Doğru Politik’cilik ve Kent*

Gülşah Aykaç

Doğru Politik’cilik ve Kent*

.başlık
Bilginin evrildiği bir dönemde yaşıyoruz. Artık doğru, güzel ve gerçek gibi üst düzeylerden bahsetmek pek mümkün değil. Bunun yerine tartışmanın kendisi bir tartışma haline gelmiş durumda. İlişkileri, doğayı, sanatı, mimarlığı nasıl tartışıyoruz? Bu tartışma politik mi kontrol altında tutulan ve sönümlendirilen bir politik taklidi politik mi, depolitik mi?

*Bu yazı dosya konusu olan politik doğruculuğu tersine çevirip “doğru politik’cilik” üzerinden kentleri ve kentleşmeyi tartışmaya açmak üzerine bir başlangıç.


.kent
İktidar tarafından şekillendirilen kentler, bugün kentlilere olmayan şehirler sunuyor. Kent gibi birbiri içine akmayan ancak biçimiyle beğeni kazanan yüksek konutlar ve bu konutların tüketim odaklı kamusal alanları... Kamusal alan bireylerin karşılaşma alanı olduğu için önemli. Karşılaşma beraberinde politik meseleleri birlikte dert edinmeyi getiriyor. Ev-iş-yol üçlüsünün dışına çıkmak gerek. Ancak dışarısı (yeni kamusal alanlar) tüketim kültürü o anda neyi işaret ediyorsa ona bağlı olarak kurgulanan (bugün moda, spor ve sağlıklılık ile ilgili mekânlar) kapsüllere dönüşmüş durumda.

İstanbuldaki yeni yeni şehirlerin yanısıra, bütün olarak Ankara depolitikleşen bir kent örneği olarak görülebilir. Çünkü Ankara’da meydanlar değil kavşaklar bulunuyor. Şehir gitgide yere batıyor, alışveriş merkezleri dört yanı çevrelemiş. Tartışmaya, karşılaşmaya, yaratıma açık kent, çok küçük bir kesimin bildiği ve gittiği kafeler ve girişi pek kolay olmayan üniversite kampüsleri ile sınırlı.

.kent hakkı
Yeni oluşan kentlerin yanı sıra yürütülen kent politikaları yüzünden kent; yanma, çökme, soylulaşma, etiketlenme’lere / lara maruz kalıyor. Harvey’in tarif ettiği kent hakkı; soylulaşan ya da yeni oluşan (Ataşehir gibi) kentler içinde pazarlanan bir şeye dönüştü.

İktidarın kentlere yaptığı bu “doğru politikcilik” ile politikayla bağımız medya ile sınırlanıyor. Medya ise; nerede heyecanlanacağımız, nerede umutsuz olacağımız, nerede güleceğimiz, nerede ve ne tüketeceğimiz üzerine durmadan çalışan bir makina gibi.

Politik aktivizm elimizi kolumuzu katılaşmış, kalıplaşmış, süregiden yaşayıştan biraz kurtararak tartışabilmek... Zihnin uçabildiği, tartışabildiği, örgütlenebildiği mekânlara ihtiyacımız var. Kurumun ve medyanın oluşturduğu sanal / fiziki mekânlardan başka bir yerlere. Katmanları, olanakları, teni ve belleği olan kent gibi kentlere...

Etkileşimler:
Ömer Uysal, Işıl Uysal ve Ali Aslan ile İstanbul’da deneyimler
David Harvey, Sosyal Adalet ve Şehir
Zizek, Mimari Paralaks

gulsahaykac@gmail.com