçınarak, neredeyse dört başı mamur bir film haline geliyor. Kullandıkları gözlemci kamerayla filmi izleyen her izleyiciyi kendini filme bütünüyle kaptıran gözlemcilere çeviren film, senenin sinema anlamında en bütünlüklü işlerinden biri.

Dardenne’lerin bu iyice olgunlaşmış bir sinemayı içerisinde barındıran filmi, sene içerisinde izlediğimiz iki değerli filmle beraber daha da büyük bir önem kazanıyor. Bu filmler elbette, Terrence Malick’in temelinde makro bir konuya odaklasa da mikro ölçekte bir çocuğun otorite hezeyanlarına odaklanan The Tree of Life’ı ile Celine Sciamma’nın bir çocuğun cinsiyet buhranından dem vuran Tomboy. Çocukların toplum tarafından şekillendirilmesinden bir adım önce başlayan, aile temelli yaşadıkları bu kimlik bunalımları, üç filmin de ele aldığı önemli meselelerden biri. Kısa aralıklarla sinema, psikoloji ve sosyoloji açısından oldukça değerli üç eserle karşılaşmak, bir sinemasever açısından hiç şüphe yok ki zihin açıcı bir deneyim oluyor.
Adı geçen diğer iki film gibi, Bisikletli Çocuk da çocuk oyuncu yönetimi konusunda dudak uçuklatan bir eser. Filmin başrolünü ve tüm iletisini üstlenen Thomas Doret’in genç yaşında bu kadar ağır bir rolü taşıyabilmesi, gerçekten de takdire şayan. Cyril’in sosyal hayatında yaşadığı tüm sıkıntılar psikolojisini alt üst ederken bunu Thomas Doret’in gözlerinden gözlemlemek pekâlâ mümkün. İşin içsel boyutu bir kenara bıraksak dahi, Doret’in başarısı azalmıyor. Zira Dardenne’lerin uzun mu uzun plan sekanslarını bu kadar iyi ezberleyebilen, hiçbir anında izleyene bir pişmemişlik hissettirmeyen, çok iyi ölçülmüş bir performansı var Thomas Doret’in. Elbette bu konuda takdiri hak eden tek kişi kendisi değil. Gerek oyuncu seçiminde gerekse yönetiminde çok iyi iş çıkaran Dardenne’ler gerçekten büyük bir yetenek keşfetmişler. Doret’e eşlik eden Cecile De France’ın da her zamanki gibi perdede ışıldadığını ve çocuğun koruyucu meleği rolünde üst düzey bir performans sergilediğini söylemek kesinlikle mümkün.
Cannes başta olmak üzere birçok festivalde övgü ve ödüller toplayan, senenin en dikkate değer birkaç işinden biri olduğu su götürmez bir gerçek olan Bisikletli Çocuk, sinema perdesinde seyretmezseniz üzüleceğiniz türden bir eser. Sinemanın gözlem gücünü doksan dakikalık süresi boyunca her an sergileyen ve sinemaya yeniden âşık eden bir film. Dardenne’lerin olgunluk dönemi eserlerini kaçırmayın derim. kaankarsan@gmail.com